20 Ekim 2017 Cuma30 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:48Güneş 07:14Öğle 12:56İkindi 15:54Akşam 18:25Yatsı 19:44
    • 31°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 28°C Balıkesir
  • BIST: 108.277 -0.14
  • Altın: 151,616 0.26
  • Dolar: 3,6780 0.55
  • Euro: 4,3348 0.16

Başkanlık sisteminin geçeceğini sanmıyorum

Abdulkadir Özkan

Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile ilgili görüşüm 40 yıldan beri olduğu gibi bugün de değişmiş değil. Yani bugün de Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini düşünüyorum. Başlıktan maksadım Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile ilgili anayasa değişikliğini yeterli görmeyenlerin seçimlerden önce Başkanlık sistemini gündeme getirmiş olmalarının yanlışlığıdır. Bana göre seçimlerden sonra yeni bir anayasa yapılması gündeme gelse bile hayata geçirilmesi ihtimalini zor görüyorum. Kısacası belirtmeye çalıştığım Başkanlık sisteminin kabul edileceğine olan inancımın zayıflığıdır.

Bu noktada elbette son anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanını halkın seçmesi kabul edilmişken, bu yeni durum bir kere olsun halkın önüne götürülmeden yeni bir değişikliğin gündeme getirilmesine gerek var mı? diye de düşünmek gerekiyor. Kanaatim o ki, Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerekliydi ama Başkanlık sistemine geçilmesi en azından bugün için gerekli değil, hatta bazı mahzurları da olabilir. Bunun için zihinsel bir değişime ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Parlamenter yapı içinde bile 2-3 dönem iktidarda kalan partilerin giderek muhalifi kabul ettiklerine karşı tahammülsüzleştiklerini, ellerinin uzanabildiği meslek örgütleri ile etkili ve ses getiren tüm sivil toplum örgütlerini arka bahçeleri konumuna getirmenin gayreti içine girdiklerini görüyoruz. Hatta bunun için Meclis'ten yasalar geçirerek bir takım örgütleri kendilerine bağımlı hale getirmenin adımları atılıyor. Bunun örneklerini vermek istemiyorum. Ülkemizdeki gelişmeleri biraz olsun takip edenler görürler ki iktidarı ve muhalefeti ile siyasi partiler başta sendikalar ve meslek örgütlerinin yönetimini ele geçirmenin mücadelesini veriyorlar. Geçmişte yardım kuruluşu olan Kızılay'ın ele geçirilmesi için partiler arasında nasıl çekişme yaşandığını yakından bilenlerdenim. Herkes kendi işine baksın diyemiyorlar. Bunun yanında sivil toplum örgütlerinin yöneticileri de bizim işimiz siyasi kadroları belirlemek ve yönetmek değil, üyelerimizin sorunlarını dile getirmek ve bunlara çözüm bulmanın mücadelesini vermek diyemiyorlar. Kısacası toplum olarak demokrasi anlayışımızda bir eksiklik, bir çarpıklık var. Diyebiliriz ki demokrasi ve özgürlükleri hepimiz öncelikli olarak kendimiz için istiyoruz, bizden kabul etmediklerimizin de bizim inisiyatifimize ve insafımıza terk edilmesini istiyoruz.

Meslek örgütlerinin hak aramak için düzenledikleri mitingler ve eylemler birer ideolojik gösteriye, hatta siyasi gövde gösterisine dönüşüyor. İktidarlar ise her türlü hak arayışını kendilerine karşı bir girişim olarak nitelendiriyor. Yani demokrasiyi özümseyebilmiş değiliz. Genel insan hak ve özgürlükleri noktasında ortak bir görüş toplumda oluşmadığı için, herkesin özgürlük anlayışı farklılık arz ediyor. Birileri kendi inanç ve düşüncelerine hiçbir sınırlandırma getirilmemesini isterken, kendilerinden farklı kabul ettiklerinin düşünce ve inançlarının sınırlarını da kendilerinin belirleme isteğini ve dayatmasını özgürlüklere aykırı olduğunu kabul etmek istemiyorlar. Bu ülkede yıllardan beri çarpık anlayış hakim oldu.

Hemen belirteyim ki bu çarpık anlayış sadece toplumun bir kesimine mahsus değil. Şimdiye kadar her durumda ülke yönetimini ellerinde bulunduranlar yıllardan beri toplumun önemli bir kesimini dışladılar. Hatta toplumun dışına atmayı bile hakları saydılar. Bu yapı ters dönerse yarın ne olur orasını bilemem. Çünkü, yıllardan beri dışlanan, ezilen, horlanan, baskı altında tutulan kesimler bir öfke patlaması yaşarlarsa haksız mı olurlar?

Demem o ki, öncelikli olarak beyinlerimizde fertlerin özgürlükleri konusunda ortak değer yargılarını yerleştirmek durumundayız. Bu yapılmadan bir Başbakan çıkar, bir iş adamı "CHP seçimlerden birinci çıkar" dedi diye tehdit anlamına gelebilecek bir değerlendirme yapabilir. Bunu dile getirirken bu yazıdaki hedefimin başbakan olmadığını belirtmek istiyorum. Derdim toplum olarak genel durumumuzu değerlendirmektir. Bu ülkede en azından 60 yıldır bir takım kendini beğenmişlerin insanımızı kendi isteklerine göre dizayn etme gayretlerini, bunun için darbelere alkış tuttuklarını, insanları hapishanelere tıktıklarını unutmuş değilim. Demek istediğim o ki Başkanlık sistemi kim kazanırsa kazansın ruhumuzun derinliklerinde gizlenen bir takım duyguların ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi yıllardan beri yaşanan yanlışların en az indirilmesi için şimdilik yeterlidir. Kaldı ki seçimlerden sonra başkanlık sisteminin gündeme getirilmesi bazı iç ve dış odakları kolkola girerek ülkeyi germek için harekete geçirebilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.