18 Ekim 2017 Çarşamba27 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 16°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 5°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 9°C Balıkesir
  • BIST: 106.991 0.49
  • Altın: 151,481 -0.24
  • Dolar: 3,6762 0.88
  • Euro: 4,3196 0.38

Darbecilerin yargılanması, görüş açıklamanın risk oluşturması!

Abdulkadir Özkan

Tam bir çelişkiler ülkesinde yaşıyoruz. Bu çelişkilerin sorumluluğunu da genellikle siyasilere yüklemeyi tercih ediyoruz. Bu yüklemede elbette siyasilerin önemli payı var. Ancak, milletin hiç mi sorumluluğu yok?

12 Eylül askeri darbesinin lideri Kenan Evren'nin ifadesinin alınmasının ardından dünkü tüm gazeteler bu konuya ağırlıklı olarak yer verdiler. Önemli bir haberdi ve medyanın olayı manşete taşıması da gayet doğaldı. Bu arada 12 Eylül darbesine öncesi ve sonrasıyla alkış tutanlarda bugün Evren'in ifadesinin alınmasını demokratik bir gelişme olarak değerlendiriyorlar, bir bakıma bu gelişmeye destek veriyorlar. Peki dün darbeye alkış tutanların bugün darbecilerin yargılanmasının yolunun açılmasına da alkış tutmaları bir çelişki değil mi? Bu anlayış 'dün darbe gerekliydi - Evren ifadesinde öyle söylüyor- ama bugün darbecilerin yargılanması gerekiyor gibi dün dündür bugün de bugün' mantığının sergilenmesi olmuyor mu?

Olayın bir başka boyutu ise darbecilerin yargılanmasını engelleyen 12 Eylül darbe anayasasının referandumda bu milletin yüzde 92 evet oyuyla kabul edilmiş olması ister istemez insana üzüntü veriyor. Çünkü, darbecilerin hazırladığı anayasaya evet denilmesi onların yargılanmasını istememek anlamına geliyordu. Geriye dönüp o günün şartlarında milletin yapacağı fazla bir şey yoktu. Kaldı ki 12 Eylül anayasasına millet evet diyerek darbecilerden biran evvel kurtulup seçim sandığının önüne getirilmesini istedi denebilir. Ancak, yine de darbe anayasasına bu milletin yüzde 92 gibi çoğunlukla evet demesinin izah edilir bir yanı yoktur.Ve darbecilerin sergilediği haksızlık ve hukuksuzluklardan o gün referandumda evet diyenlerin de payına bir şeyler düşer diye düşünüyorum. Kaldı ki, darbe anayasasına evet denilse bile bu evet oranlarının yüzde 50-60 civarında kalması darbecilere bir ikaz anlamına gelebilirdi. Ne var ki yüzde 92'lik evet darbecilerinin kendilerini haklı görmelerinin yolunu açtı ve aradan geçen 30 küsur yıl boyunca darbecilerden hesap sorulamadı. Bırakın hesap sormayı konunun gündeme getirilmesi ve tartışılması bile akıl edilmedi. Böyle olunca da aklı esen ya doğrudan ya da dolaylı bir şekilde siyaseti kendi isteklerine göre dizayn etme hakkını kendilerinde gördü. Buna birde Kenan Evren'in ifadesinde ileri sürdüğü gibi TSK iç hizmet yasasının 35. maddesi gerekçe gösterildi. Öyle sanıyorum ki dünya üzerinde Türkiye dışında hiçbir ülkede darbeler yasal bir dayanağa oturtulmamıştır. Bu da ülkemizin bir başka çelişkisi.

İnsanımızın önemli bir kesiminin beyninde darbecilik ile demokratlık birlikte barınabiliyor. Nasıl barınıyor, bu mümkün mü diye sormayın... Yukarıda da belirttiğimiz gibi çelişkilerimizin temelini de zaten bu anlayış oluşturuyor.

n n n

Üzerinde durmak istediğim bir diğer husus ise işadamlarının siyasi duruşunu açıklayıp açıklamamaları konusu. İşadamı İnan Kıraç'ın seçimlerden CHP'nin birinci parti olarak çıkacağı şeklindeki değerlendirmesine ilk tepki Başbakan Erdoğan'dan gelmiş ve Başbakan işadamlarının siyasi duruşlarını ilan etmelerinin kendileri için bir risk oluşturacağını söylemişti. Olay burada kapanmış sanılırken bu defada ortaya Bakan Egemen Bağış çıkarak, Başbakan ile hemen hemen aynı çizgide bir değerlendirme yaptı. Bağış'ta, "İşadamının siyasi duruşunu ilan etmesi kendisi için risk" diyerek sanki aba altından sopa göstermeye kalkıştı.

Bu noktada birkaç soru sıralamak ve bu soruların cevabını okuyucularımın vermesini istiyorum:

- İşadamları da bu ülkenin bir vatandaşı değil mi?

- Her vatandaş gibi işadamlarının da siyasi duruşlarını açıklamaları onların hakkı değil mi?

- İşadamları şimdiye kadar siyasi duruşlarını hiç açıklamadılar mı?

- Bir işadamının siyasi duruşunu ilan etmemesi o işadamının bazı partilerle temas halinde olmadığı, partilere maddi destek vermedikleri anlamına mı gelir? Her seçim kampanyası öncesinde bazı işadamları siyasi havayı ve bazı partilerin yükselişe geçmiş olmasını dikkate alarak o partilerle temasa geçmez mi?

- Bu memlekette özellikle bazı partiler iktidar imkanlarını da kullanarak kendi zenginlerini oluşturma yoluna sapmıyor mu?

- Bunun da ötesinde bir işadamı siyasi görüşünü açıklıyorsa bunun ne gibi sonuçları olacağını zaten hesap ediyordur ve bunu göze almıştır. Böyle olunca iktidar koltuğunda oturanlar ayrıca bir uyarıya neden ihtiyaç duyarlar? Bu gözdağı vermek anlamına gelebilir mi?

- Bir işadamının siyasi duruşunu açıklamasının ardından bunun bir risk oluşturacağını ileri sürmek demokratik anlayış ile ne kadar bağdaşabilir?

- Demokratlık sadece bizimle aynı görüşü paylaşanlar için mi geçerli?

Bu soruların cevabı sanıyorum olayın özünü ortaya koyacaktır. Verilen cevapların çok farklı olması bile sonucu değiştirmeyecektir. Demek istediğim o ki toplum olarak bir çelişkiler yumağı ile sarmalanmış durumdayız.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.