17 Aralık 2017 Pazar26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:43Güneş 08:16Öğle 13:07İkindi 15:24Akşam 17:45Yatsı 19:12
    • 14°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • -18°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 109.330 -0.31
  • Altın: 155,894 -0.46
  • Dolar: 3,8638 -0.70
  • Euro: 4,5501 -0.72

Siyaset sorun üretme değil, çözme işidir

Abdulkadir Özkan

Siyaset ülke yönetimine ve sorunların çözümüne talip olmak işidir. Hatta siyaset sorunları çözmeye talip olma sanatı diye de tarif edilebilir ama ülkemizde yapılan işin sanatla pek fazla ilgisi olmadığı için sanat yerine işidir kelimesini seçtim. Nereden çıktı şimdi siyasetin sorun üretme değil sorunları çözme işi olduğunu tartışmak diyebilirsiniz. Seçimler hem belli sürelerle halkın iradesinin tecelli etmesini sağlamak için yapılır. Hem de siyaset bir takım sebeplerle çıkmaza girdiğinde çıkmazdan çıkmak için halka gitmek anlamına gelir. Ne var ki bizde son seçimler bırakın sorunların çözümüne katkıda bulunmayı ülke gündemine yeni sorunlar taşındı. Hem de bu iş bilerek yapıldı. Niyetin ne olduğu pek de önemli değil. Yani CHP, MHP ve BDP'nin bazı tutukluları listelerine alarak milletvekili seçilmelerini sağlamaları daha işin başında seçimlerin arkasından yaşanacak sıkıntıların habercisiydi. Yani kimsenin çıkıp da işlerin bu noktaya geleceğini bilmiyorduk deme hakkı yoktur. Eğer bu kadar bir sonucu tahmin edemiyorlarsa sözü edilen siyasilerin siyaseti hemen bırakmaları gerekir. Kısacası bazı sanıkları seçim yoluyla yargının elinden çekip alma hareketi ülkeyi bugünkü sıkıntıların içine sürüklemiştir. Her ne ise bu konu üzerinde daha fazla duracak değilim. Ülke insanının önemli bir bölümünün yıllardan beri çözüm beklediği bir sorunu yeni hükumetin kurulacağı şu günlerde gündeme getirmek ilgililerin hem dikkatine sunmak hem de seçim meydanlarında verdikleri sözleri hatırlatmak istiyorum. Artık iktidarı ve muhalefeti ile siyasilerin asli görevlerinin bir takım taktiklerle siyaseti kilitlemek, yeni sorunlar üretmek değil var olan sorunlar üzerine kafa yormak olduğunu hatırlamaları gerekiyor.

Sözünü edeceğim konu emeklilerin durumu ve emeklilerin intibakının yeniden düzenlenmesi meselesidir. Bu konu geçen yasama döneminde zaman zaman gündeme geldi. Ancak çözüme giden yolda ciddi bir adım atılmadı. Emeklilere altı ayda bir yapılan zamlar ise kesinlikle soruna çözüm üretecek noktada değildi. İktidar partisi geçen dönemlerde bütçe imkanlarını öne sürerek emeklilerin ücret durumunun iyileştirilmesini geleceğe bıraktı. Hiç kimse ülkenin ekonomik bir dar boğaza girmesini, iflasın eşiğine gelmesini istemez. İstenen husus mademki milli gelir hızla artmış, kişi başına 10 bin dolar seviyesine gelmiştir bu artıştan emeklilerin de adil bir pay almasıdır. Çünkü, milli gelir artışının büyük bir bölümü sınırlı bir kesime akmakta toplumun büyük bir kesimini oluşturan dar ve sabit gelirlilerin geliri yerinde saymaktadır. Açıklanan resmi enflasyon rakamları oranındaki gelir artışı gelirin yerinde sayması değil midir? Halbuki başta emekliler olmak üzere dar ve sabit gelirlilerin rahat bir nefes alabilmesi için gelirlerinin insanca yaşamalarına imkan verecek bir seviyeye çıkartılması gerekir ki enflasyon oranında yapılan zam bir işe yarasın. Kısacası özellikle emeklilerin ücretlerinin önce bir noktaya çıkarılması gerekiyor ki iyileştirme ondan sonra tartışılsın. Söz gelimi açıklanan son açlık ve yoksulluk sınırı ile ilgili rakamlar ortada durduğu sürece emeklilere enflasyon oranında zammı konuşmak gerçekten o kesime saygısızlıktır.

Dört kişilik bir aile için son olarak açıklanan açlık sınırı rakamı 878 lira, yoksulluk sınırı ise 2 bin 861 liradır. Bu rakamlar gerçekse ülkeyi yönetenlerin öncelikli görevi emeklilerin ücretini en azından bu rakama çekmektir. Emekliler ile dar ve sabit gelirliler yoksulluk sınırı olarak ilan edilen 2 bin 861 lirayı düşünmüyor ama hiç olmazsa açlık rakamının altında kalmak kurtarılmak istiyorlar. Çünkü bir yandan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları tespit edilip açıklanıyor da milyonlarca emekli ve çalışan bu rakamların altında bir ücrete talim etmek zorunda bırakılıyorsa gerçekten acıklı bir durumla karşı karşıyayız demektir. Önceki gün uzun zamandır görmediğim iktisatçı bir dostumla sohbet ederken, "Artık ekonomi üzerine konuşmuyorum, konuşmak istemiyorum. Çünkü, bu ülkede ekonominin tüm yükünü başta emekliler olmak üzere dar ve sabit gelirliler çekiyor, iktidarlar da bu kesim sayesinde ekonominin güçlü olduğu üzerine nutuk atabiliyorlar" demişti. Verdiği örnek ile de gerçekten başta emekliler olmak üzere dar gelirli kesimin içinde bulunduğu perişanlığa dikkat çekmişti. Dostum bugün emeklilerimizin önemli bir kesiminin 350 avro civarında ücret aldığını, ortalamasının ise 500 avro kadar olduğunu belirtmiş, buna karşılık AB ülkelerinde emekli aylıklarının asgari bin 500 avro olduğunu söylüyordu. Dostum iktidarların belki emekli aylıklarını asgari bin 500 avroya çıkarmaları mümkün olmayabilir ama 750 avroya çıkarabileceklerine dikkat çekiyor, böyle bir düzenleme ile ülkenin batmayacağını, ancak emeklilerin hiç olmazsa biraz nefes alabileceğini belirtiyordu.

Kısacası siyaset eğer gerçekten sorunlara çözüm bulma sanatı ise bu konu tüm siyasilerin öncelikli konusu olmalıdır. Yoksa durduk yerde sorun üretip toplumu bu sorunlarla oyalamak olmamalıdır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.