27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 28°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 23°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 25°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 107.206 0.15
  • Altın: 143,369 -0.11
  • Dolar: 3,5533 -0.29
  • Euro: 4,1312 -0.52

Anadolu’da Mâşerî Hüznün Dili: Yemen Türküsü-1

Ahmet Doğan İlbey

Kaynağını Mekke’den alıp irfan medeniyetini inşa eden muazzez milletimizin savaş ve
seferberlik gurbetlerini, hasretlerini, acılarını ve her haneden en az bir şehit vererek yaşadığı
alınyazısını bir türkü ile de anlamak mümkündür.

Her yaştan ve rütbeden askerimizin uzak diyarlardaki milletdaşları için şehit oluşlarını,
din ü devlet ve medeniyeti için nasıl bir çilelere, gurbetlere gark olduğunu, dönülmesinin
mümkünü olmayan savaşlarda ana, baba, eş ve evlât hasretleriyle yanıp kavrulduğunu,
Sultan Abdulaziz zamanından Birinci Cihan Harbi sonuna kadar üç neslin acı yüklü
Yemen Seferlerinden geçtiğini bir türkümüz ölümsüz bir şekilde kalplere ve hafızalara
nakşetmektedir.

Bu türkü ki, âlî milletimizin vatan, gurbet ve fedakârlık anlayışını ciltler dolusu
kitaplardan daha iyi ifade etmektedir. Bu amansız acı ve hasret yüklü türkü Yemen
Türküsü’dür. Bu türkü ve bu millet et-tırnak misâli, yürek dili bakımından birbirinin ayrılmaz
parçası, birbirine hüzün ve ıstırap ile bağlılığın aynası olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar
da zamanında böyle düşünmüş, “Yemen Türküsü ile ona benzer türküler Anadolu’nun iç
romanını yaparlar” demişti.

“HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR”

Bu bakımdandır ki, bir sıtma gibi gelip her haneden bir erkeğin, bâzan iki kardeşin aynı
anda asker olarak Yemen diyârında şehit olması, millet derununda Yemen Türküleri Kerbelâ
ağıtları mânasınca yer etmiştir. Arda arda Yemen’e çıkan sülüslerin hanelerde yaşattığı hüzün
ve firaklar öyle tarih kitaplarının soğuk siyasî anlatımına sığacak kadar savaş bülteni şeklinde
yazılamazdı. Keza Yemen Harplerinin tarh kitaplarına düşen kısmını millet çoktan unuttu.
Ama o acı dolu Yemen’de yaşananları kalplerden ve dimağlardan silinmeyen bir manzum
destan, bir manzum hikâyesi kalmıştı.

Savaş gurbetleri ve çileleri üstüne söylenmiş nice türkülerimiz arasında maşerî acıyı en
kuvvetli ifade eden birden çok besteleriyle Yemen Türküleri olmuştur: “Havada bulut yok
bu ne dumandır / Mahlede ölüm yok bu ne şivendir / Şu Yemen elleri ne yamandır / Kışlanın
önünde redif sesi var / Açın çantasını acep nesi var / Bir çift potini ile bir de fesi var.”

Âh, Yemen gurbetlerinde evlâtlarını şehit veren Anadolulu ve Rumelili analar! O Yemen
ki ecdadımızın yüreklerini dağlamış, mazlum anaların yüreğinde figan koparmıştı Yemen
ağıtlarıyla: “Yemen yolu çukurdandır / Karavanam bakırdandır / Zenginimiz bedel verir /
Askerimiz fakirdendir.”

Hüzünlü tarihimizde bir inkırazın adıdır şu Yemen Harpleri. Tarihimiz cihetinden
Yemen, devlet bünyesindeki inkırazlı bir imtihandı. İnkıraz yazılı bir mukadderatın firaka,
acıya, mihnete, hasrete ve ölüme dönüşün takvimidir Yemen seferleri. Yemen, uzaktaki bir
arka bahçeyken inkıraz yurduna dönmüştü: “Haydi şanlı ordumuz / Yemen bizim yurdumuz
/ Yok mu vatan duygusu / Marş marş ileri / ileridedir şan yeri / Nice yıldır şu Yemen / Millet
kanı döküyor / Vatan için can veren / Ana boynu büküyor.”

Öyle ki, kanlı ve hüzünlü Yemen inkırazı Anadolu’da anaların, eşlerin ve yetim kalan
evlâtların yüreklerini yakıp kavuran bir türküye, bir ağıta dönüşecekti: “Kışlanın ardında
bir kırık testi / Askerin üstüne sam yeli esti / Gelinlik tazeler ümidi kesti / Kışlanın önünde
binektaşı / Yoklama yapıyor bizim binbaşı / Sefere giderler çavuş, onbaşı / Ah o yemendir
gülü çemendir / Kışlanın ardını duman bağlıdı / Analar babalar kara bağladı / Yemen’e gidene
herkes ağladı.”

Şeametli bir zamandı Yemen isyanları. Osmanlı’nın son kahramanları için “sûr”un
çalınışıydı. Devlet-i Âliye’nin bünyesinde bir cerahatti Yemen. Patladı cerahat; inkırazlı
gaflet aktı. Yeni silkinişlerin acılı tarihi oldu Yemen Harpleri ve Yemen gurbetine üstüne
söylenmiş türküler.

“ŞOL YEMEN’DE CAN VERENLER / BİRİ MEHMET BİRİ MEMİŞ”

Askerimizin Devlet-i Âliye’nin bekâsı için sefere çıkışının adıdır Yemen çölleri.
Arkalarında bıraktıkları ana, baba, eş ve yetim evlatlarının gözyaşlarına rağmen şol Yemen’de
can veren Mehmet’le Memiş hesapsız millet sevdasından dolayı yayan yapıldak sefer
eylemişlerdi acı Yemen’e. “Tarlada biter kamış / Uzar gider vermez yemiş / Şol Yemen’de
can verenler / Bir Mehmet, biri Memiş.”

Sıladan ayrılamayan yeni evli gençler “Yemen Yemen şanlı Yemen / Toprakları kanlı
Yemen / Ben Yemen’e dayanamam / Nazlı yardan ayrılamam / Gitmem Yemen’e Yemen’e ”
diyerek nazlansalar da, anaları “Gitme Yemen’e Yemen’e / Yemen sıcak dayanaman / Kalk
borusu çalınca / Sen küçüksün uyanaman” deseler de devlet ve milletin izzeti için gidip de
dönmemek, dönüp de görmemek üzere sebil oldular Yemen’e.

Yüreği hep yanında olan analar, bıyığı yeni terlemiş tazecik delikanlı evlâtlarının Yemen
gibi acı, gurbet ve ölüm çeken topraklara gitmelerine işte bu yüzden ağıt yaktılar. Memlekette
ihtiyat askerinin azalmasından dolayı toy ve bedenen tam oturmamış, daha çocuk sûretindeki
gençlerin Yemen’e gönderilmesi bütün hanelerin ciğerine ateş düşürmüştür. Öyle ki,
Yemen’e asker dayanmıyor. Devlet-i Âli bir kanun çıkarır. On beş yaşına giren ve “on beşli
tertipler” denilen tıfıl gençler Yemen’e götürülmek için kışlalara toplanmıştır. “Hey on beşli
on beşli / Tokat yolları taşlı...” sözleri bu mânada yakılmış Yemen türkülerindendir.

Ölümcül hasretten bir verem gibi sızlayan anaların yüreklerinden kopan figândır Yemen
ağıtları: “Gökte uçan kırlangıçlar / Siz Yemen’i biliniz mi? / Guzularım şehit mi m’oldu? Siz
onları gördünüz mü?”

Yemen’de şehit olan oğlunun naaşının gömülmeyip çölde güneş altında çürüdüğünü,
gözlerini karıncaların oyduğunu düşünen bir ananın yerinde olabilir misiniz? Onun yüreğinde
boşanan kanlı göz yaşlarını bugün bile anlayabilir misiniz?: “Günden yanı soldu m’ola /
Yerden yanı uldu m’ola / Mehmed’imin ela gözün / Garıncalar oydu m’ola.”

Âh, Yemen çöllerinde evlâtlarını kaybeden anaların gözyaşları! “Yat da dizimde
nazlayım / Kara kekilin düzleyim / Sene bir, yıl on iki ay / Hangi bir gün yol gözleyim / Uyu
yavrum kadersizim / Yüzbaşılar yüzbaşılar / Tabur tabur karşılar / Yağmur yağıp gün vurunca
/ Yatan şehitler ışılar / Uyu yavrum kadersizim."

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.