26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 16°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Taviz mi açılım mı?

Abdulkadir Özkan

KKTC konusunda neden hep taviz vermek zorunda olan Türkiye'dir? Bunun sebebi nedir, bir açıklayan olsa da öğrensek. Yıllardan beri sürekli olarak KKTC ve Türkiye'den bir şeyler isteniyor. Ondan sonrada bu istekler uzlaşma ve anlaşmanın olmazsa olmaz şartı olarak takdim ediliyor.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi bir takım dayatmalardan hiç geri adım atmadan uluslararası platformlarda şartlarını dayatıyor. Bu sebeple de Kıbrıs konusu sorun olarak devam ediyor. Kıbrıs niçin sorundur? Kıbrıs konusunu sorun haline getiren Türkiye midir ki sürekli olarak sorunun çözümü için Türkiye ve KKTC'nin taviz vermesi isteniyor? Daha pek çok soru sıralamak mümkün.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi Barış Harekatı öncesi duruma ulaşmak istiyor. Yani adada tek hakim Rumlar olacak, Kıbrıs Türklerinin belli bir toprak parçası olmayacak, yönetimde Rumların insafına terk edilecekler. Bunun içindir ki federal bir yapıya bile hem Kıbrıs Rumları hem de Yunanistan karşı çıkıyor. Eğer Barış Harekatı öncesi konuma dönülecekse yapılmış olan harekatın anlamı kalır mı? Böyle bir kabul Türkiye'nin haksız olduğunu kabulü anlamına gelmez mi? Böyle bir kabulü gündeme getirecek bir çözüm çözüm olabilir mi? Ve bu arada Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun 2012 başında birleşme referandumunun gündeme gelebileceği açıklaması bana göre rum tarafını daha da şımartacaktır.

Kaldı ki eğer Barış Harekatı öncesi konuma dönülecekse o zaman sormazlar mı insana, "Siz bu işi niye yaptınız? Şehitleri niçin verdiniz?" diye. Artık herkes bilmelidir ki Kıbrıs Barış Harekatı bir askeri tatbikat değil, Rumların katliamları sonucu Türkiye'nin mecbur kaldığı bir harekattır. Bunu hem Kıbrıs Rumları, hem Yunanistan hem de uluslararası camia anlamadan ve kabul etmeden Kıbrıs sorununu çözeceğiz diye çaba sarf etmenin, didinip durmanın bir anlamı yoktur. Çünkü, bu gerçek kabul edilmeden oturulacak masadan Kıbrıs Türklerinin haklarını koruyacak bir çözüm çıkarmak mümkün değildir. Özellikle de toprak tavizine dayanan bir anlaşma barışın değil, karmaşanın yolunu açacaktır.

Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasının tek sorumlusunun Rumlar olduğunu dünyaya anlatmak durumundayız, eğer anlatamıyorsak, daha doğrusu muhataplarımız anlamak istemiyorsa, "Bizim için Kıbrıs diye bir sorun yoktur. Sorun var diyenler uzlaşma için adım atmalıdırlar" deyip çekilmek gerekir.

Eğer Türkiye Kıbrıs sorununu çözme hususunda AB'ye girmek için ısrarlı ve tavizkar davranıyorsa bilinmelidir ki Kıbrıs sorunu tamamen çözülse bile Türkiye AB'ye alınmayacaktır. Bu gerçeği görmek için diplomat ya da siyaset adamı olmaya gerek yok. Çünkü, AB'nin bazı kurucu üyeleri niyetlerini gizlemeye bile gerek duymuyorlar. Türkiye'ye karşı olan tavırlarını açıkça sergiliyorlar. Oyunu açıktan oynuyorlar. Kıbrıs sorunu çözülsün de AB'ye girelim diye tek taraflı verilecek tavizler sorunu çözmeyeceği gibi Türkiye AB hedefine de ulaşamayacaktır. Bu noktada akla, Türkiye için AB vazgeçilmesi mümkün olmayan bir hedef midir? sorusu da akla gelebilir. Bana göre AB hiçbir zaman cazip bir hedef olmadı. Bazen içerdeki bazı şer odaklarını frenlemek adına önemli bir hedef gibi görüldü/gösterildi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mon'un arabulucuğunda Cenevre'de KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Rum lider Hristofyas'ı bir araya getiren zirveye Türk tarafının toprak konusunun görüşülebileceği şeklindeki yaklaşımı damgasını vurmuş. Ön şart olmaksızın toprak alışverişi konuşulabilecekmiş. Ne demekse konuşabilmek... Konuşmak bir şeyler vermek ve almak anlamına gelmez mi? Rum tarafının yıllardan beri süren tavrı sadece toprak almaya yönelik olduğuna göre toprak alışverişinin konuşulabilmesi almaktan çok ne kadar verebileceğimizin masaya getirilmesi ve tartışılması anlamına gelmez mi?

Kısacası artık Türkiye "Bizim Kıbrıs sorunu diye bir meselemiz yok. Bu konuyu tartışmıyoruz" demek durumundadır. Hiç bir sonuç alınamayan bir konu etrafından avara kasnak gibi dönüp durmanın Türkiye'ye zarardan başka getirisi olmamıştır, olacağı da yoktur.

Sanıyorum Kıbrıs Sorunu konusunda en net tavır Rahmetli Erbakan Hoca tarafından ortaya konulmuş ve savunulmuştu. Onun dışındaki tüm atılımlar, barış diye diye işi çıkmaza sokmuştur. Bizim sorunumuz olmadığına göre sorunu olanlar uzlaşmak için verebilecekleri tavizin çerçevesini belirlemek durumundadırlar.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.