23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 34°C Adana
    • 38°C Adıyaman
    • 28°C Afyon
    • 34°C Ağrı
    • 29°C Amasya
    • 31°C Ankara
    • 32°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 39°C Aydın
    • 34°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Türkiye, AB ve BOP

Abdulkadir Özkan

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs'taki müzakereleri geciktirerek, tek taraflı olarak AB dönem başkanlığını alması halinde Türkiye ile AB arasında ilişkilerin sürdürülebileceği kanaatinde değiliz" diyerek Türkiye-AB ilişkilerinin dondurulabileceğini hatırlatmış.

Bu noktada akla pek çok soru geliyor. AB'ye üye olan bir Kıbrıs Rum kesiminin bir gün dönem başkanı olacağı bilinmeyen bir husus muydu?.. Yani beklenen bir olay değil miydi? İkincisi AB, Kıbrıs Rumlarını üyeliğe kabul ederek daha işin başında oyunun kurallarını değiştirmiş, tek taraflı davranmış, Kıbrıs Türklerini ve Türkiye'yi dışlamamış mıydı? Çünkü, Kıbrıs adasının bir kesiminin AB'ye alınması uluslararası anlaşmalara aykırıydı. Bu gerçek bilinmesine rağmen Kıbrıs Rumlarının AB'ye alınması söz konusu olduğunda Türkiye gerekli tepkiyi göstermeliydi. Yani daha o zaman Türkiye AB ile ilişkilerini dondurmalıydı. AB'ye gireceğiz diye boşuna bir çabanın içine girmemeliydi. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde karar merci hep karşı taraf oldu. Türkiye ricacı ve bekleme konumundan bir türlü kurtulamadı. Gerek Yunanistan'ın NATO'ya dönmesi hususunda, gerek Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye üyeliğinde Türkiye hep aldatıldı. Elbette tek suçlu sadece aldatanlar değil, aldatılan da aynı derecede suç ortağıdır.

Bu gerçek bilinmesine rağmen hala AB kapısında beklemeye devam etmemiz, buna rıza göstermemiz doğrusu onur kırıcıdır. AB'ye rest çekelim anlamına gelen yazılarımın arkasından belli bir kesimden tepki alıyor ve bana birilerinin yazısını okumamı tavsiye ediyor olsalar da hemen belirteyim ki hiçbir sebep ve bahane dışlanmayı, dolayısıyle aşağılanmayı sineye çekmemizin gerekçesi olamaz.

Kaldı ki AB konusunda söz konusu kesim gibi düşünmek mecburiyetinde değilim. Onlar siyasi ve ideolojik mensubiyetleri gereği her ne pahasına olursa olsun AB'nin kapısında yatmayı, birilerinin lütfunu beklemeyi doğru bulabilirler. Söz gelimi AK Parti iktidarının ilk döneminde o güne kadar AB'ye karşı olanların bir anda neden ille de AB'ye gireceğiz diye tutturduklarını anlıyordum. Demokratikleşmenin önündeki engelleri aşma hususunda bunun katkısı olabileceğini düşünüyor olabilirlerdi. Böyle bir yaklaşımın fazlaca eleştirilecek bir yanı da olmayabilirdi. Birilerinin dediği gibi ince siyaset deyip geçmek mümkün olabilirdi. Ancak aradan 9 yıl geçti ve AB ile Türkiye ilişkilerinde alınmış bir mesafe yok. Çeşitli alanlarda müzakerelerin yapılmış olması, hatta hukuk alanında AB'ye uyum sağlamak için bir takım uyum yasalarının çıkartıldığını söylemek mümkündür. Ancak tüm bunlar hep bizi kendilerine benzetmeye, bir diğer ifade ile bizi biz olmaktan çıkartarak kendi renkleri ile boyamaya yönelik çabalar ve çalışmalardır. Kısacası AB bizi biz olarak bırakın arasında görmeye kendi halimizde kalmamıza bile tahammül edemiyor.

Bugün gelinen noktada AB ile ilişkilerin zaten donmuş olduğunu Sayın Davutoğlu da elbette biliyor. Bu bakımdan sözleri AB'ye bir uyarı niteliğinde olabilir. Ancak, AB'nin bu uyarıdan çekineceğini, dikkate alacağını söylemek pek mümkün değil.

Kaldı ki, bugün artık herkes tarafından AB'nin geleceği tartışılıyor. Yani bir süre sonra kendi ayakları üzerinde duramayacak bir AB ile ilişkilerin bu kadar ciddiye alınması doğru olur mu? Başbakan Yardımcısı Babacan da yaptığı bir açıklamada Avrupa ile ilgili tüm risk göstergelerinin rekor seviyeye yükseldiğini ifade ederek, "Avrupa'da olabilecek deprem Türkiye'de de hissedilir" diyerek özellikle İtalya'daki son gelişmeler ve Yunanistan'daki sorunların bir türlü çözülemiyor oluşunun kendilerini kaygılandırdığını belirtiyordu. Kısacası AB kendi kendini kurtarmakta zorluk çekiyor, hatta geleceği tartışılırken Türkiye'nin AB'yi ilişkileri dondurmakla tehdit edişi ne kadar etkili olabilir, düşünmek gerekiyor.

Şahsen AB'ye rest çekmekte çok geç kaldığımızı düşünüyorum. Hani "Kedinin bacağını ilk gece ayırmak" gerekirken aradan 50 yıl geçtikten sonra hamle yapmanın fazlaca bir anlamı olmaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.