24 Mart 2017 Cuma25 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 9°C Adana
    • 5°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • -6°C Ağrı
    • 5°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 11°C Antalya
    • -1°C Artvin
    • 13°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.764 -0.05
  • Altın: 145,514 0.17
  • Dolar: 3,6255 0.24
  • Euro: 3,9111 0.07

Siyasal çoğunluğun iktidarsızlığı!..

Abdulkadir Özkan

Yazının başlığını atarken çeşitli alternatifler aklıma geldi. Söz gelimi Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisinin hemen ardından Hükümet’ten gelen açıklama ilk anda bana “Bilek Güreşi” çağrışımı yaptı. Sonra bilek güreşinin tek yanlı olduğunu düşündüm. Daha sonra ortada bir iktidar boşluğunun varlığı şeklinde bir değerlendirmeye yöneldim. O zaman da siyasal çoğunluğa haksızlık etmiş olmamak için gelişmeleri “Siyasal çoğunluğu iktidarsızlaştırma” çalışmaları olarak nitelendirmenin doğru olabileceği şeklinde bir sonuca ulaştım. Başlık da bunun sonucu ortaya çıktı.

Başlığın çıkışını anlatmaya çalışırken sanıyorum Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisi ile ilgili düşüncemiz de ortaya çıkmış oldu.

Yargının bağımsızlığına bu ülkede itiraz edenin bulunduğunu sanmıyorum. Ancak, yargının bağımsızlığını savunurken yargının tarafsız olması gerektiği hususu unutulur ya da unutturulmaya çalışılırsa yargı bağımsızlığının savunulmasını samimi bulmak mümkün olmaz. Yargı elbette bağımsız olmalıdır. Hiç bir makamdan ve şahıstan emir almamalı, telkinlere kapalı olmalıdır. Buna itirazı olan var mı? Bunun yanında demokrasilerde hiçbir kurum, makam ve kişi dokunulmaz, eleştirilemez kabul edilemez. Elbette eleştirinin sınırlarını aşmadan, hiçbir şekilde hakaret etmeden yapılmalıdır.

Bağımsızlık, ben istediğim gibi hareket eder, kimseyi de takmam mantığının oluşmasına yol açmamalıdır.

Bu arada elbette yargı Anayasa ve yasalar çerçevesinde hareket etmek, karar vermek durumundadır. Ancak, zaman içinde ortaya çıkan gelişmeler çerçevesinde ve halkın istekleri doğrultusunda Anayasa ve yasalarda değişikliğe gidilmesi yargıya müdahale olarak nitelendirilecek olursa o zaman yasamanın görevini de yargı üstlenmiş olmaz mı? Yürütmenin neyi yapıp neyi yapamayacağını Anayasa ve yasalar doğrultusunda belirlemek yargının işi olabilir ama, yeni yasal düzenlemelere karşı çıkarak yasamaya müdahale etmek yargının yetkisi dahilinde olabilir mi?

Demek istediğim o ki, bu ülkede kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı konusunda bir görüş birliği yok. Bir taraf attığı adımı yetkisinin dahilinde olarak düşünürken diğer taraf bunu yargı bağımsızlığına müdahale olarak algılıyor. Yine bir taraf yayınladığı bildiriyi rejimi korumak ve görevini yapmak olarak nitelendirirken, diğer taraf siyaset yapmak ve halkın seçtiklerini etkisiz kılmak olarak nitelendiriyor. Bu arada bazıları da ortada görünmeyi tercih ederek Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisini “İçe dışa uyarı” olarak değerlendiriyor. Peki devleti iç ve dış tehditlere karşı korumak ve bu hususta açıklama yapmak durumunda olan yargı mı, yürütme mi, hatta yasama organı mıdır? Yargının bir takım dış kaynaklı açıklamalara cevap vermek yetkisi var mıdır? Böyle bir açıklama yetki sınırlarını aşma, yürütme ve yasamanın alanına girmek anlamına gelmez mi?

Eğer değişen şartlara ve isteklere göre yeni düzenlemeleri yasama organı yapmayacaksa kim yapacak? Yargının böyle bir görevi olabilir mi? Yargıya böyle bir görev yüklenmesi –ne adına ve gerekçeyle olursa olsun- ya da yargının bu tür görevleri kendiliğinden üstlenmesi kuvvetler ayrılığının ihlali, hatta kuvvetlerin yargı bünyesinde toplanması anlamına gelmez mi?

Maksadım tartışmaları körüklemek değil. Var olan ve yıllardan beri sürüp giden bir tersliğe dikkat çekmek. Bu arada, ülkenin sorunlarına ve gelişmelere göre yeni kararların alınmasında kim ya da hangi kurumun etkili ve yetkili olacağına artık karar vermek durumundayız. Bu kararı verirken de milletin olaylar karşısındaki konumunu da netleştirmek gerekiyor. Bugün olduğu gibi belli sürelerle milletin önüne sandık konacak, millet iradesini gösterecek ama, bazı kurumlar bu millet iradesini beğenmedikleri için tecelli eden irade dikkate alınmayacak, hatta o irade bir takım karar ve uygulamalarla iptal mi edilecek, yoksa millettin belirleyici iradesine saygılı mı olunacak? Bir yandan egemenliğin millette olduğu söylenip öbür yandan millet iradesinin rafa kaldırılmasına yol açan uygulamalar devam edecekse uygulanmakta olan sistem kesinlikle demokratik ve hukuka dayalı olmaktan uzaklaşmış olur. Bu bakımdan millet iradesini toplumun tüm kesimleri içlerine sindiremedikleri sürece demokrasiden fazlaca söz etmenin anlamı olamaz. Bazıları, “Demokrasi bizi fazlaca ilgilendirmiyor, gerekirse bazı değerler uğruna demokrasi rafa kaldırılabilir, biz de buna destek veririz” diyorlarsa o zaman Anayasa da devletin tarifinin buna göre yeniden yapılması gerekir. Böylece çelişkili görünümden kurtulmuş oluruz. Halk da bilir ki attığı oyun fazlaca bir anlamı yoktur.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.