19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 24°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • 3°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 8°C Ankara
    • 22°C Antalya
    • 11°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 9°C Balıkesir
  • BIST: 106.926 -0.06
  • Altın: 151,266 -0.13
  • Dolar: 3,6716 -0.13
  • Euro: 4,3392 0.45

"90'lara dönmek"

Ahmet Taşgetiren

Terörle mücadele tartışmalarının ana ekseninde "90'lara dönmek" diye bir heyula var şimdilerde.

Başlıca üç "kötülük" ortaya konuyor:

1- Güvenlik boyutunu yeniden öne çıkarmak.

2- Hukuk dışı yöntemlere kapı aralamak.

3- Polisi devreye sokma bahanesiyle askeri dışlamak.

Önce 90'lara gelindiğinde durum neydi sorusuna birkaç cümle ile temas edelim:

Terör azmıştı. Gayrinizamî savaş usulleriyle hareket eden terör gruplarının, nizami savaşa göre hazırlanmış askeri birliklerle önlenmesinin zorluğu görülmüştü. Bu durumda devreye, terör örgütüne, benzeri yöntemlerle karşılık verecek şekilde eğitilmiş özel birliklerin sokulması kaçınılmaz olmuştu.

Bu, aşağı yukarı genel bir mutabakattı.

Bu birlikler devreye sokuldu. Ama üç tepki oldu:

Birisi askeri kesimden geldi. Askeri kesimin tepkisi, acaba uzun vadede asker yerine polisin ikamesi gibi bir hesap mı var kaygısına dayanıyordu.

İkinci tepki, özel timin sert mücadele ortamında hukuk dışına çıktığı, zaman zaman teröristle halkı aynı kefeye koyduğu iddialarından kaynaklanıyordu.

Üçüncü bir tepki, işin içine silah, uyuşturucu kaçakçılığı gibi şeylerin girdiği, JİTEM-Özel tim karmaşasının, kirli ve kanlı hesaplaşmalar doğurduğu noktasındaydı.

Bu tepkilerin bir kısmı asker kaynaklıydı, bir kısmı özel timlerden bunalan terör örgütü kaynaklıydı, bir kısmı kurunun yanında yakılan halk kaynaklıydı, bir kısmı da insan hakları duyarlılığı ile hareket eden çevrelerden gelmekteydi.

...

Bugünler, AK Parti iktidarının 9 yıllık tecrübesiyle gelinen günlerdir.

AK Parti başından beri, askerin de geldiği "bu iş sırf güvenlik politikaları ile çözülmez, işin içine ekonomik, kültürel, sosyal, hukuki tedbirleri de katmak lazım" noktasından yola çıkarak, sosyo-ekonomik-kültürel ağırlıklı bir politika geliştirmeye çalıştı. "Kürt sorunu"nun kabulü devreye girdi, "Açılım" dendi, "Kardeşlik Projesi" dendi. Bölgeye eğitim, sağlık alanında önemli yatırımlar yapıldı. Bürokratik kadroya itina edildi vs. Başbakan'ın "Asimilasyon, ret ve inkâr sona erdi" diye nitelediği adımlar atıldı. Bu arada, "güvenlik politikaları" adı konmadan gevşetildi.

Ama;

Bir: Kürtlük adına tekel iddiasında bulunan yapılar, çıtayı hep bir kademe yukarıya taşıdılar.

İki: Terör durmadı.

Bugün bu yaşanıyor ve AK Parti üçüncü döneminde, "Hem Kürt meselesini çözememek hem taleplerin toplumu gerecek ölçüde tırmanmasına, hem terörün azmasına yol açmak" gibi suçlamalara hedef oluyor.

AK Parti bunu hak ediyor mu, ayrı bir konu.

Ama diyelim Silvan'da 13 askerin şehit edilmesi ile "tek taraflı demokratik özerklik ilanı"nın aynı günde buluşması, terör artı Kürt meselesi şamarını Türkiye'nin yüzünde patlatıyor. Hükümetin bu olay karşısında bir tavır geliştirmemesi söz konusu olamaz.

Terör var.

Ülke bütünlüğüne tehdit var.

Hükümet sessiz kalabilir mi?

Terörü önleyebileceğini göstermesi gerekir.

Ülke bütünlüğünü koruyacağını göstermesi gerekir.

Ve Kürtler'in taleplerinin ülke bütünlüğü içinde karşılanmasını temin etmesi gerekir.

Çare:

Bir: Terörü önleyecek güvenlik gücü ihtiyacını devreye sokmak. Bunun adı özel timse özel timi devreye sokmak.

İki: Özel timin hukuk dışına çıkmasına, teröristle halkı karıştırmasına asla göz yummamak. Onların önüne, geçmişte yanlış yapanların yargılandığı gerçeğini koymak.

Üç: Her toplum kesiminin -Kürtler'in de- kendi kimliği ve değerleri içinde mutlu olabileceği bir sistem restorasyonunu gerçekleştirmek.

Dört: Asker-Özel tim farklılaşmasına imkan vermemek. Askerin ülke için vazgeçilmezliğinin ama yerinde istihdamının altını çizmek ve tüm bu süreçte sivil iradenin belirleyici olması ilkesinden taviz vermemek.

Beş: Türkiye'nin bütünlüğünden taviz vermemek.

Üçüncü AK Parti hükümeti, tam bir seferberlik duygusu içinde ve bir kuyumcu hassasiyetiyle bu işi götürebilirse, Türkiye önündeki en büyük handikabı aşacaktır.

Türkiye'yi şu anda Tansu Çiller değil, üçüncü dönem tecrübesiyle ve tek başına iktidarla Tayyip Erdoğan yönetiyor. Bu farkı da unutmamak lazım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.