29 Mart 2017 Çarşamba1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:46Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:33Yatsı 20:54
    • 24°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 89.412 -0.85
  • Altın: 146,694 -0.37
  • Dolar: 3,6411 -0.18
  • Euro: 3,9163 -0.89

Kandil’in Büyüsü Bozuluyor

Cemal Nar

Kandil’in üstünde uçaklar uçuyor ve bu ülkenin mağdur, mazlum ve mübarek insanının ahı ve bedduası adeta bomba olarak yağıyor katillerin üstüne. Daha dün de İran haddini bildirmişti eşkıyalara. Allah Teâlâ’nın intikamı böyle alınıyordur inşallah katil din ve ümmet-i muhammed düşmanlarından.

Kandil bunu çoktan hak etti. Çünkü bu eşkıyaların ele başları hem Türk, hem de Kürt Müslümanların az yakmadı canını. Az ağlatmadı ana babaları, az mahvetmedi kandırarak veya öldürerek evlatlarımızı…

İşte size acı bir örnek hikaye…

18 yaşında PKK'ya katılıp, Kandil'de örgüt adına gazetecilik yapan ve 3 yıl önce de terör örgütünden kaçan 'Polin' yaşadıklarını “Akşam”a anlatmış. Bu anlatılan feryatları biz haber7’den okuduk. (“http://www.haber7.com/haber/20110728/Kandilden-kacip-Turk-topraklarini-optum.php)

Kim bilir kaç gencin bağrı delinirken yağlı kurşunlarla, yine kim bilir kaç genç dağın büyüsüyle evinden, okulundan kaçmıştır. Kim bilir dağın büyüsü bakışlarında ne bulanıklıklar açmıştır…

Adamı öve öve ölüme götürürler. Büyü şu: “Hadi aslanım, hadi koçum. Bu dağlarda senin de destanını okuyacak gelecek nesiller. Senin dava adamlığın konuşulacak kuşaklar boyu.”

Gençtir, idealisttir, bu sözlerden etkilenmemek mümkün mü?

Sonra diyecekler emsali gençlere, insanlara, dünyaya: “Bir insan hayatının baharında niye ölür? Demek çok yüce bir davası vardır!”

Bunu duyan gençler heyecanlarından kendilerinden geçecektir, titreyerek dağa yönelecektir…

Oysa ne dava vardır ortada, ne yücelik. Ölünce bitecek her şey!

Ne davası? Olsa olsa Allah Teâlâ’nın laneti vardır üstünde. Peygamber Efendimizin laneti vardır. Çünkü İslam yolunda değil, İslam’ın reddettiği “lırkçılık, kavmiyetçilik, ulusalcılık, şövenizm, nasyonalizm” yolunda ölmüştür. Zaten PKK fikriyatında din iman da yok, maksist, Leninist, dinsiz bir örgüttür. O yolda savaştığı için bBelki kendisi de kafir olarak ölecek ve cehennemde çıkmamak üzere sonsuza kadar yanacaktır…

Kürt halkı için de değil bu dava. Zira bu hareket şimdi en büyük zararı Kürtlere vermektedir.

Peki, kimin için savaşıyor bu zavallı, bu aldatılmış, bu ideolojinin ve övgünün kör ve sağır ettiği gençler, insanlar?

Gelin bunu şu eski PKK’lı kızdan dinleyelim:

'Polin' Mersin'de doğmuş. Mardin’li bir aşirete mensup. Okula gönderilmemiş. Erkek arkadaşının teklifiyle Kandil'e çıkan genç kız iki ayda okuma yazma öğrenmiş. Bir süre örgütün basın-yayın biriminde çalışmış. İşte 8 yıllık öyküsü:

“Erkek arkadaşımın teklifi üzerine Türkiye'den ayrıldım, ailemle iletişimi koparttım. İran'a gittik. Küçük bir gruba katılıp ideoloji eğitimi aldım.

Grupta tek kadın bendim. Erkek arkadaşım bırakıp gitti. Tek başıma kaldığımda adapte olmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Beni işe yaramaz olarak görüyorlardı. Daha sonra Kandil'e, büyük bir grubun içine yolladılar. Orada daha fazla kadın vardı. Yaş ortalamamız düşüktü. 13-14 yaşında kız arkadaşlarım vardı. Okuma yazmayı öğrendim. Örgütün gazeteciliğini yapmaya başladım.

Çok fazla iletişim kurmazdık. Bir kadının erkeklerle konuşması hoş karşılanmazdı. Jeneratörle çalışan bir televizyonumuz vardı. Günde bir kez haber saatinde televizyonu açardık. Örgütten biri öldüğünde de bir asker öldüğünde de aynı acıyı yaşadım. Çünkü gerçek suçlu onlar değildi. Kuralları belirlenmiş bir oyunun içinde kaybolmuş hayatlardık.

Korkusuzluğumu hem kendime hem çevreme ispatlamak için mücadele içerisindeydim. İlk darbeyi tecavüze uğrayarak aldım. O an sanki uçurumdan düşmüştüm. 6 ay adeta bitkisel hayat yaşadım. Geri dönmek istedim, imkansızdı, töre vardı. Bu halde aileme dönemezdim. Dağda PKK'nın, şehirde törenin korkusunu yaşadım.

Dağda 14 yaşındaki bir arkadaşım bir erkekle konuştu diye intihara sürüklediler. Gözlerimin önünde tüfeğiyle kendisini vurdu. Sabaha kadar can veremedi. Yüzü gözümün önünden gitmiyor. İnlemelerini, 'Ne olur beni vur' diye yalvarışını unutamıyorum.

Türkiye'ye gelince ilk yaptığım şey toprağa sarılıp öpmek oldu. Mersin'e döndüğümde teslim oldum. Hiç çatışmaya katılmadığım, kimseyi öldürmediğim ve pişman olduğum için ceza almadım. Ancak denetimler hala devam ediyor. Bu ülkeyi bu hale sokan ne Kürtler ne de Türkler. Bizim adımıza karar veren güçlerin etkisindeyiz. Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar. Benim dedelerim de Kurtuluş Savaşı'nda şehit oldu. Şimdi bu ayrılık niye?

Bir gün röportaj için köye gittim. Irak'ta Süleymaniye Karakolu'na teslim oldum. Örgütten geldiler. Karakoldakiler onlara vermedi. Çıkabilmem için bir tanıdığın teslim alması gerekiyordu. Bir arkadaşım beni aldı. Irak'ta bir ailenin yanına yerleştirdi. 2 yıl orada yaşadım. Çalıştım. Formalite evlilik yaptım. Ama 6 ay dayanabildim.

12 yılın sonra ailemi aradım. Beni öldü zannediyorlarmış. Önce inanmadılar. Dedem almaya geldi fakat Irak'tan çıkışım zordu. Yakalanırsam bir ömür hücre cezası alacaktım. Kendimi Zap Suyu'na attım. 'Son bir nefesim dahi kalsa onu ailemin yanında vereceğim' diyerek suyu geçtim, ülkeme ulaştım.”

Evet, hikaye bu. Bu acıyı kim bilir kaç genç yaşadı, yaşıyor.

Kimin için, ne için?

İşte cevap o kızdan: “Bu ülkeyi bu hale sokan ne Kürtler ne de Türkler. Bizim adımıza karar veren güçlerin etkisindeyiz. Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar.”

Emine Ayna ve emsali horoz gibi döne döne ötüyorlar. Basit bir sokak kabadayılığıdır yaptıkları. Mahallenin delisi gibiler…

Ve zavallılar alkışlıyor. Bilinç gitmiş, ne söylense eller hazır: “şak şak şak…”

Bir musibet bin nasihatten iyidir, ama Allah Teâlâ’nın verdiği aklı kullansak da bela gelmeden Müslüman olsak olmaz mı?

Bu acıları hiç yaşamazdık o zaman…

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.