22 Ekim 2017 Pazar1 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:50Güneş 07:16Öğle 12:56İkindi 15:51Akşam 18:22Yatsı 19:42
    • 17°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 5°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 151,139 -0.05
  • Dolar: 3,6704 0.34
  • Euro: 4,3242 -0.08

Generallerin İhtişam ve Sefaleti

Ahmet Doğan İlbey

“Aksakalın Dilinden Efsaneler” kitabından okuduğum “Generallerin İhtişam ve Sefaleti” adlı efsaneyi dinlemek, ülkesine alâka duyanların hafıza ve fikrinde ibretli tedailer uyandıracaktır. O bakımdan Aral ile Hazar arasındaki Oğuz Ülkesi’nde yaşamış bir aksakalın, tahkiyeli üslûbuyla makbul oğluna anlattığı bu efsaneyi ehl-i millet olan dinlesin:

Ey oğul! Bir zamanlar Oğuz Ülkesi’nde zulümkâr generaller hükümferma idi. İnsanlar generallerin ayakları altında idi. Generallere göre, Oğuz milleti henüz rüştüne ermiş değildi. Siyasetçiler, sivil toplumlar kuruluşları, cemaat ve tarikatlar milleti kandırmaktaydı. Milleti daima vesayet altında tutmak gerekti. Ülkeyi “bin yıl” generaller oligarşisinin yönetmesi şarttı.

Generallerin sefalet ve çöküşünü gördükçe, despotizm ve zulüm üstüne kurulu ihtişamlı yıllarında millete yaptıkları aklıma geliyor. İhtişamlı iktidarlarında hak ve adâlet, sevgi ve merhamet yoktu. Zulüm ve laikçilik, Kamalovizm ve lâ-dinilik vardı. Oğuz Ülkesi onların vesayet ve egemenlikleri altında inim inim inledi.

1923 sonrası şedit devrimlerle taçlandırılan ihtişamlı dönemlerinde generaller “tek şef” idi. İdeolojik ihtişamlarına gölge etmek kimsenin haddine değildi. Halk ayağı çarıklı fasa fisoydu. Din-i mübin ortaçağ kafasıydı ve ezilmeliydi. Yeni din Kamalovizm’di.

27 Mayıs 1960 darbesinde kanla beslenmiş ihtişamlı yıllarında generaller “dediğim dedik, astığım astık” diyerek “tanrısal” güçlerini daha da artırdılar. Anayasayı, parlamentoyu, senatoyu kendi elleriyle yazıp oluşturdular. Kanlı darbeye imza atan Millî Birlik Komitesine ve 27 Mayıs Kurucu Meclis üyelerine milletin bütçesinden ölünceye maaş bağladılar ve imtiyazlı vatandaşlık statüsü bağışladılar.

Generallerin ihtişamı kan, darbe ve haksız kazanç üstüne yükseliyordu. Kendi aralarında kıskançlık krizine kapılan generaller 1971 Muhtırasıyla ihtişamlı hegemonyalarına ara “katkı” larda bulundular. 12 Eylül 1980’de anarşi kurbanı on binlerce ölünün ve tutuklunun kanı üstüne ihtişamlı iktidarlarına yeniden kavuştular.

GENERALLER OMUZUNDAN AKILLI OLUR

“Samson’un gücü saçlarındaydı”, generallerin gücü omuzlarında, yani apoletlerindeydi. Omuzlarındaki yıldız sayısınca akılları ve güçleri artardı. Omuzlarındaki kokartların büyüklüğünce pagan tanrılar gibi buyurganlık ve zorbalıkları genişlerdi.

Kimdir generaller? Oğuz Ülkesi’nin kara yazgısı mıdır? Hegemonyanın, darbeciliğin, despotizmin, din-i mübin düşmanlığının, Kamalovizm’i putlaştırmanın adı mıdır generaller? Generaller tanrı gibi gökte yaratıldıklarını, dolayısıyla egemenliğin kayıtsız şartsız ilelebet kendilerinde olacağını söylerlerdi. Nedir generallik? İmtiyazlı “üstün insan” mıdır? Generalleri analar doğurmamış mıdır? Yoksa anasız ve babasız olarak güç tanrısı mı yaratmıştır.

Üst rütbeli bir zabitlik değil midir generallik? Yargı mensubu gibi, tıp doktoru gibi, mühendis gibi dünyevî olanı icra eden bir meslek değil midir sadece? Generaller, insanı insan yapan, toplumu inşa eden mürşid-i kâmiller, âlim zâtlar ve ehl-i hâl câmiasından değildir.

Generallerin düşmanı PKK değil, işsizlik değil, gelir adâletsizliği değildi. Din-i mübin’di ve millettin kendi idarecilerini seçimle iktidara getirmesiydi. Bizde generaller seksen yıldan fazla milletiyle savaşıyorlardı. “İrtica” generalleriydi bunlar. Bütün zekâ ve enerjilerini “irtica” üzerine hamlederek general olurlardı. Oysa iyi bir general, düşmanlarla ve PKK gibi terör örgütleriyle savaşır, ülkesini asayişe erdirir.

Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmüş işlerden olmayan tuhaf bir iş de 312 general bir araya gelip Oğuz Ülkesi’nin makbul yazıcılarından Yazıcılar Birliği Reisi’ne “Onbaşı Bile Olamayacakların General Olduğu Ülke” yazısından dolayı saldırmışlar ve tazminat dâvası açmışlardı. O âbide yazıdaki şu ifadeler hâlâ aklımdadır oğul: “Hele Yemen’i bilmeyen, Yemen Türküsünü makamıyla hatasız okuyamayan üniformalılar... Onların değil orduda, bu yurtta yerleri yok. (...) Birileri (çok yıldızlı general olmak isteyenler) halka karşı mücadele ederek yıllarca omuzlarını doldurdular.”

Generaller her defasında darbe yapıp ülkeyi ele geçirdiklerinde “içeriyi” zapturapt altına alır ve millete olmadık zulümler yaparlardı. Fakat dış siyasette ise ABD ve AB devletlerine “mevcut antlaşmalara aynen bağlıyız, başımız üstünde yeriniz var, Batı bizim büyük velinimetimiz” demekten geri kalmazlardı.

GENERALLER VE NEVROZ

Generallerle nevroz arasında bağ vardır. Hükümranlık tutkusu yüzünden nevroz hastalığına yakalanırlar. Nevroz: Sinir ve ruh hastalığı demektir. Oğuz Ülkesi’nin Güneydoğu’sunda vazife yapan bir meslekdaşına telefonla “Yarbay çok PKK’lı öldürüyor, heronları düşürün” diye tâlimat verebilen generalin ağır-kronik nevroz hastası ve hıyanetdar olduğu kesindir. Darbe yapamadıkları ve iktidarı ellerinde tutamadıkları zaman nevrotik davranışlar gösterirler. Bu yüzden generallerin çoğunda bulunan nörolojik rahatsızlıklar şu hâllerinden anlaşılır:

1- Oğuz Ülkesi’nin kendi vesayetlerinde olduğu zamanlar neşeli bir kişilik sergilerler. 2- Çabuk sıkılırlar. 3- Duyguları ve düşünceleri derin değil, sathidir. 4- Ani karar verip uygulamaya koyarlar. 5- Kendi hatalarını kabul etmezler; sürekli olarak sivil toplum kuruluşlarını ve siyasetçileri suçlarlar. 6- Gayelerine ulaşmak için iç ve dış gizli servislerle diyalog kurarlar, Devrimci Karargâh ve DHKP-C gibi cinayet örgütlerine bordrodan maaş öderler 7- İtiyadî ve insiyakî olarak sık sık “ülkede irtica hortluyor, Kamalovizm’den taviz veriliyor” paranoyasına tutulurlar. 8- Generalin zor yetiştiğini, kıymetinin bilinmediğini, ülkede kaht-ı general, yani general kıtlığı olduğunu söylerler.

Akl-ı meaş sahibi generaller, “ülkede general kıtlığı var” dedikçe, Oğuz Ülkesi’nin kıdemli aksakallarından Muzaffer Hoca, “diyâr-ı Rum’un cenûbundaki Suriye’den kaçak general getirmek lâzım” diyordu.

28 ŞUBAT’IN AZILI GENERALLERİ

28 Şubat, azılı generallerin yekununun bir araya gelip oligarşik çete olduğu, Moğollaştığı, Cengizleştiği, Nemrutlaştığı zulüm zamanıdır. Mütedeyyin bir Başvekile toplantı esnasında zorla içki getirten, Dahiliye Nazırını hanım kişiyi hâşâ huzurdan “kazığa oturtmakla” tehdit eden, Kitab-ı mübin’i öğrenmeyi çocuklara yasak eden, İmam-Hatip Mekteplerini kapatan, başörtülüleri mekteplere sokmayan, dindar fabrikatörlerden haraç toplayan, Oğuz milletinden kuduz köpek görmüşçesine kaçan ve hoşlanmayan bu azılı generallerin kimisi felç olmuş, kimisi psikiyatrı kliniklerinde tedavi görüyormuş, bâzısı şizofreni ve narsizm hastalığına yakalanmış.

Ah, oğul! Bir general, konuşmasında ve muamelesinde hulûs-ı kalple “daima Allah’a hamd eder, ‘Hakk’a tapan milletimize’ şükran duyarız” demiyorsa o ülke, o ordugâh felah bulmaz.





UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.