25 Mart 2017 Cumartesi26 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:26Güneş 06:52Öğle 13:17İkindi 16:43Akşam 19:29Yatsı 20:49
    • 7°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • -9°C Ağrı
    • -1°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 2°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,560 -0.67
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Terör Örgütü, ABD ve İsrail üçgenini doğru okumak

Abdulkadir Özkan

Türkiye-İsrail ilişkiler nasıl gelişecek, nereye varacak kestirmek mümkün değil ama Türkiye'nin açıkladığı yaptırımların iki ülkeyi bir çatışmaya sokup sokmayacağı elbette merak konusu. Elbette Türkiye-İsrail gerginliğini tek boyut içinde değerlendirmek de eksik olur. Olayın ekonomik boyutunun etkilerinin ne olacağı da önemlidir. Çünkü, önümüzdeki dönemde ekonomik alanda bir takım atılımların söz konusu olması, Türkiye'nin küresel sermaye ve yatırım için cazip hale geldiği ileri sürülen bir dönemde İsrail sorununun ateşlenmesi bir tesadüf olarak düşünülebilir mi? Eğer ABD biraz olsun Türkiye'nin haklı isteklerinin yanında durup İsrail'e bastırabilseydi bu kriz gündeme gelir miydi? Dünkü yazımda da belirttiğim gibi Türkiye'nin gerek İslam Dünyası gerek İsrail ile ilişkilerinde ABD hep devreye girmiş ve çoğu zaman da belirleyici olmuştur. Bu arada terör olaylarının yeniden azması terör örgütünün tek başına aldığı bir karar ile izah edilebilir mi? Demek istediğim o ki terör ile ABD ve İsrail'i birbirinden çok farklı konular gibi algılamak ve takdim etmek hem kendimizi kandırmak, hem de etrafımızı kandırma gayreti anlamına gelir.

Dünkü yazımda Türkiye'nin İslam Dünyası ve İsrail ile ilişkilerinde ABD'nin bir takım yollarla belirleyici olduğundan söz ettim. Eğer böyle olmasaydı başlangıçta Füze Kalkanı projesinin bir ayağının Türkiye'ye yerleştirilmesi teklifine karşı çıkılırken İsrail ile restleşmenin tam ortasında bu projeye evet denir miydi? Kaldı ki başlangıçta Füze Kalkanı Projesi doğrudan ABD'ye ait bir proje iken hemen her olayda olduğu gibi bu defa da söz konusu projeye NATO kılıfı giydirilmek suretiyle işin aslını Türk kamu oyundan gizlenme yoluna sapıldı. Arkasından sömürgecilerin Libya'ya müdahalesi ilk gündeme geldiği günlerde NATO'nun Libya'da ne işi var diye karşı çıkılırken daha sonra NATO ile birlikte Libya'ya girişimizde ABD'nin etkili olmadığını söylemek mümkün mü? Suriye'de de benzer bir durum yaşanıyor. Başlangıçta Suriye'ye yönelik operasyonlara karşı tavır sergilerken şimdilerde dost ve müttefiklerimizle birlikte (!) Esad'ı devirme operasyonuna katkımızda hangi güçlerin etkili olduğunu düşünmek zorunda değil miyiz? Bu arada Füze Kalkanı Projesinin tamamen ABD'ye ait ve İsrail'i güvence altına alma projesi olduğunu sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Kısacası Türkiye'de bir kısım çevrelerin son olayların ardından İsrail'in dünya üzerinde yalnızlaştığını söylemeleri dereyi görmeden paçayı sıvamadan öte bir anlamı olabilir mi?

Bunları söylerken birilerinin İsrail'e haddini bildirmesi gerektiğine karşı çıkıyor değilim. İsrail'e haddini bildirmenin bir bedeli olacaksa ki olacaktır, bunun da ödenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak, attığımız tüm adımların bize ait olması, bir takım uluslararası oyunlara gelinmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu bakımdan terör örgütü, İsrail ve ABD üçgeninde cereyan eden ve edecek olan olayların doğru okunması, doğru değerlendirilmesi gerekiyor. İç politikaya dönük bir takım esip gürlemelerin bu ülkeye bir katkısı olmayacaktır. Çünkü; Türkiye yaklaşık 800 bin nüfuslu -bugün 8 milyon- İsrail'i kuruluşunda ilk tanıyan ülke olarak uzun yıllar İslam ülkelerinden kopmuştur. O yıllar Türkiye'nin mümkün olduğunca İslam ülkelerin uzaklaşması, Batı'ya yakınlaşması emperyalist güçlerin işine geliyordu. Bugünlerde ise bunun tam tersi hayata geçirilmek isteniyor. Bunun içindir ki emperyalistler İslam Dünyası'na dönük tüm operasyonlarında Türkiye'yi bir kenarından mutlaka olayın içine sokmaya çalışıyorlar.

Yaşananları sadece İsrail ile Türkiye arasında kalan olaylar gibi algılamak ve takdim etmek sanıyorum bu yönüyle yanlış olur. Çünkü, bir takım yazarlar gelişmeleri Türkiye ile İsrail'in savaşın eşiğine gelmesi şeklinde değerlendirirken bazıları da ABD'nin böyle bir şeye asla izin vermeyeceği şeklinde yorumluyor. Halbuki aynı ABD İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukaya karşı sesini çıkarmaz hatta bu ablukaya uluslararası hukuk açısından kılıf uydurmaya çalışırken Türkiye ile çatışmaya eğer izin vermeyecekse bunun da bir faturası vardır. Belki de Füze Kalkanı Projesinin bir ayağının Türkiye'ye yerleştirileceğinin böyle bir dönemde açıklanması tesadüf değildir.

Bu noktada 20 Eylül'de BM'de Filistin'in devlet olma statüsünün oylanacak ve Türkiye'nin bu oylamada Filistin'i tanıyacak olması sanıyorum İsrail ile ilişkileri bir başka boyuta taşıyacaktır. Hele bir de bu tarihten sonra terör örgütünün eylemlerinde bir artış söz konusu olursa Terör Örgütü, ABD ve İsrail üçlüsünün bağlantısı bir kez daha görülecektir. Bu bakımdan bölgemize yönelik olayları değerlendirirken ortada görünenlerden ziyade perdenin arkasındaki güçleri doğru okumak ve değerlendirmek gerekiyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.