24 Mart 2017 Cuma25 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 7°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • -8°C Ağrı
    • 1°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • -2°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.764 -0.05
  • Altın: 145,514 0.17
  • Dolar: 3,6255 0.24
  • Euro: 3,9111 0.07

Generaller ve Tanrılar Efsanesi

Ahmet Doğan İlbey

“Aksakalın Dilinden Efsaneler” adlı bir kitap okumuştum. Efsanenin biri hâlâ aklımda: “Generaller ve Tanrılar Efsanesi.” Aral ile Hazar arasındaki Oğuz Ülkesi’nde yaşamış bir aksakalın tahkiyeli üslûbuyla makbul oğluna anlattığı efsaneyi yaz sıcaklarında kafalara serinlik vermesi dileğiyle paylaşmak istedim:

Ey oğul! Biz ki Asya’da Aral ile Hazar arasında kutlu bir Oğuz ülkesi ve milleti idik. Gel zaman git zaman generallerimiz Frenkleşme inkılâplarını hükümferma kılıp, Oğuz milletinin töresinden ve din-i mübinden koptular. Pagan tanrılar gibi olmaya ve kendilerini öyle hissetmeye başladılar. Şüphesiz ki tanrılardan maksat hâşâ tek yaradan “Rabbimiz” değildir. Gücüne tapınılan maddî ve metafizik makam, iktidar, yetki, rütbe, otorite vb. statülerdir.

Generaller, rütbelerinden elde ettiği güçle ve şuur altlarında biriken düşünceyle homo-tanrıya, yani tanrılaşan insana dönüştüler. General unvanı İngilizce “Cenırıl” kelimesinden taklit edilmiş; “genel komuta o kişide” demekmiş. Asırlardır devletlü büyüklerden biri olarak bildiğimiz “paşa”yı zarfıyla ve mazrufuyla general yaptılar. Binbaşı, yüzbaşı, üsteğmen, başçavuş, çavuş, onbaşı gibi rütbelerin İngilizce karşılığı ile değiştirilmemesindeki gerekçe ise şöyleydi: General unvanının güç ve karizmasına ortak koşulamazdı ve onların tek egemen oluşlarına zül getirilemezdi. Diğer rütbeler ancak devletin tanrısı generallerin dişlileri olabilirdi ancak.

Generaller Frenk diyârının zihniyet ve usullerini cebren ve hile ile ülkemizin rejimi yaptılar. Altı asırlık ordumuzu laik-devrimci kimliklerine uygun hâle getirdiler ve bin yıllık irfanımızı ve medeniyet değerlerimizi ılga ettiler. Çünkü generaller tanrı-egemendi, devletin kendisiydi. Din ve töreden arındırılmış Ulusalcı Oğuz Cumhuriyetinin bânisi idiler.

“İktidar ve güç bizde” diyen generaller Oğuz Ülkesi’nde totaliter ve emreden bir ruh olarak ilelebet hâkim olarak kalmak istiyorlardı. “Generaller, devletinin bizatihi kendisi midirler, yoksa milletin ve idarenin bir parçası mıdırlar?” sualinin sorulup yazılması yasaktı. Ülkenin egemen tanrısı olma alâmetlerinden biri de bir generalin sahip olduğu en önemli marifet kabul edilen darbecilik ruhundan vazgeçmemesiydi.

Generaller kutsanır mı oğul? Tanrı-kişiliklerinin kutsanmasını istiyorlar. Kışlalarda ve Yankara’da yapılanlar neyin nesi? Generallerin çeşitli ruh halleri var. Meselâ, köpeklerine, bakımlı atlarına, karılarına, konaklarına cephedeki askerden daha çok önem verirler.

Generaller faşist ve sosyal darvinist bir askerlik ruhuna inanırlar. Asker ocağını Peygamber ocağı olarak bilip askere gidenlerin anlayışını ve şehit olan askerlerin din-i mübin inancına bağlı olarak şehit olmalarını “irtica” olarak görürler. Generallerin ruhu merhametle, sevgiyle, millet değerleriyle uyuşur mu? Frengistan’dan bulaşan laikleşmiş generallik ruhu, Asakir-i Oğuz ruhundan izler taşır mı? Yürekleri yanında mıdır generallerin? Bir memleket türküsü, bir şehit ağıdı dinleyince gönülleri sızlar mı?

Oğuz Ülkesi’nin Güneydoğu’sunda yaşanan savaştan her gün şehit asker cenazeleri gelmeye başlayınca, tanrı-generallerin şedit bir başgenerali kalktı ayağa, “ölen askerlerin annelerinin feryatları terörle mücadeleye katkı sağlamaz, toplumdaki ayrışmayı besler, askerlikten soğutur” dedi.

Ey oğul! Demek ki, pagan tanrılar gibi generallerin kalpleri ve vicdanları yok. General mantığı şehit annelerinin feryatlarının terörle mücadeleye “katkı sağlamayacağını” hesap etmiş. Toplumdaki ayrışmayı besler ve askerlikten soğuturmuş. Askerlikten soğumak ne demek? Hâşâ dinden çıkmak mıdır? Aile ve namusu reddetmek midir? Ülke ekonomisinin çökmesini istemek midir? Böylesine hastalıklı ve ölümseverlik kokan bir sözü ancak Frenk diyârının çılgın generallerinden Hitler ve Mussolini söyleyebilirdi.

EY GENERAL, BU SÖZLERİNİ UNUTMA! SENİ SİGAYA ÇEKEN BİR EHL-İ MİLLET GELİR BİR GÜN

Geçenlerde çok üzüldüğüm bir havadis duydum. Bir general, kucağında yaşadığı ve vergileriyle maaş aldığı Oğuz milleti hakkında şöyle demiş: “Foça olağanüstü güzel, Atavizmin yaşandığı bir belde. Türbanlı ve çarşaflı göremiyorsunuz. Ayrıca bu çağda kurban olur mu? Ne biçim âdettir bu? Böyle kıroluk olur mu? Kurban kafalarını çam ağacına asacağız. Bunlar tek bir şeyden anlar. Devrimler ve güçten başka bir şey olmaz. Bunlarla hesaplaşma güçle olur. Bizim bayramımız laik-sosyal ve hukuk Oğuz Cumhuriyetidir ki sonsuza dek yaşayacaktır. Bizim bayramımız budur. Arab’ın bayramını bayram kabul etmiyorum. Bu Oğuz halkı ne karaktersiz ki, kandil oldu mu, bin tane mesaj geliyor.”

Yürekli bir ozan o generale şöyle demiş: “Ey general, bu sözlerini unutma! Sen sigaya çeken bir ehl-i millet gelir bir gün.”

Sonrası malûm, oğul! Generallerin hempaları yürekli ozanı hop edip götürmüşler. Akıbeti meçhûl. Dedem Korkut gibi birinin çıkıp bu generallere nasihat eylemesi gerek. Generaller, Oğuz halkından özür dilerler mi? Nedâmet gösterirler mi? Tövbe istiğfar ederler mi? Ağlarlar mı? Biz insanlar gibi ölürler mi? Ölürlerken son sözleri ne olur?

Generaller şehri Yankara’dan uzak bir dağ köyünde yaşayan yahşi ozan C. Koytak’ın bir şiirini okudum da çok kederlendim. Şiirde bir ana bir generale soruyor: “Koca bir orduyu / Ve kesin bir zaferi general / Mareşal nişanıyla birlikte / Değişmez miydiniz / Tanrı, gizlice sorsaydı size / Değişmez miydiniz doğru söyleyiniz / Şakağına bir tek kurşunla / Meşum bir delik açılmış / Gencecik oğlunuzun canıyla / Söyleyin de duyalım, komutan / Söyleyin de bilelim / Görev duygusu nasıl bir şeymiş.”

Düşündüm de ey oğul! Bu mısraları vicdanları kanamadan, kalpleri titremeden okuyabilirler mi generaller? Yürekleri yanında mıdır? Haksızca öldürülen gencecik bir oğul, bir generalden değersiz midir? Ocaklar söndüğünde, gencecik insanlar öldüğünde generaller ne yaparlar? Ne hissederler?

Cevabını yine yahşi ozan C. Koytak’ın şiirinde buldum: “Bir general her şeyi göze alıp biz ölümlüler gibi / Sokağa çıkarsa / Bastonunu kaçırır hemen / Sokağın küçük oğlanları / Bembeyaz barikatlarına takılır / Generalin dikenleri madalyaları / Bu yüzden generaller sokağa çıkamazlar / Sokağın üstündeki sahanlıktan geçip gider helikopterle teyyareler.”

Çünkü generaller pagan tanrılar gibi ağlamazlar ve kalpleri yoktur. Ölüyü severler, ne kadar çok insan öldükçe Aral ile Hazar arasında generallerin gücü o nisbette artar ve tanrılaşmaya doğru yücelirler. Generaller yaşayan insanları sevmezler ve yaşatıcı değildirler. Yaratılanı severiz yaratandan ötürü sözüne inanmazlar. İnandıkları tek şey: Yaşasın savaş! Yaşasın darbeler!

“MİLLÎ BAYRAMLARDA GENERAL ELBİSESİ GİYEN HOROZ”

Ey oğul! Diyâr-ı Rûm’un cenûbuna düşen Suriye ülkesinin şahbaz dilli ozanı Nizar Kabbani boşuna “Horoz” dememiş generallere. Şiirinden bâzı mısraları kıraat ederek generalleri nasıl tasvir ettiğini anlatayım!:

“Mahallemizde kan dökücü sadist bir horoz var / Her sabah mahalle tavuklarının tüylerini yolar / Tan ağarırken bağıran bir horoz var / Gece gündüz tepemize biner / Tektir o ölümsüzdür / İktidar sahibi zorbadır o / Mahallemizde / Zalim, faşist, Nazi kafalı bir horoz var işte / Tankla çaldı iktidarı / Pençesini özgürlüğe ve özgürlükçülere uzattı / Tarihin getirdiklerini ılga etti / Çocukların doğumlarını ılga etti / Milli bayramlarda general elbisesi giyen / Bir ırkı yiyen bir horoz var / Bütün marifeti / Altılı tabancasının ateşini / Kelimelerin başına boşaltmaktır / Mahallemizde sinirli çılgın bir horoz var / Camiin minaresinden haykırır: Kendimi ulularım ey, kendimi ulularım / Devlet de benim, kanun da / Nasıl gelsin bize rahmet yağmuru / Nasıl yetişsin buğday / Üzerimize hayır nasıl inip de berekete boğsun bizi / Allah’ın ahkamıyla yönetilmeyen / Horozların hüküm sürdüğü bir yurt iken burası / Ülkemizde horozun biri gider, biri gelir / Tuğyan aynı tuğyandır / Ey efendimiz horoz / Ey milletin generali / Ey meydan erkeği...”

Bundan çok evvel, Tomanbay adlı Kırgız bir ayyaş bestekâr, generallerin şehri Yankara’da kendinden geçip Yürük Semâi makamından bir nida koparmış: “Generaller uludur, generaller uludur! Haydi tapınmaya...”

Hâsıl-ı kelâm; adı geçen kitap da edebî değeri yüksek yakın tarihin girdaplarına çekici efsaneler var.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.