23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 20°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 152,986 1.22
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Demek vesayet rejimi devam ediyor!..

Abdulkadir Özkan

Atılan adımlara, verilen görüntüye baktığınızda ülkemizde vesayet rejiminin son bulduğunu, sivil yönetimin devlete hakim olduğun düşünebilirsiniz. Ancak, sıra uygulamaya geldiğinde bir gizli elin siyasilerin kararlarında hâlâ belirleyici olduğu gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Kısacası toplum vesayet rejimine son verildiğini düşünürken aksi uygulamalarla karşılaşılıyor.

Sözü uzatmadan üzerinde durmak istediğim TBMM'de hanımların pantolon giymesini yasaklayan hükmün kaldırılmasının Meclis Anayasa Komisyonu'nda tüm partilerin desteği ile kabul etmiş olması. Özelliklede pantolon yasağının kaldırılmasında oluşabilen berberliğin sıra başörtüsüne geldiğinde sağlanamayışına dikkat çekmek istiyorum. Halbuki temel insan hakları konusunda olayın parmak hesabına tabi tutulmasının mümkün olmadığını sanıyorum herkes kabul eder. İnancı gereği başörtüsü takan bir hanıma ise bunu yasaklamak tamamen temel bir insan hakkının yasaklanması anlamına gelir. Böyle bir hakkın ihlali anlamına gelen yasağın kaldırılması için ille de Meclis'teki partiler arasında ortak bir görüş oluşmasını istemek ve beklemek ise bize göre tüm görüntüye rağmen vesayet rejiminin devam ettiğini gösteriyor.

Açılan davalarla pek çok kişi tutuklanmış mahkemelere sevk edilmiş olduğu halde hâlâ vesayet rejimini sürdüren güç odakları var mıdır? Yoktur görüntüsü verilmesine karşılık sıra inananların inançlarını inandıkları gibi yaşamasına gelince bir gizli el, bir gizli güç hemen devreye giriyor ve halkın yüzde 50'sinin oyunu almış olanları bile bu konuda adım adamaz duruma mı getiriyor?

Eğer görüntü doğru ve sivil siyaseti yıllardan beri şekillendiren derin güçlerin beli kırılmış, hepsinden sivil mahkemelerde hesap sorulabiliyorsa o zaman da akla iktidarın bir takım yasakları kaldırma konusunda kendisini ya yeterli görmediği ya da daha vaktin gelmediğini düşündüğü akla geliyor. İyi de kendisini daha ne zaman yeterli görecek, ne zaman vaktin geldiğine karar verecek?

Hemen belirteyim ki Şafak Pavey'i etek giymeye mahkum eden bir uygulamanın son bulmasını destekliyorum. Benim derdim niçin Şafak Pavey söz konusu olduğunda tüm partiler arasında birleşme olabildiği halde geçmişte Merve Kavakçı olayında bu birlik sağlanamadı? sorusunun cevabını araştırmak. Birilerini Meclis kürsüsünden, "Burası devlete meydan okuma yeri değil. Bu kadına haddini bildirin" gibi insanı tiksindiren konuşmalar yapmaya hangi güçler zorlamıştı? Bu çıkış kişisel bir kararın sonucu değil de gerçekten derin güçlerin sözcülüğünün sonucu idiyse bugün derin güçlerden hesap soruluyor diye övünülürken o günden farklı bir adım atılamıyorsa bu bir çelişki değil mi?

Gazetemizin dünkü sayısında Sevgili Ebubekir Gülüm'ün haberi sürmanşette "Özgürlük pantolona sıkıştı" başlığı altında verilmişti. Doğrusu başlık ile olay en güzel ve açık şekilde anlatılıyordu. Aynı olay dünkü Akit'te de "Meclis'te 'Pavey' tamam 'Merve' beklemede" başlığı altında verilerek bir hatırlatma yapılıyordu. Her iki başlık ve yaklaşım bir haksızlığın, bunun ötesinde bir zulmün devam ettiğini hatırlatıyordu. Bir yanlışın düzeltilmesi eğer başka yanlış ve haksız uygulamalar sürüyorsa zulmün son bulduğu anlamına gelebilir mi? Kaldı ki hâlâ başörtüsü yasağı birilerinin uydurduğu 'kamusal alan'da devam ediyor. İlköğretim okulundaki din kültürü öğretmeni dersine başı örtülü olarak giremiyor. Ya başını açmak zorunda kalıyor ya da peruk takarak derse giriyor. Bu ise bazı öğrencilerin istismarına yol açıyor. Çocuklara dinlerini ve dinin emirlerini öğretme durumunda olan bir öğretmenin inancının bir hükmünü uygulamaktan alıkonulmasının birileri izahını yapabilirler mi?

Hemen belirteyim ki başörtüsü yasağı laikliğin bir gereği değildir. Bu yasak inananlardan rahatsızlık duyan bir azınlığın bir zamanlar devlet yönetiminde belli noktaları ele geçirmiş olmalarının verdiği cesaretle kişisel isteklerini topluma dayatmalarının bir sonucudur. Artık buna son verilmesi gerekiyor. Bu yapılamadığı sürece isterseniz üç günde yeni bir anayasa yapın fazla bir anlam ifade etmeyecektir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.