25 Eylül 2017 Pazartesi5 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:47Öğle 13:03İkindi 16:24Akşam 19:05Yatsı 20:25
    • 28°C Adana
    • 32°C Adıyaman
    • 25°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 20°C Amasya
    • 23°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 25°C Balıkesir
  • BIST: 102.270 -1.78
  • Altın: 149,304 2.28
  • Dolar: 3,5481 1.64
  • Euro: 4,2028 0.78

Depremin Dili

Cemal Nar

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı,

2- Yeryüzü ağırlıklarını dışarı çıkardığı,

3- Ve insanın "Buna ne oluyor" dediği zaman,

4- İşte o gün yer haberlerini söyler,

5- Çünkü Rabbin ona vahiy ile her şeyi bildirmiştir.” (Zilzal, 1-5)

“Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığında” insanlar evlerinden, iş yerlerinden fırlıyor, sokağa koşuyorlar.

Daha doğrusu boş bir alana kaçışıyorlar. Üstlerinden tepelerine bir taşın, tuğlanın, eşyanın, demirin, tabelanın… düşmesinden dehşete düşmüş, koşuyorlar…

Kimileri yürekleri ağzında, sağa sola şuursuzca koşuşuyorlar. Neden sağa veya sola? Neden oraya değil de buraya? Sorsan bilmiyorlar, sadece kaçıyorlar…

Bildikleri bir şey var: “Yer dehşetle sarsıldıkça sarsılıyor.” “Zilzal”, yani zelzele oluyor. Altlarındaki arz depreniyor, hareket ediyor.

Ayakta kalmak en büyük mesele olmuş. İnsan için olduğu kadar evler, apartmanlar, oteller, okullar, yurtlar için de böyle.

Ne oluyor bu sakin yere? Neden sallanıyor? Ne demek istiyor? Ne mesaj veriyor? Hayat buraya kadar mı? Ölecek miyiz? Bitti mi şimdi her şey? Bütün emekler toz duman mı gerçekten?

Yıkılan koca apartmanın önünde bir kız sayıklar gibi konuşuyor, “Allah’ım neydi bu?”

Koca bir yeryüzü nasıl da sallanıyor şimdi bir beşik gibi! Apartman tabakaları iç içe geçmiş, çaresiz seyrediyor insan. Ölüm bu kadar yakın demek. Hayat bu kadar pamuk ipliği mi.

Bir ömür çabalayarak edip tuttuklarımız toz duman içinde kün feyekün mü?

Neden böyle bir anda “Allah” diyoruz?

Bu kadar aciz olmuş muyduk daha evvel? Biz bu kadar zayıf mıyız? Bizim iktidarımızın kıymeti bu mu?

Buysa, nedendi unutmak o kudreti? Onu hesaba katmamak? Hayatı onun izin vermediği şekilde yaşamak? Ondan kaçmak? Onu unutmak? Onsuz kalmaya razı olmak?

“Yıkıntılar içinde anam kaldı” diyor biri. Birisi “kardeşlerim öldü, öldü” diyor korku dolu gözler ve ürperen bir sesle. Birisi “telefon et anneme” diyor.

Dağ gibi bir enkaz ve insan çaresiz öyle baka kalıyor… İçinde insanlar var, solukları tükeniyor yavaş yavaş, can veriyolar. Ve biz elleri böründe, çaresiziz…

Telefonlarını çok kullanmak istemiyor birisi, canlı yayında. “Şarjım bitmemeli” diyor. Bir umut taşıyor, yerim tespit edilir diye. Çıkarım belki diye düşünüyordur. Yaşamak istediği kesin. Ne diye?

Ve biz ekran başında üzgün, dualı, “ne yapabiliriz?” diye düşünceli…

Buralarda insanları öldüren PKK anladı mı acaba anlamsızlığını? Teröristler “her şey boş” demişler midir dağdan bakarak?

Dün tartışılan Türklük, Kürtlük, Laiklik, sekülerizm, aydınlanma, çağdaşlaşma, Batılılaşma ne anlam ifade ediyor şimdi deprem bölgesinde?

Ah Rabbim ah!..

Şimdi biz sustuk, arz konuşuyor. Çünkü ona “konuş” dendi. Haberlerini anlatıyor. Dilinden anlıyor muyuz acaba?

O dili verdiler mi mekteplerde? Ona da mı yasak koymuşlardı yoksa? Deprem ne diyor bize?

“De ki Allah, üzerinizden veya ayaklarınızın altından, azap göndermeye kadirdir. Yahut bir fırkayı (milleti) musallat ederek bazınıza, bazınızın azabını tattırır.

Bak! Ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz? Umulur ki fıkhederler (aklederler).” [En'am(6)/65]

“Böylece onları bir 'sarsıntı' tuttu. Arkasından da yurtlarında, diz çökmüş olarak sabahladılar.” [Araf(7)/91]

“İnsanların elleriyle kazandıkları(yaptıkları) dolayısıyla, karada ve denizde fesat (büyük olaylar) ortaya çıktı. O bazı yaptıkları şeylerin karşılığını tatmaları için! Umulur ki dönerler!” [Rum (30)/41]

Fesat nedir? İslamsızlık mıdır? Şeriatın zıddı fitne fesattı değil miydi? “Ellerimizle yaptıklarımız yüzünden” yer bize kızdı mı?

“Ayaklarımız yere sağlam bassın” diye çok şey yapmıştık hani. Demek yer o kadar da sağlam değilmiş. İyi ama bu kadar ağırlığımızı çeken yer de sağlam olmazsa?

Ey insan, ne kadar acizsin. Hani tanrı kesiliyordun? Hani tanrıyı öldürmekten bahsediyordun? Bu mu kudretin? Dur ve düşün, bırak sağa sola şuursuzca koşmayı…

"İnsan ‘buna ne oluyor' der."

“Bu soru, Alışmadığı bir şey gören, akıl erdiremediği bir şeyle karşı karşıya kalan, karşısında sabretmenin ve susmanın mümkün olmadığı bir olaya tanıklık eden kendinden geçmiş, dehşete düşmüş ve neye uğradığını şaşırmış bir kimsenin sorusudur. "Buna ne oluyor?" Onu bu şekilde kim sarsıyor? Kim sallıyor? Ona ne oluyor?

Soruyu soran insan, sanki yeryüzünde onunla birlikte yalpalıyor, etrafında neler varsa gelip giderken bir şeye tutunmaya, ona yaslanmaya ve yerinde sabit olarak kalmaya çabalıyor…”

“Burada "insan" dehşet içinde kendinden geçmiştir. Ayetin ifadesi insanın üzerine korku, dehşet, hayret, sarsıntı ve çalkantı püskürtüyor. Burada "insan" nefesini tutup "ne oldu buna" diye soruyor.

Ne oldu bu yeryüzüne de yüce Allah insanı mahşere gelme ile, hesaba çekilme ile, amellerin tartılması ile ceza ile yüzyüze getiriverdi?” (Fî Zilâl)

Kendini az çok tanıyan insan, Rabbisini bilmeli ve firara bir son verip ona dönmeli…

Deprem bir şeyler diyor, dinleyene…





Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.