23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 20°C Adana
    • 20°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 10°C Ağrı
    • 15°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 21°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 152,986 1.22
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Zorunlu eğitim ve bulûğa eren kızlar

Faruk Köse

Biliyorsunuz, “zorunlu eğitim”in “kesintisiz olarak sekiz yıl”a çıkarılması uygulaması “28 Şubat süreci”nin bir ürünü idi. O süreci çok iyi takip etmiş biri olarak, bugün gelinen noktada nasıl da pek çok şeyi unuttuğumuzu görmenin üzüntüsünü yaşıyorum.

Eski Akit’in okuyucuları hatırlar, olayın unutulmaması amacıyla tarihe bir not düşmek maksadıyla hazırladığım “Kesintisiz Cinayeti” adlı kitap, gazete tarafından promosyon olarak dağıtılmıştı. Bu kitabı neden hazırladığımı anlattığım önsözde yer alan gerekçelerden bir cümleyi hatırlatmak istiyorum:

“Bir gün, bugün yaşananlar anlatıldığında, aydınlık ufuklara sahip nesillerin, masal sanmaması için, bir ispat belgesi olması için hazırladım.”

İşte böyle demiştim. Amacımız neydi? “Yaşanan süreci unutmamak”, o süreçte yanan yüreklerin ızdırabını gelecek kuşaklara aktarmak ve sürecin getirdikleri devam ettiği müddetçe, getirilen o “şeyler”i asla “içselleştirmemek”le “özgürlük” alanını geri kazanmaya katkıda bulunmak...

Ancak bugün gelinen noktadan baktığımızda, sanki “28 Şubat süreci” diye bir “zulüm mekanizması” hiç yaşanmamış gibi bir benimsemişlik, ya da umursamazlık görüyoruz. Yine bu kapsamda, zorunlu eğitimin sekiz yıl kesintisiz olarak uygulanmasına karşı da herhangi bir yeni düzenlemeye gitme çabasını görmüyoruz. Hatta öyle ki, Hükümet kanadından zaman zaman zorunlu eğitimin oniki yıla çıkarılacağına dair açıklamalar basında yer alıyor.

Gelinen noktada ise bambaşka bir “sorun”la karşılaşıyoruz. İşin “özgürlük” ya da “eğitim” ve benzeri boyutlarını bir kenara bırakalım. Sırf bu sorun bile Hükümetin omzunda, acilen çözülmesi gereken büyük bir yük olarak durmaktadır. Ne yapılacaksa yapılmalı, bu sorun bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır.

Şimdi bir babanın feryadını dinleyelim. Diyor ki o baba:

“- Benim kızım bülûğ çağına erdi. Ama daha hâlâ zorunlu eğitimi bitmiş değil. Bülûğa erdiği andan itibaren de İslam’ın ‘tesettür’ emrine muhatap. Ama başörtüsüyle ilköğretime devam etmesi yasal olarak imkânsız. Şimdi ben ne yapacağım? Kızımın, başını açarak okuluna devam etmesini istesem, onu ateşe atmış olacağım; ki o zaman ‘ailenizi ateşten koruyun’ ayet-i kerimesinin gereğini terk etmiş, tesettürü emreden ayetlerin hükmüne muhalefet etmiş oluruz. Okuldan alsam, bu sefer yasalar yakama yapışır; hatta Anayasaya geçtiğimiz referandumda eklenen ‘çocukların istismar edilmemesi’ maddesi gereği devlet çocuğumu benden alarak zorla başını açtırır ve okutur. Nitekim bir Hükümet yetkilisi (Zafer Üskül), Urfa’da yaşanan bir tesettür vakası vesilesiyle bunu açıkça ifade etmişti. Bana bir çare lütfen!”

Evet, bir baba böyle diyor ve benzer durumdaki bütün babaların böyle bir derdi var. Kızlarımız büyüdü ve bülûğa erdi. Başlarını açarak okula devam ettiklerinde Allah’ın emrini yerine getiremiyorlar, zorla isyana sürükleniyorlar. Buna kimin hakkı vardır, söyler misiniz?

Zorunlu eğitimin kesintisiz olarak sekiz yıla çıkarıldığı dönemde bu hususa defalarca dikkat çekmiştik. “Kesintisiz Cinayeti” adlı kitabımızda da bunu vurgulamıştık. Şimdi, o süreçte “bizimle aynı duyguları paylaşan insanlar” artık Hükümette; ancak her nedense, bu yarayı tedavi edecek bir reçete sunulmuş değil.

Biz, unutulmuş, gözden kaçmış, daha büyük sorunların arasından öne çıkamamış olacağı varsayımıyla ve bir babanın feryadı vesilesiyle hatırlatalım dedik. Artık bu husus da o “daha büyük sorunlar” arasına alınmalı ve bir an önce çözülmeli temennisiyle... Hani, söylemedi denmesin; ya da unuttuğumuz da sanılmasın diye...

Ha, “böyle bir vebali alırız ve çok da önemli değil, bize bir şey olmaz” deniyorsa, o başka. Böyle diyene söyleyecek bir şeyimiz yok. Ama yukarıda anlattığımız baba ve aynı durumda olan babalar, seçim sandığının başına geldiklerinde bunu hatırlamazlar mı dersiniz? Ya da, yarın “mahşer günü”nde, Mizan kurulduğunda, bunu hatırlamayacaklar mı?

---------------------------------

NOT: Ülkemizdeki “darbeler dönemi”ne eleştiri getiren filmler yapılmaya başlanmıştı da, buna “Ergenekon yapılanması”nı da ilave ederek müzik yapanlar pek yoktu. Ama artık var. www.anamuzik.com internet sitesine bir bakıverin. Bir dostumun yaptığı bu müziklerden istifade edeceğinizi düşünüyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.