Mahir Kaynak

Mahir Kaynak

Belirleyen olmak

Belirleyen olmak

Bir yol, baraj ya da bina yapılırken iki unsur ön plana çıkar. Biri eseri yapan mühendis diğeri bu eserin yapılacağı yerin özellikleri.

Mühendis belirleyen, çevre şartları etkileyendir. Bazen şartlar eserin yapılmasını imkansız kılabilir. Bu durumda ya projeden vazgeçilir ya da teknoloji geliştiğinde proje yeniden ele alınır.

Siyasette de benzer bir durumla karşılaşılır. Bir projesi olanlar şartları hesaba katmak zorundadır ama çoğunlukla projeden vazgeçmek yerine şartlara uygun inşaat teknikleri kullanılır.

ülkeler iki gruba ayrılabilir. Birinci gruptakiler projesi olanlar, diğerleri bu projeyi etkileyenlerdir. Birincilerinin hedefi inşa etmek diğerlerinki ise engel olmak ya da projenin, kendi şartlarına uygun olarak, değiştirilmesini sağlamaktır.

Türkiye’nin bir projesi olduğu söylenemez. Zaten söylemlerimiz yaptırmayız, engelleriz, elini uzatanın elini kırarız, pişman ederiz biçimindedir. Geçmişte bir projemizin olduğunu, bunu başarıyla gerçekleştirdiğimizi düşünür ve bu yapıyı asla değiştirtmeyeceğimizi söyleriz. Hedefimiz elinde kazma, kürekle dolaşan ve binamızı yıkmaya çalışanları engellemekten ibarettir. Evimizi donatmak ve etrafını çevreleyen alanı bir gül bahçesine çevirmek isteriz.

Yeni bir dünya kurulurken en önemli ayaklarından birinin bu topraklarda olması gerektiğinde ne yapılabilir? Bize karışmayın, ne haliniz varsa görün diyebilir miyiz?

Proje sahipleri, ülkemizi sürece dahil etmek için, arazi düzenlemesiyle işe başladılar bile. Ev sakinlerinden bazılarına vaatlerde bulunarak onları ikna etmeye çalışıyorlar. Bunlar projenin tümünden habersiz elde edeceklerinin hayalini kuruyor. Oysa bizi yönetenler hazır bir projenin uygulayıcısı olmak yerine projenin yapımında rol almalı, kendi bilgi ve estetik değerlerinin, renklerinin temsil edilmesini sağlamalıdır. Belki baş mühendis olamayız ama sadece uygulayan değil tasarlayan konumuna geçebiliriz.

Kürt sorununu bir sele benzetirsek suyun akışını engellemek ya da yok etmek yerine uygun kanallardan akıtıp, önüne barajlar inşa ederek elektrik üretebilir ve bunu başkalarına satabilirdik. Oysa suyun akışını kontrol edemedik ve dizlerimize kadar yükselen suyla birlikte yaşamaya mecbur kaldık. önümüze konan ekonomik projeyi aynen uygulamak yerine gerekli değişiklikleri yaparak hem kontrol edilmekten kurtulur hem de güçlü bir yapıya kavuşabilirdik. AB’nin üyesi olmak için yalvarmak yerine ülkemizin varlığının onlar için bir üst sınıfa yükselmek olacağını düşünür ve bu projenin şekillenmesinde söz sahibi olabilirdik. AB’nin tek alternatif olmadığını görüp diğer seçenekleri de değerlendirir ve uygun olanın gerçekleşmesine çalışılırdı. Bunları başarabilmek için ilk şart ideolojik tartışmaları bir yana bırakmak ve bunun oluşturacağı anafordan kurtulmak olmalıydı. Bu tartışmanın her iki yanında olanlar belki haklılık kavgasını kazanırlar ama hangi projenin gerçekleştiğinin farkına varmazlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahir Kaynak Arşivi