21 Temmuz 2017 Cuma27 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:51Güneş 05:43Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:39Yatsı 22:22
    • 34°C Adana
    • 39°C Adıyaman
    • 29°C Afyon
    • 34°C Ağrı
    • 29°C Amasya
    • 30°C Ankara
    • 30°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 34°C Aydın
    • 30°C Balıkesir
  • BIST: 106.764 0.03
  • Altın: 142,206 0.79
  • Dolar: 3,5340 0.37
  • Euro: 4,1188 0.57

Bağdat travması

Akif Emre

Bağdat-Irak parlamentosunun hemen yanı başındaki otelde Irak'ta yaşanan değişim tecrübesi tartışılıyor. Tunus, Rusya, İran, İngiltere, Mısır, Moritanya, Azerbaycan, Norveç gibi ülkelerden gelen akademisyen ve analistlerden oluşan katılımcılar Irak tecrübesini konuşuyor.

Toplantıyı düzenleyen "Irak Stratejik Araştırmalar Grubu" Başbakanlığın desteğiyle ve Bağdat Üniversitesi'nden hocalar tarafından kurulmuş ve bu kurumun uluslararası düzeyde ilk toplantısı bu. Aslında Irak başbakanı Maliki'nin himayesinde demek daha doğru olur... Nitekim toplantıya geleceği ilan edilen Cumhurbaşkanı Talabani'nin temsilcisini göndermesi, bu inisiyatif mücadelesinin yansıması sayılabilir. Diğer tarafta eski başbakanlardan ve Şii bloğun önemli isimlerinden İbrahim Caferi'nin toplantıda konuşma yapması, Irak deneyimini "Arap baharı"yla ilişkilendiren temanın bir şekilde öne çıkarılma çabası, bu resmi temsilin bağlantıları açısından önemli. Zira Arap baharına model olmak iddiasının moda haline geldiği son günlerde Irak merkezi yönetiminin ve İran'ın Suriye'ye ilişkin tavırları bilinmeden durumun açıklanması zor.

Açıklanması zor; zira konferansın yapıldığı otelin yanı başındaki parlamento binasına daha yakın zamanda bomba atıldığı düşünülecek olursa bu açıklamalar, iç gelişmelerden çok bölge dengelerine yönelik bir mesaj olarak okunabilir. Olağan üstü güvenlik tedbirlerinden sonra ancak girilebilen "yeşil bölge"de bile bu tür olayların yaşanıyor olması, hala işgalin gölgesinin hissedilmesi, etnik ve mezhebi ayrışmanın biçimsel demokrasi görünümüne rağmen giderilememesi ile bu iddia nasıl izah edilebilir? Eski başbakanlardan İbrahim Caferi; bu tür soruları savuşturmak istercesine: "Irak'taki demokratik tecrübeyi yabancılar kurmadı; halkın iradesi tesis etti. Bunun ispatı ise yakın zamanda varılan anlaşma ile son yabancı askerin de ülkeden çekilmesidir" mesajını verdi.

Tüm bu politik mülahazalar bir yana Bağdat tarihinin en büyük travmasını yaşıyor. Bu duruma en çok "demokratik travma" denebilir. Tarihin en büyük ironisi yaşanıyor sanki Irak'ta. Kapalı kapılar ardında Irak demokrasi tecrübesi tartışılırken dışarıda onca dev beton blokların kuşattığı "yeşil bölge"nin dışına çıkmaya korkuyor insanlar. Tepeden tırnağa silahlandırılmış askerlerin ve her 200 metrede bir zırhlı aracın koruduğu bir yoldan "yeşil bölge" sınırına geldiğimde hiçbir yabancı ülkeye girişimde karşılaşmadığım bir güvenlik taramasından geçtik. Bindiğimiz araçlar detektörlerle bir kaç kez arandı. Devlet misafiri olmamıza rağmen bu denli sıkı tedbir uygulanıyorsa normal vatandaşın durumunu kıyaslayabilirisiniz. Sınırda "yeşil bölge"de yaşayanların oluşturduğu uzun araç kuyruğunu gördüğümde burada hayatın nasıl aktığı konusunda bir acıma duygusu burktu içimi.

Bağdat'ın en merkezi bölgesi olan ve devlet kurumlarının, diplomatik temsilciliklerin, en önemlisi de Amerikan büyükelçiliğinin bulunduğu ve beton duvarlarla çevrili, olağanüstü güvenlik taramasından sonra girilen bu bölgede durumun ne zaman normalleşeceği sorusunu sorduğum yetkili ve sivil Iraklıların bunu hayal bile edemediklerini anladım. Bağdat'ın merkezindeki "yeşil bölge" güvenli diğer kısım ise "kırmızı bölge", yani tehlikeli... Bağdat tarihinin en büyük travmasını sembolize ediyor "yeşil bölge"... Bölünmüşlüğünün ve kendisiyle, toplumuyla, kültürüyle; hâsılı kendi medeniyetiyle olan barışıklığını yitirmişliğinin sembolü...

Evet, demokrasi geldi, etnik ve mezhebi gruplar temsil imkanı buldu... Biçimsel olarak her şey yerli yerinde. Ama temelde eksik olan bir şey var. Bağdat kendi tarihsel birikimini ve hafızasındaki değerleri yeniden hatırlamadan bu bölünmüşlük, yani Bağdat'ın kalbine saplanan "güvesizlik" ortadan kalmayacak. Geçen yüzyılın dünya sistemi Ortadoğu'nun bağrına yabancı bir hançer gibi İsrail'i sapladı. 21. yüzyılın Ortadoğusunda ise Bağdat'ın kalbine bu ayrışmayı yerleştirdi...

Bağdat ve ardından Şam, İslam'ın iki öncü şehri... Günübirlik çekişmelerin uzağında "Şam ve Bağdat bize ne söylüyor, neyi hatırlatıyor"u konuşmadan bu kaostan çıkmamız imkansız. Yeniden Bağdat, Şam; yeniden Kudüs ve İstanbul'un anlamımı düşünmek vaktidir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.