26 Mayıs 2017 Cuma1 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:37Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:17
    • 25°C Adana
    • 26°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 15°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,687 1.17
  • Dolar: 3,5750 0.23
  • Euro: 3,9909 -0.24

Tüm dünya borçlu, kazanan küresel sermaye!..

Abdulkadir Özkan

Ekonomik kriz olarak ifade edilen ve ABD'de başlayıp arkasından Avrupa'yı saran ekonomik iflas için farklı sebepler ileri sürülüyor. Elbette kapitalizmin sürekli olarak tüketimi körükleyen yaklaşımının bunda önemli rolü var. Diyebiliriz ki kapitalizm ürettiğinden fazla tüketmeyi, hatta üretmeden tüketmeyi teşvik eden bir sistemin adı. Böyle bir yaklaşımın insanlığı huzura kavuşturması beklenemezdi.

Gazetemizin Salı günkü manşeti bu ekonomik kriz ile ilgiliydi ve Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İktisat ve İktisadi Gelişim Anabilim Dalı emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu ile yapılmış bir söyleşiye ayrılmıştı. Manşet, "Ölüm döşeğinde" şeklindeydi ve hemen altında Prof. Kalaycıoğlu'nun şu sözleri yer alıyordu:

"Şu hastalıklı dünyada yeni hasta adam AB yeniden bölünerek sağlığına kavuşur mu? Hiç sanmıyorum."

Sömürüyü esas alan bir sistemin geçici bir süre özellikle sömürgecilere rahat bir hayat yaşatmış olsa bile uygulanan sistemin doğru olmadığını yaşananlar ortaya koymuş bulunuyor. Çünkü, kapitalist sistem emeği ve üretimi değil parayı esas alıyor, esas değer olarak parayı takdim ediyordu. Böyle olunca da hayatın her alanında paranın sözü geçmeye, son sözü para sahipleri söylemeye başladı.

Dikkat edilirse her bakımdan güçlü ve ileri kabul edilen ülkeler gırtlağına kadar borca batmış durumda. Güya dünya üzerinde her alanda son sözü söylediği sanılan ABD bir anda kendisini bataklığın içinde bulmuş, borçlarını ödeyemez hale gelmiş, bunun için var olan borçlarını ertelemeye, yeni borçlar bulmaya çalışmış, bu da yeterli olmamış dolar basarak bazı kurumları kurtarmaya çalışmıştır.

Peki ABD bir devlet olarak hangi devletten borç almıştır? Çin'e borcu olduğunu biliyoruz ama ülkelerin borçları birbirlerinden çok bir takım uluslararası finans kuruluşlarınadır. Bugün devletleri esir almış olanlar bu kuruluşlardır.

Olay sadece ABD ile bitmiş olsa belki üzerinde fazlaca durulmaya gerek olmayabilirdi. Ancak, kriz ABD'nin sorunu değildir. AB ülkeleri birbiri peşi sıra ekonomik krize yuvarlanmıştır. İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve son olarak İtalya ve Belçika da insanlar imdat çığlıkları atmaktadırlar. Çünkü, ekonomik krizlerden ilk etkilenenler çalışanlar ile emekliler olmaktadır. Ülkeler ekonomik krizi atlatabilmek için ilk önce çalışanlardan fedakarlık beklemekte, onların ücretlerinde kesintiye gitmektedirler. Bu ise belli bir hayat standardına sahip insanları bir anda bunalıma sürüklemektedir.

Bu arada bir hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum. Dünyada giderek yaygınlaşan ekonomik krizden küresel sermaye sahip hiç etkilenmiyor. Onlar bir takım mekanizmalarla gelirlerini artırmayı sürdürüyorlar. Bazı ülkelerin borçlarından bir kısmının silinerek biraz olsun nefes aldırma adımlarının sermaye sahiplerinin zararı olarak görülmemelidir. Çünkü, onlar ilk fırsatta ülkelerin borçlanma faizlerini yükseltecek mekanizmaları harekete geçirmekte, bir taraftan kaybettiklerini bir başka taraftan telafi etmektedirler. Bu bakımdan diyebiliriz ki kapitalizm paranın hüküm sürdüğü, çalışanların fazlaca bir dahlinin olmadığı, onlara sadece bir takım gösteriler yapma imkanının verildiği bir sistemin adıdır.

Bu noktada bugün dünyada yaşanan ekonomik krizin birinci derecede sorumlusu olarak küresel sermayeyi göstermek sanıyorum yanlış olmaz. Yazımın başlangıcında ifade ettiğim gibi bunda elbette ürettiğinde fazla tüketimi teşvik eden anlayışın önemli rolü var. Ancak bu anlayışı körükleyenlerin de bir takım yollarda sermaye sahipleri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü, toplumlar ürettiklerinden fazla tüketmeyecek olsalar borçlanma gibi bir zaruret ortaya çıkmaz. Buda sermaye sahiplerinin işine gelmez. Çünkü, sermaye sahipleri uzun vadeli yatırımlar yaparak para kazanmak yerine bazı teminatlar alarak ülkelere borç vermeyi ve bu yolla rizikosuz para kazanmayı tercih ediyorlar. Bu bakımdan diyebiliriz ki küresel sermayenin doğrudan yatırıma iştiraki yok. Sadece dolaylı olarak bir katısı söz konusu. Bu da ister istemez faizli kredi ile yapılan yatırım maliyetleri yükseltiyor. Para sahiplerine ödenen faizi de tüketiciler ödemek zorunda kalıyor. Yani öyle bir sistem oluşturulmuş ki her durumda sıkıntıyı çeken emek sahipleri ile geniş tüketici kesimi.

Bugün gelinen noktada bazı ülkelerde kriz sebebiyle yöneticilerin değişiyor olması krizin çaresi olamayacaktır. Çünkü, krizin sebebi yöneticilerden önce sistemin kendisidir. Bu düzen değişmeden yöneticileri değiştirmek sadece küresel sermayenin dayatmasına boyun eğmekten ibarettir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.