Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Dersim’de kim haklı... Aygün mü, Zelyut mu?

Dersim’de kim haklı... Aygün mü, Zelyut mu?

Kafam hepten karıştı...

Kim “doğru” söylüyor, kim “palavra” savuruyor, anlayamaz hâle geldim...

Bir “tartışma”dır, bir “kapışma”dır gidiyor ama; bir “Alevî” olmadığım, dahası pek “araştırma” imkânı bulamadığım için, Dersim’de neler yaşandığını tam olarak bilemiyorum.

Tek bildiğim şu:

“Dersim’de 13 bin 806 kişi öldürülmüş, 12 bin kişi de sürgün edilmiştir!”

İyi de; bu “katliam” niye yapıldı?..

Sabiha Gökçen havadan “bomba” yağdırırken, “mağara”lara saklanan insanlar, “fare zehirler” gibi niye zehirlendi?.. Orada bir “direniş” mi vardı, yoksa “isyan” mı?..

Kimi “direniş” diyor,

Kimi “isyan”da ısrarlı!..

Peki kim haklı?..

SEN DE HAKLISIN HATUN!

Hani, bir fıkra vardır:

Merhum Nasreddin Hoca’nın kadılık yaptığı günlerde, adamın biri yanına gelir... Adam, komşusundan şikayetçidir... Derdini anlatır... Hoca, adamı güzelce dinledikten sonra; “Haklısın” diyerek gönderir.

Biraz sonra adamın şikayetçi olduğu komşusu çıkagelir... O da az önce gelen komşusundan şikayetçidir... Derdini anlatır, hakkının verilmesini ister.

Hoca, onu da güzelce dinler... Sonra; “Haklısın” diyerek onu da yollar...

O sırada Hoca’nın yanına gelmiş bulunan ve konuşulanlara kulak misafiri olan karısı, bu işe şaşar.

Hocaya;

“İlahi Hoca Efendi!.. Sen ne biçim kadısın?.. Birbirinden şikayetçi olan iki adamın ikisi birden hiç haklı olur mu?” diye sorar.

Karısının bu sözleri üzerine Hoca, bir süre düşündükten sonra şöyle der:

“Hatun, sen de haklısın.”

Nasreddin Hoca olsam;

“Sen de haklısın” der, çıkarım işin içinden ama, merak bu; illa “kimin haklı olduğunu” anlamaya çalışıyorum.

Anlamak istedikçe de,

Kafam fena halde karışıyor!..

Çünkü, işin içine; “öldürülenler”in ve “sürgün edilenler”in çok çok ötesinde yeni yeni “iddialar” karışıyor!..

HÜSEYİN AYGÜN DİYOR Kİ!

Malûm, bu konuyu “Türkiye’nin gündemi”ne sokan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün olmuştur...

Onun iddiası şuydu:

“Dersim’de direniş olmuştur ama, asla isyan yoktur!.. Dersim’e yapılan operasyonun meşrulaştırılması için, orada bir isyan yaratılması gerekiyordu!.. Dersim isyanı icat edilmiş bir isyandır!”

Yine Hüseyin Aygün’e göre;

“Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir!.. Atatürk’ün de bundan haberdar olmaması mümkün değildir!.. Atatürk’ün katliamdan haberdar olmadığı yönündeki efsane doğru değildir!.. Bu efsane, Alevilerin ürettiği bir efsanedir!”

Herhalde söylemeye gerek yok;

Bu iddiaların sahibi, bir “Dersimli”dir!..

Dahası; “Bunları Ankara’da da söyleyebileceği” yönünde kendisine “teminat” verilince, “CHP’den milletvekili adayı” olmayı kabul etmiş, sonra da seçimi kazanmış bir adamdır!..

Peki, söyledikleri “doğru” mudur?

Kendi penceresinden bakınca,

Elbette “doğru”dur!..

RIZA ZELYUT DİYOR Kİ!

Ama, bir başka “Alevi”nin, meselâ Rıza Zelyut’un penceresinden bakınca, Hüseyin Aygün’ün söyledikleri “tamamen palavra”dır!..

Rıza Zelyut’a göre;

“Dersim olayları”na yol açanlar, “isyancı derebeyleri”dir!..

Hüseyin Aygün’ün iddialarına cevap veren Rıza Zelyut, Güneş’teki yazısında, önceki gün diyordu ki;

“Bu işi kaşıyanlar: 1937’de orada devlete silah çeken derebeylerinin torunlarıdır. Bunların dedeleri geçmişte esir gibi kullandıkları Dersim’in (Tunceli) sıradan halkının anasını ağlattılar. Şimdi de torunları, aynı kışkırtma içinde oradaki temiz halkın kafasını kirletmeye uğraşıyor. İktidarın verdiği işaret gereğince de televizyonlarda hep bunlar konuşturuluyor. (...) Hüseyin Aygün de bunlarla kolkola!”

Buyur, buradan yak!..

Bir “Alevi” diyor ki;

“İsyan yok, direniş var!”

Bir başka “Alevi” de diyor ki;

“Devlete silâh çeken derebeyleri!”

Hangisi doğru?..

Kim haklı?..

SEYİT RIZA KİMDİR?

Dedim ya;

Nasreddin Hoca olsam; “Hüseyin Aygün de haklı, Rıza Zelyut da haklı” der geçerdim... Ben, bunu deyip geçerdim ama, mesele ortada kalırdı!..

Meselenin ortada kalmaması ve kimin haklı olduğunun ortaya çıkması için, Rıza Zelyut’u, biraz daha dinlemekte yarar var...

Meselâ, diyor ki;

“Bütün belgeler ortada... 1937 yılı Mart sonunda Dersim (Tunceli) bölgesinin içlerindeki 6 aşiret ayaklanıyor... İngiliz kaynaklarına göre en az 1500 silahlı adam Türk ordusu ile çatışmaya giriyor. Bunların başındaki Seyit Rıza; İngilizlere mektup yazarak, “Kürtler adına savaştığını, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattığını, savaşın sürdüğünü” belirtip “Bizi koruyun!” diyor.

İngiliz devlet arşivinde yer alan ve sözde Kürdistan Krallığı tarafından yollanan, altında Dersim Generali Seyit Rıza imzası bulunan bu mektubu da Hüseyin Aygün kabul etmiyor.

Kabul etmez; çünkü eder ise oradaki derebeylerinin Kürtçülük adına devlete silah çektiğini kabul etmiş olacak. Böylece de devrimci cumhuriyet rejiminin Dersim’e operasyon yapmasının haklılığı anlaşılacak.”

Hele dinleyin!..

Bir “Alevi” olmasına rağmen; Rıza Zelyut acayip şeyler söylüyor!..

Adeta;

“Onlar devlete silâh çekti, devlet de onlara cezasını verdi” demeye getiriyor!..

Bir anlamda;

“Katliama onay” veriyor!..

Rıza Zelyut’a göre;

“İsyancıların başı Seyit Rıza’dır ve Kürtçülük adına devlete silâh çekmiş, İngilizlerden yardım isteyerek de işbirlikçilik yapmıştır!”

Durun hele!..

Kafam, hepten karıştı!..

Seyit Rıza denilen bu adam, hem “Kürtçü”, hem de “Seyyid” nasıl oluyor?..

Şu hâle bakın;

Birçok “Alevi Derneği” tarafından “kahraman” kabul edilen ve “mezarının yeri”nin açıklanması istenen bir adam; Rıza Zelyut tarafından “hain” olarak damgalanıyor!..

Peki, haksız mı?..

Buyrun, kendisini dinleyelim:

“... Sözde Kürdistan Krallığı tarafından yollanan, altında Dersim Generali Seyit Rıza imzası bulunan o mektubu Seyit Rıza’nın isteği ile yanında danışman olarak çalışan Kürtçü Baytar Nuri yazmış; Seyit Rıza’nın adamları da Suriye üzerinden İngilizlere ulaştırmıştır. Yani o mektup; gerçektir; resmi belgedir ve sahte seyit Rıza’nın iradesini yansıtır.”

Hele söyleyin bana;

Sizin kafanız karışmadı mı?..

“Seyit Rıza” denilen bu adam bir “kahraman” mıdır, yoksa “hain” mi?..

Bir “Kürtçü” müdür,

Yoksa, “Alevi Dedesi” mi?..

HEM TÜRKMEN, HEM SEYYİD!!!

Rıza Zelyut’u dinlemeye devam:

“Daha önce de yazdım:

Seyit Rıza ki, Kızılbaş Türkmenlerden Şeyh Hasan süreğinden gelir amma halkı etkilemek için kendisini Arap soylu (seyit) göstermiş, daha sonra ise Kürtçülük davasını gütmekten çekinmemiştir. Seyitlikle de ilgisi bulunmamaktadır.”

Hoppalaaa!..

Bir adam ki;

Ne olduğu belirsiz!..

“Alevî” değil, “Kızılbaş!”

“Kürt” değil, “Türkmen!”

“Direnişçi” değil, “İsyancı!”

“Kahraman” değil, “hain!”

İşin tuhaf tarafı;

“Kızılbaş Türkmen” olduğu halde “Kürtçülük” yapmış, “Arap soyu”ndan gelmediği halde, kendisini “Seyyid” olarak göstermiş!..

Zelyut, ona; “sahte Seyyid” diyor!..

Sizi bilmem ama;

“Kimin elinin kimin cebinde olduğu” belli olmayan “Dallas dizisi”ne dönen bu olay ve bu olay etrafında yapılan tartışmalar, benim “IQ seviyem”in çok çok üstüne çıkmaya başladı!..

Bu “karman-çorman”lığın içinden çıkmak, benim zekâ seviyemin kaldıracağı bir iş değildir!..

Şu hâle baksanıza;

Bir “Alevi”nin dediği, diğer “Alevi”nin dediğini tutmuyor!..

Biri “isyan” diyor, diğeri “direniş!”

Biri “katliam” diyor,

Diğeri “operasyon!”

Hüseyin Aygün de Alevi,

Rıza Zelyut da!..

Peki, “haklı” olan hangisi?..

Ben işin içinden çıkamadım...

SEYYİDLİĞİ KULLANDILAR!

İçinden çıkamayınca da;

Mahmut Akyürekli’nin yazdığı ve Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan “Dersim Kürt Tedibi 1937-1938” adlı kitaba müracaat ettim... Zira, bu kitapta hem Seyit Rıza konusunda geniş bilgiler aktarılıyor, hem de “Dersim olayları” konusunda detaylar veriliyor.

Meselâ, deniliyor ki;

“Seyit Rıza, Şeyh Hasenan aşiretinin bir alt kolu olan Yukarı Abasanların reisi Seyit İbrahim’in en küçük oğludur. Tarikat geleneğinde ise rehber mertebesindedir. Aşiret geleneğinde, Ocak sülalesine mensup bir ağadır.

Döneme ait kaynaklarda, “Uzun boylu, uyumlu endamlı, kır sakallı, siyah ve gür kaşlara sahiptir. Cazibeli gözleri olan, gagamsı burunlu yeşil ve siyah puşilerle doladığı sarığı, ayağında şalvar, sırtında paltosu ile dinç bir görünüme sahiptir” şeklinde tasvir edilir ve politik, uyanık ve zeki olduğu, “esrar içmesine rağmen sıhhatine ihtimam gösterdiği” belirtilir. Fiziki görünümü, halk arasında da aynı özellikler öne çıkarılarak anlatılmıştır.

Seyit Rıza’nın seyitlik mertebesinden kaynaklanan tartışılmaz bir manevi ağırlığı mevcuttur. Dedesi Seyit Kara Süleyman’dan bu yana ailede kullanılan seyitlik sıfatını, büyük dedesi ve babasından miras alarak kullanmaya devam etmiştir.”

İşte burada, biraz duralım...

Seyit Rıza, gerçekten “seyyid” midir, yoksa bu sıfatı “kullanmakta” mıdır?..

Kitapta, şu “detay” veriliyor:

“Aile seyit soyundan olmamasına rağmen, Alevi inancı konusundaki bilgelikleri ve toplumdaki önderlik vasıflarıyla, tarikatta ‘rehber’ mertebesine ulaşmış olduklarından, bu sıfata sahip olmuşlardır. Dikme Dede olarak adlandırılan bu dini makam ve dedeler tarafından taltif edilmelerinin miladı, Seyit İbrahim’in büyük dedesi Kara Süleyman’a kadar uzanır. Rehberlik ve seyitlik sıfatları babadan oğula geçerek Seyit Rıza’ya kadar ulaşmıştır.

Bu aile, Sultan Abdülhamid dönemine kadar Osmanlılara itaat etmedi. Müşir Zeki Paşa marifetiyle Osmanlı’ya biat etmiş gibi görünseler de, hiçbir zaman tam anlamıyla kontrol altına alınamadılar.”

Demek oluyor ki;

Rıza Zelyut haklıdır...

Aile, “Seyyid soyu”ndan gelmemekte ama bu sıfatı “kullanmakta”dır!..

İSYANI KABUL ETMEDİ!

Haa, buna rağmen, bir “isyancı” mıdır?..

Seyit Rıza, yargılanması boyunca “isyan” suçlamasını kabul etmemiştir...

Gece yapılan duruşmasının ardından aynı gece sabaha karşı “idam” edilirken; “Evlâd-ı Kerbelâyık... Bi hatayık!.. Ayıptır, zulümdür, cinayettir” kelimeleri son sözleri olmuştur... “İnfaz”ını da cellada bırakmamış, ayağının altına konulan sandalyeyi, kendisi tekmelemiştir!..

Buyrun, bir “ayrıntı” daha:

Ruslar tarafından işgal edilen “Erzincan’ın kurtuluşu”nda aktif rol oynamıştır!.. Aşiret, bir ara, “devletin yanında” gibi görünmesine rağmen, Seyit Rıza, 1931 yılında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından, “icabına bakılması gereken biri” olarak rapor edilmiş ve nihayetinde asılarak idam edilmiştir.

Ama, olayın “tartışılan” boyutu bu değil... Olayın tartışılan tarafı; Seyit Rıza’nın; gerçekten bir “seyyid” olup olmadığı konusu...

Tarihî kaynaklar ve Rıza Zelyut diyor ki; “Hayır!.. Seyit Rıza, seyyid değildir!.. Çünkü o, Kızılbaş Türkmenler’dendir!”

KILIÇDAROĞLU’NUN AŞİRETİ

Ne yalan söyleyeyim;

Bu “Kızılbaş Türkmen” ifadesi, bana “Kılıçdaroğlu’nun soyu” ile ilgili tartışmaları hatırlattı... Malûm, Kılıçdaroğlu; “CHP’ye genel başkan” olduğu günlerde, kendisinin bir “Kürt” olduğunu söyleyenlere, “Hayır” diyor ve ekliyordu:

“Her ne kadar Kürt olduğum iddiaları ortaya atılsa da ailemin kökleri Türkmendir... Ailemin kökü olan Kureyşan aşireti, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri!..

Ailemin Horasan’dan geldiği söyleniyor... Konya Akşehir’e yerleşiyorlar...

Ailenin büyüğü Seyyid Mahmudi Hayrani’nin türbesi orada! Rivayete göre; Şah İsmail’le Yavuz Sultan Selim arasındaki savaştan sonra bunlar Adıyaman, Malatya ve bir kolu da Dersim’e, Tunceli’ye gidiyorlar. Türkmen boyu bunlar.”

Demek istiyordu ki;

“Ben Aleviyim, ama Kürt değilim!.. Benim soyum Türkmendir!”

İyi, hoş da; ne diyor Rıza Zelyut;

“Seyit Rıza, Kızılbaş Türkmenler’den Şeyh Hasan süreğinden gelir ama, halkı etkilemek için; Arap soyundan gelmediği halde, kendisini seyit göstermiştir!”

Şimdi, “acaba” diyorum;

“Acaba, Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyu da Seyit Rıza gibi Kızılbaş Türkmenler’den mi geliyor?”

Acaba, o da;


“Arap soyu”ndan gelmediği halde, kendisini, “seyyid” diye tanıtan Mahmud Hayranî’nin torunu olarak mı tanıtıyor?..

Öyle ya;

Seyyit Rıza’ya “ders” verenler arasında, Kılıçdaroğlu’nun mensubu olduğu “Kureyşan aşiretinin seyyitleri”(!) de vardır!..

Buyrun, çıkın işin içinden!..



“Hıristiyan terörist” dememek için!

Herhalde hatırlarsınız...

Norveç’te aşırı sağcı ve ırkçı Anders Behring Breivik adlı bir terörist; 22 Haziran’da başkent Oslo’da başbakanlığa yakın bir yere bomba koyup 8 kişiyi, birkaç saat sonra da Utoya Adası’ndaki gençlik kampını basıp, 69 kişiyi öldürmüştü.

Toplam 77 kişinin katili olan Breivik için mahkemenin muayene etmekle görevlendirdiği 2 psikiyatrist; “Akıl sağlığı yerinde değil, cezai ehliyeti yoktur” diye rapor vermiş!..

16 Nisan’da başlayacak mahkeme bu raporu kabul ederse Breivik ceza almayacak ve akıl hastanesine yatırılacakmış!..

“Batı’nın adaleti”ni görüyorsunuz değil mi?.. Adam, “77 kişiyi öldürüyor” ama “terörist” sayılmıyor!.. Bir Müslüman, 7 kişinin burnunu kanatsa, hemen “terörist” yaftasını yapıştırırlar!..

Adamlar; sırf “Hıristiyan terörist” dememek için, kılıf bulmuşlar: “Akıl sağlığı yerinde değil!”

Amerika’yı, Hindistan’ı, Cezayir’i, Afganistan ve Irak’ı işgal edip, “milyonlarca kişiyi katledenler”in akıl sağlıkları yerinde miydi acaba?.. Yoksa, onların da mı “cezai ehliyet”leri yoktu?!?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi