18 Ekim 2017 Çarşamba27 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 15°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 2°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 13°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 106.991 0.49
  • Altın: 151,481 -0.24
  • Dolar: 3,6762 0.88
  • Euro: 4,3196 0.38

Şike

Aziz Üstel

Besbelli ‘Şike ve Sporda Şiddet Yasası’ taslağını hiçbir kulüp yöneticisi doğru dürüst okumamış TBMM’ye gönderilmeden önce. Şike yapan ya da teşvik primi verenlerin çok ağır hapis cezalarına çarptırılabileceklerini dikkate almamış. Kimi yöneticiler yasada spor yorumcularına yönelik yaptırım istemiş. Kimileriyse şikeyle teşvikin aynı olmadığını bu nedenle teşvik primine verilecek cezanın daha hafifletilmesi gereğini belirtmiş. Kimileriyse cezalara şöyle bir göz atmış sonra da “bu beni bağlamaz... bana kimse cesaret edip de dokunamaz” diye düşünmüş. Yani artık devletin “şundan korkarım ellemem... şu çok büyük iş adamı yanına uğramam... şunun arkasında falanca devletin istihbaratı ya da siyasileri var; o ne yaparsa yapsın onunla işim olmaz...” dediği dönemlerin geçmişte kaldığını aklına getirmemiş. Ve yasa yürürlüğe girdikten sonra da, “örgütlü işler” devam etmiş. Tutuklamalar başladıktan sonra ancak, kollar sıvanmış, yasayı sil baştan yapmak için girişimler başlamış. Yeni bir yasa hazırlanmış, cezalar sulandırılmış, 304 milletvekili bu yeni taslağın oylamasına katılmamış, yasa meclisten geçmiş ama Cumhurbaşkanı’nın vicdanı el vermemiş onaylamaya ve geri dönmüş Çankaya’dan.

Bu yasa kişilere yönelik; kulüplere değil; kişiler şike yapmış, teşvik pirimi vermişse temsil ettikleri kulüpler de yanacak. Örneğin Fenerbahçe. Hem kazandığı şampiyonluk gidecek, hem bu yıl yok olacak hem de gelecek yıl ikinci ligde top oynayacak, eğer TFF Disiplin Kurulu küme düşmesine karar verirse. Yani en az üç yılını kaybedecek! Ne kadar yazık! Kişisel ihtiraslar koskoca camiaları, salt tarifsiz kederlere boğmakla kalmıyor, maddi anlamda da yerle bir ediyor. Keşke TFF, Ali Koç’un “bizi hemen küme düşürün de bir yıl kayıpla bu işi bitirelim” önerisini kabul edebilecek cesareti gösterseydi. Keşke TFF bu bunalımı doğru dürüst yönetebilseydi. Eğer Fenerbahçe küme düşürülürse, yalnız sarı lacivertli kulübün değil diğer 17 kulübün de marka değeri, gelirleri, taraftar ilgisi azalacak; televizyondan maç izleyenlerin sayısında büyük düşüş olacak. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Kişisel ihtiraslar insanın gözünü nasıl da kör ediyor. Çok seviyorum diye sarılıyor bağrına basıyor, sonra da soluğunu kesiyorsun gönül verdiğinin!

Davutoğlu’nun adam gibi adam duruşu

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “İslam terörü” diyenlerle bir daha aynı masaya oturmayacağını açıklamış. George W. Bush ve yeni muhafazakarların (neo-con) uydurduğu bir deyim bu. Bat’da da hemen kabul gördü. İkiz kulelere düzenlenen saldırının ardından gündeme düştüğü için de kimse ağzını açıp bir şey söylemedi, saldırganları savunduğu düşünülmesin diye. Aynı yeni muhafazakarlar,19 Nisan 1995 tarihinde, Timothy McVey’in Oklahoma’da bomba yüklü bir kamyonu patlatıp 168 kişiyi öldürdüğü, 800 kişiyi de yaraladığında “bu bir Hıristiyan terörüdür!” dedi mi? Indira Gandhi, Sikh teröristlerce öldürüldüğünde Hindistan halkı “bu bir Sikh (Sih) terörüdür!” dedi mi? Gazze de on binlerce insan açlığa, sefalete mahkum edildiğinde, bebekler ilaçsızlıktan öldüğünde Allah için bir tek kişi çıkıp da “bu bir Yahudi terörüdür!” diye bağırdı mı? O zaman niye İslam terörü? Çünkü Hıristiyan dünyası yüz yıllar boyu, özellikle de İslam ülkelerini sömürmüş, bu insanları kendi inançları doğrultusunda, misyonerler aracılığıyla, yeniden biçimlendirmek istemiş ama başaramamış. Ekonomik anlamda egemenlik kurabilmiş ancak dinlerini değiştirmelerini sağlayamamış. Sonra, atmışlı yıllarda ABD’de, “Siyah Müslümanların”, itilip kakılan, horlanan, ikinci sınıf vatandaş olarak çöplüklerde sürünenlere İslam’ı bir kurtarıcı olarak sunması, Hıristiyan egemen sınıfları hem çileden çıkartmış hem de korkutmuş. Ve İslam fobisinin tohumları atılmış Amerika’da. İngiltere’de, özellikle Pakistan kökenli Müslümanlar, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde, Kuzey Afrika’daki sömürgelerden gelen binlerce Müslüman ve tabi Türkler bir potada eritilemeyince, dinlerini, geleneklerini eski bir elbise gibi sırtlarından çıkarıp atmayınca “suç” İslam’da aranmış. Ve 11 Eylül sonrası İslam Terörü yaftası yapıştırılmak istenmiş şiddetin her yüzüne. Ama asıl şiddeti körükleyenler, terörün durmasını engelleyenler İslam Terörü gibi çok çirkin, aşağılık bir deyimi hala kullananlardır! Ve buna karşı adam gibi adam duruşunu sergileyenler de Tayyip Bey’le Ahmet Bey’dir!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.