24 Mart 2017 Cuma26 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 15°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 8°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 6°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.844 0.09
  • Altın: 145,078 -0.31
  • Dolar: 3,6250 -0.01
  • Euro: 3,9071 -0.10

Bu ayıp kime yeter?

İbrahim Tenekeci

Gündeme şık bir çalım atıp “başka şeyler” yazmak istiyorum. Fakat kalemi elime alır almaz, Anayasa Mahkemesi’nin malum kararı ya da malumu ilanı, uğursuz bir hayalet gibi karşıma dikiliyor.

Yazılar, haberler, yorumlar hep bu konuyla alakalı...

Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi: “Ne çok acı var!”

Sayın Haşim Kılıç, malum kararı açıklarken şu ifadeleri kullandı: “Bu karar kimini üzecek, kimini sevindirecektir. Fakat karar ne olursa olsun, birlikte yaşama azmimizi ortadan kaldırmamalıdır.” (Allah Haşim Kılıç ve Sacit Adalı’dan razı olsun. Onlar da olmasa, “Ankara’da hâkimler var” diyemeyeceğiz.)

Bu sözler hakkında, şu ana kadar bir yazı, yorum vs görmedim. Oysa bu sözler, meselenin özünü anlatması açısından oldukça önemliydi. Sayın Kılıç, bu sözleri söylemekle, dokuz üyenin ve söz konusu zihniyetin niyetini, amacını, hatta suçunu ifşa etmiş oluyor gibiydi.

Demek ki “birlikte yaşama azmimizi ortadan kaldırmak” isteyenler vardı.

önceden bu işi İngilizler falan yapardı. Biz şairler de “Bir İngiliz saldırısına hazırım / Fakat nerede İngilizler” (Hakan Arslanbenzer) diye şiirler yazardık. Meğerse İngilizler hiçbir zaman bu topraklardan gitmemiş.

Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra gündeme gelen tartışmalardan biri de “inanç kutuplaşması” oldu. Malum kararın bu kutuplaşmayı hızlandıracağı iddia ediliyor.

“İnanç kutuplaşması” deyince, hemen peşinden şu üç olayı hatırlıyorum.

BİR:

Kirazın başkenti olarak kabul edilen Gölpazarı ilçesinde, iyi bir kiraz bahçesinin önünde durduk. Beş kişiydik.

Selam verip bahçe sahibine meramımızı anlattık: İstanbul’dan geliyoruz. Müsaade ederseniz, dalından biraz kiraz yemek istiyoruz. Hediyesi neyse veririz.

“öyle şey mi olur” dedi, “buyurun, bahçe sizindir.”

Dalından bol bol kiraz yedik, hatta bahçe sahibinin ısrarı üzerine, büyükçe bir poşeti de kirazla doldurduk. İşimiz bittikten sonra, bir miktar parayı kendisine uzattık. Yalvarıp yakarmamıza rağmen, parayı almadı. “Dua edin yeter” dedi.

İKİ:

“Şirin” bir Anadolu kasabasından geçerken, dallarını yola uzatmış büyük bir dut ağacı gördük. Dutlar yola dökülüyor ve çürüyordu.

Arabayı sağa çekip yol kenarındaki otların üstüne düşen dutlardan birer avuç topladık. Ne bahçeye girdik ne de dala uzandık. Bahçede güzel bir ev ve başka meyve ağaçları da vardı.

Sonra o gözlerle karşılaştık. Bize kötü kötü bakan o gözler...

Dutlar boğazımıza düğümlendi. Adeta haram oldu.

üç:

üçüncü olay İstanbul’dan...

Bir esnaf, dükkânının önüne soğuk su makinesi koymuş.

Allah ondan razı olsun.

Makinenin hemen yanına da bir kâğıt yapıştırmış.

Bilgisayarda kapital olarak yazılan ve A 3 çıkışı alınan kâğıttaki yazı üç kelimeden ibaretti. Şöyle:

SEBİLDİR.

İçİNİZ.

(BELEŞ)

“Sebil” yazısını görünce, su içmek için makineye yöneliyorum. Fakat hemen peşinden okuduğum “beleş” yazısı, daha içmeden, suyu en katı şey haline dönüştürüyor. Ve içmekten vazgeçiyorum.

Dükkân sahibinin iyilik olsun diye yaptığı şey, bir anda başka bir şeye dönüşüyor.

Bugünkü mesele, işte bu üç zihniyetin mücadelesidir.

Birinci olayın kahramanı dini bütün bir insandı.

İkinci olayın kahramanı, yani o bakışların sahibi, kılığından ve kıyafetinden anladığımız kadarıyla, klasik Halk Partiliydi.

üçüncü olayın kahramanı ise her fırsatta insan hak ve özgürlüklerinden bahseden, demokrasi diyen, milletin milli ve manevi değerlerinden yana görünen, fakat sonra da olmadık işler yapan, en kritik süreçlerde eski sözlerini unutan liberalleri çağrıştırıyordu.

Evet...

Devleti “baba” olarak gören mütedeyyin kesim,

Devleti “babalarının malı” olarak gören laikler,

Devleti “babalar gibi satarım” diyen liberaller...

Müslüman Türk milleti, her türlü olumsuzluğa, haksızlığa ve tahrike rağmen, “birlikte yaşama azmini” daima korumuştur.

Ama İkinci Mahmut’a “gavur padişah” diyen bu millet, milli ve manevi değerlerimize “laiklik” adı altında düşmanlık edenlere de elbette diyecek bir şey bulacaktır.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.