Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Yasin Aktay - Yeni Şafak
yaktay@yenisafak.com.tr
2011-12-19

Arap Baharı, Suriye ve Fransa'nın kirli çamaşırları

İnişli çıkışlarıyla yaşanmakta olan Arap Baharının bir yılını geride bıkarıyoruz. Tunuslu bir üniversite mezunu seyyar satıcı Muhammed Bouazizi'nin zabıtalardan gördüğü kötü muameleyi protesto etmek üzere kendini yakması patlamaya hazır hale gelmiş Arap dünyasının pimini çekmiş oldu.

17 Aralık 2010'da gerçekleşen bu olayın tam yıldönümünde Arap Baharının küresel ve bölgesel etkileri Öz Orman İş Sendikasının hafta sonu düzenlediği bir sempozyumda masaya yatırıldı. Arap Baharı diyarlarından ve Türkiye'den bir çok akademisyen, gazeteci ve aktivistin katıldığı sempozyum, bugünlerde Türkiye'nin bu bahara olan ilgisi çerçevesinde gerçekleşen bir dizi önemli etkinlikten biri oldu.

Bu konudaki ilginin sürekliliğini sağlamak ve bilhassa bir işçi sendikasının da bu ilgiye aktif katılımını sağlaması açısından anlamlı bir sempozyum oldu. Sendika temsilcilerinin "bir işçi sendikası olarak" bu sürece ilgi göstermek için izahat yapmaya çalışmaları bana göre gereksizdi. Tabii ki öncelikli olarak görev alanlarıyla ilgili işleri ihmal etmemeleri gerekiyor, ama işçilerin bugünkü sorunları Arap dünyasını isyan noktasına getiren adaletsiz dünya düzeninin etkilerinden bağımsız değil ki. Sendikaların, emeğin günübirlik sorunlarının ötesinde daha tarihsel ve global seyrine de ilgi duymalarından doğal bir şey olamaz. Tarihsel olarak da öyle olmuştur, bu tarihsel ilgi çok uçuk teorik bakışlar dolayısıyla zaman zaman gerçeklerden koparıp, süreci bir üst-belirlenimde yönlendiren göçlerin hizmetine sokmuş olsa da, bu, sendikaların yakın ve uzak çevrelerinde olup bitenlerle emeğin tarihi ve anlamı bağlamında ilgilenmelerini hiç bir zaman engellemez.

Arap Baharının küresel ve bölgesel etkisini tespit etmeye çalışırken sürecin devam ettiğini de hiç akıldan uzak tutmamak gerekiyor. Bahar fırtınasız, hatta kasırgasız geçmiyor. Mısır'da askeri yönetimin gerçekleşmekte olan seçimlerin ilk iki turunun sonuçları alındığı halde yetkilerini hiç bir şekilde devretmek istemiyor olduğuna dair her geçen gün daha ciddi işaretler alınıyor. Basit olaylar dolayısıyla sergilenen anlamsız ve acımasız şiddet, mukabil şiddete davetiye çıkararak devrimi rayından saptırmak için uygun fırsat alanları oluşturmaya dönük gibi. Sempozyuma konuşmacı olarak katılan Mısırlıların önemli bir kısmında bu durum askerin yetkilerini veya vesayetini kolay kolay bırakmayacağına dair bir endişeyi besliyor.

Mısır ordusunun bu yetkileri kendi sınıfsal varlığı adına mı yoksa çok yakından ilişkili ve bağımlı olduğu ABD adına mı bu siyaseti güttüğü de ciddi bir sorudur. ABD'nin Araplara bahar gibi görünen bu sürecin görünen sonuçlarından hiç bir çıkarı olmadığı hatta açıkça zararı olduğu halde buna nasıl razı olduğu sorusu halen ortada duruyor. O yüzden asker kaynaklı her sorun ABD'nin nihayet sahneye girişi olarak algılanıyor.

Arap Baharı'nın bölgesel etkisi, bölgenin demokratikleşme yolundaki taleplerini önü alınamaz bir hale getiriyor. Devamına erdiği takdirde bu halkların kendilerini bulacakları çok açık. Bununsa ABD, İsrail ve AB için anlamı, İslamcı siyasal partilerin iktidara gelişi oluyor. Bu da zaman zaman ne kadar sağduyulu değerlendirmelerle yatıştırılmaya çalışılsa da ciddi endişeleri, antipatileri harekete geçiriyor.

Batı'da İslam'ın bir "korku" ve "nefret" nesnesi olarak yükselen yıldızının demokrasinin en güçlü taşıyıcısı olarak parlaması ciddi hayal kırıklıklarına yol açıyor. Biraz tuhaf bir durum tabi bu. İslam'ın iddia edilen türden bir tehdit olmadığının ortaya çıktığını görmeye hazır değil Batılı kamuoyu. Onlar oryantalist muhayyilelerinde kurguladıkları türden bir "asan-kesen şeriat" görmek istiyorlar. Oysa İslami partiler "hürriyet" diyorlar, "adalet", "kalkınma", "demokrasi", "insan hakları" veya en fazla "nur" veya "fazilet" diyorlar. Bu değerler etrafında örgütlenen siyasetlerden büyük bir tehlike hikayesi çıkarmak zor oluyor. Oysa buna karşılık, Batı'da her geçen gün daha da yükselen yabancı düşmanlığı ve islamofobiye dair hikayeler çok daha gerçek tehlikeleri anlatıyor.

Bahar süreci Arap halkları arasında bir buluşmaya, kaynaşmaya ve muhtemel ortak işbirliklerine yol açıyor. Aralarda yapay ulus devlet kimlikleriyle konulan ve her bir ülkeyi başka ülkelerin sömürgesi durumuna düşüren sınırlar, mesafeler bu baharın estirdiği rüzgarlarla etkisiz ve anlamsız hale geliyor. Ülkelerin her birinde demokratikleşme yoluyla bir bağımsızlaşma iradesi gittikçe kristalleşmeye başlıyor. Bağımsız ve halkın iradesini öne çıkaracak yönetimlerle bütün uluslararası ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi de kaçınılmaz hale gelecek.

Böyle baharın Amerika, İsrail ve Avrupa tarafına mutluluk rüzgarları estirmesini beklemek akıl kârı değil. O yüzden devrimi rayından saptırmaya çalışmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Silahsız gerçekleşen Tunus ve Mısır devrimlerinden sonra Libya üzerinden devrimin saflarına sokulan ABD ve bilhassa Fransa'nın bugün Suriye üzerinden de oynamaya çalıştıkları rol bundan başkası değil. Suriye'de yüzbinlerce insan ölse kimsenin umurunda değil. Libya'daki müdahalede tek gözettiği şeyin petrol ve diğer doğal zenginlikler olduğunu hiç bir şekilde gizlemeyen Fransa'nın bugün Suriye'de insani kaygılar gözetmesini beklemek safdillik olur.

Oysa Türkiye'nin bu bölgeye bakışı diğerleri gibi değil, olamaz da. Suriye yönetimiyle ABD ve Fransa her zaman tekrar bir araya gelip kaldıkları yerden devam edebilirler. Bu süreçte Türkiye'yi bir ofsayt pozisyonuna düşürmeye çalıştıkları bugün daha iyi anlaşılıyor. Aynı Fransa'nın Sarkozy'sinin bugün Ermeni tasarısı kartını açması da tamamen bununla ilgilidir.

Açıkçası, Türkiye'nin komşularıyla sorunlarını sıfıra indirme niyeti ve çabasının Türkiye için tartışılmaz kazanımlarını gidermeye yönelik çabalar bunlar.

Hepsi de boşa çıkacak çabalar. Bahar başlamıştır artık ve bu ülkelerin behyude çabalarının bunu durdurması sözkonusu değil. Türkiye'nin bu bahar ikliminden uzak tutulması da mümkün değil, Türkiye o iklim kuşağının tam ortasında yer alıyor. Soykırım bahsinin açılmasının da Fransa'ya bir yararı olmayacak, aksine bu bahis açıldıkça Fransa'nın veya başkalarının kirli çamaşırları ortalığa daha çok serilmiş olacaktır.

 
 
 
2011-12-20 01:02:23
isbirlikci haine lanet
Allah cc Laneti nato,amerika,siyonizm,ingiliz,fransa ve bunlarin ajan kuklalari suud,katar vs ile bir olup filistini kurtarmak icin köprü vazifesi görevini yapan suriyeyi yikip yerine siyonistlere hizmet eden suud,katar gibi cag disi bir rejim kurmaya calisanlarin üzerine olsun.

2011-12-20 00:59:17
İsrail Dostu
İsraile dost güvenliği için halkını tehlikeye atan Erdoan haydıoradan

2011-12-19 13:40:56
arab bahari
Rabbimden dilegim Tayyip gibi idarecilerin Sizingibi Vatani ve Namusu icin Mücadele eden vatan evlatlarinin cogalmasi Allahin bu Canlari Korumasi Selam ve Dua

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.