Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Dün “vekil”ini yazdık, bugün de “millet”i yazalım

Dün “vekil”ini yazdık, bugün de “millet”i yazalım

Dün açıkladığım “görüş”lerimin halen arkasındayım...

Milletvekilleri, gerçekten de “iyi bir maaş” almalıdır...

Aksi takdirde, “milletvekili” olmayı arzu edenler, “üst gelir seviyesindeki” insanlar olur!..

Onlar da; “halkın talepleri”ni değil, “zenginlerin talepleri”ni yerine getirirler, “onların güdümüne” girerler, “onların oyuncağı” olurlar ki, geçmişte bunun örneklerini gördük... Yani, böyle bir insan; “milletin vekili” değil, “para babalarının vekili” olur...

Böyle bir durumun, elbette savunulacak bir tarafı da yoktur. Ve yine kabul edelim ki; “Milli irade”yi temsilen Ankara’nın yolunu tutan bir milletvekili, ister istemez “Ankara’da bir ev kiralayacak” veya “otel”de kalacaktır...

Yani, Ankara’da bir düzen kurmak zorundadır... Ama, “seçildiği ildeki düzeni”ni de değiştiremez!.. Öyle ya; ya eşi “çalışıyor” ya da çocukları “okuyor” olabilir... Onları da beraberinde götüremez. Ve yine kabul edelim ki; Ankara, “hayli masraflı”dır...

Dün de yazdığım gibi; gerek “seçmenler”in, gerek “parti teşkilatı”nın ziyaretleri, yani “ağırlama”lar, ister istemez “masraf”ları kabartır. Uzun lâfın kısası; “İnsaflı” olmak kaydıyla, milletvekillerinin “iyi bir maaş” almalarından yanayım.

VEKİLLERİ NİYE SAVUNDUM?

Bu konuda “milletvekilleri”ni savunuyor olmamda; tartışmaların “siyasetin gücünü zayıflatıcı” boyutlara taşınmasının da büyük rolü var. Şahsen ben; Ortada “milyarlarca lira” maaş alan “sivil ve asker bürokratlar” varken, her defasında “milletvekilleri”ne yüklenilmesinin altında “başka hesaplar” bulunduğunu düşünüyorum!..

“Askeri ve bürokratik vesayet”in “gen”lerimize işlemesinden olsa gerek, hedef tahtasına hep “sivil siyaset”i oturtur ve milletvekillerine, “vur abalıya” misali hep abanırız!.. İşte, “milletvekili maaşları” ile ilgili “tepki”lerin de “böyle bir kampanya”ya dönüştürülmek üzere olduğunu gördüğüm için, “vekil”lerin yanında yer aldım. Yine söylüyorum, milletvekillerinin “iyi bir maaş” almalarından yanayım... Ama milletvekillerinin “emekli maaşları” konusunda “itirazlarım” var!.. Çünkü, milletvekilliği bir “meslek dalı” değildir, öyle algılanmamalıdır... Tamam, “emeklilik”lerinde de “iyi bir maaş” almalıdırlar ama bu maaş, “en yüksek dereceli bir memurun maaşından daha fazla olmamalı”dır!.. Dediğim gibi; Milletvekilliğinin “emeklisi-memeklisi” olmaz!.. Çünkü, milletvekilliği bir “meslek” değildir...

“Görevde” olduğu sürece aldığı maaşa eyvallah ama “emeklilik”te aldığı maaşta “insaflı” olunmalıdır!.. Bu yapılırsa; “siyasetin gücünü azaltıcı” kampanyalara da yol açılmamış olunur diye düşünüyorum.

HEPSİNİN HABERİ VARDI

Dün, bu konuya girmemin bir sebebi de “CHP’nin ikiyüzlü tavrı” oldu. Herhalde duymuşsunuzdur... AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, düzenlemeyi çıkarmadan önce bütün partilerle görüş birliği sağlandığını söylüyor... CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin, hem de CHP Parti Meclisi toplantısından telefon ederek ‘destek’ mesajı verdiğini, CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu’nun da, “Arkadaşlarımız imza verecek” dediğini söyleyen Elitaş, “Sayın Kılıçdaroğlu ya çark ediyor, ya da partisi tarafından yanlış bilgilendirilmiş. CHP sözcüleri çok ayıp ediyor.

Herkesin net ve mert olması gerekir. Önergede bizim 1 milletvekilinin, CHP’den ise 2 kişinin imzası var. CHP madem karşıydı, önerge oylanırken 10’ar dakika konuşma süresi var. Çıkıp da niye kimse konuşmadı? İtiraz etmedi?” diye soruyor, ki haklıdır!.. Öyle ya; Verilen “önerge”ler “Grup Başkanvekillerinin önüne geldiği” halde, “imza”lara niye bakmadılar?.. “İmza sahipleri”ni bile bile, bugün niye “Haberimiz yoktu” deyip de, “vekillerin kellesi”ni kopartmaya çalışıyorlar?.. CHP milletvekilleri Ahmet Toptaş ve Tanju Özcan, niye hedef tahtasına oturtuldu?.. Bu, bir “ikiyüzlülük” değil mi?.. Öyle anlaşılıyor ki; Adında “halk” olmasına rağmen, bugüne kadar “halkı iplemeyen” CHP’nin, nasıl olmuşsa “halk” aklına gelmiş olmalı ki; “halkın tepkisi” üzerine tavır değiştirdiler!..

ÖNCE UZLAŞ, SONRA MUZLAŞ!

Bay Kılıçdaroğlu, kalkmış bir “mektup” yazmış Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e...

Demiş ki; “Bu düzenlemeyi veto edin!” İyi, hoş da; düzenleme Meclis’ten geçerken aklınız neredeydi?.. O düzenleme; “217 milletvekilinin evet, 29 milletvekilinin hayır oyu” ile geçmedi mi Meclis’ten?.. Hadi, MHP’den 10 milletvekili “hayır” oyu kullandı, peki CHP’den “evet” diyenler kimlerdi?.. Şahsen ben; AK Parti’yi “uyanık” olmaya davet ediyorum... Bir değil, iki değil, “tam 3 defa”dır, “AK Parti’ye kazık atmaya” çalışıyorlar!.. “Şike Yasası”nda da, “bedelli askerlik” konusunda da; baştan “onay” verdiler, sonra “tornistan” edip, sorumluluğu AK Parti’nin üzerine yıktılar!.. AK Parti, görmelidir artık; “Bunların ipiyle kuyuya inilmez!” Önce “uzlaşan”, sonra kayganlaşıp “muzlaşan” bu partiler, işte böyle adamı yarı yolda bırakırlar!..

Peki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ne yapacak?.. Malûm, Sayın Gül; önceki gün bir televizyon kanalında yaptığı konuşmada; “Yasa, önümüze yeni geldi, hukukçularımız inceliyor... Bu konuyla ilgili, belki Meclis Başkanı ve Maliye Bakanı’ndan bilgi alabiliriz” dedi. Ondan sonra, ya “onaylayacak” ya da “veto” edip, Meclis’e geri gönderecek... Bence de “veto” etmeli ve “tartışma”lara son verecek, “insaflı bir düzenleme” yapılmasına vesile olmalıdır. Zira, “muhalefetin ikiyüzlü tavırları” yüzünden, yıpranan “Hükümet” oluyor!.. Önce “Evet” diyorlar, sonra da bir kenara çekilip; “Millet ile AK Parti’yi karşı karşıya getiriyorlar!” Gül, bu “oyun”a son vermelidir!..

MİLLETİN HAKLI TEPKİLERİ!

Yazının başlığında da ifade ettiğim gibi; Olayın “vekiller” boyutunu yazdığımıza göre, şimdi de “millet” boyutuna geçebiliriz!.. Hiç kimse kusura bakmasın; “Halkın içinden biri” olmama rağmen, kalkıp da “halk dalkavukluğu” yapacak değilim...

Halkın “dert”lerini, “şikâyet”lerini, yaşadığı “zorluk”ları çok iyi bilmeme rağmen; “dost acı söyler” misali, “yanlış”ları da dile getireceğim... Öncelikle, “halkın şikâyetlerindeki haklı tarafları” sıralamak istiyorum. Çok doğru;

¥ Milletvekilleri, “kendi maaşları” konusunda gösterdiği birlik ve beraberliği, “vatandaşın lehine” olan yasalarda göstermiyorlar!.. Çok doğru;

¥ 2 yıl milletvekilliği yapmış herkese “kıyak emeklilik” hakkı verip; “Bir asgarî ücretlinin onlarca katı tutarında maaş” alacak olması, gerçekten de “yanlış” olmuştur!.. Çok doğru;

¥ “Emeklilerin intibak yasası” çıkarılmadan, böyle bir yasanın çıkarılması, hiç de şık olmamıştır!.. Çok doğru;

¥ Milletvekilleri, “asgari ücretli”lerin alacağı parayı “çay kaşığı” ile ölçerken, kendi maaşlarını “kepçe” ile ölçmektedir ve bu da “adaletsizlik”tir!.. Çok doğru;

¥ Kendi maaşlarını “apar-topar” gündeme alan milletvekilleri, “şehit ailelerinin durumunu iyileştirmek” için yapılacak “ikinci iş” meselesini hâlâ raflarda bekletmektedir!.. Çok doğru;

¥ Milletvekilleri “az maaş” alınca, madem ki “holdinglerin oyuncağı” olur, o halde “ortalama 900 lira maaş”a ya da “asgari ücret”e talim eden “kadın”lar, acaba “kimlerin oyuncağı” olur?.. Çok doğru;

¥ “Asgari ücret, en az bin lira olmalı”dır... Ve ayrıca, “milletvekili maaş artışı” da, “asgari ücret artış oranına endekslenmeli”dir!.. Ki, bu tartışmalar son bulsun!..

¥ Evet, “milletvekili maaşları” yeniden düzenlenmeli ve “masraflarını karşılayacak” bir seviyeye getirilmelidir ama; “işçi, memur, emekli, çiftçi ve esnaf”ın da alacakları para “yaşanabilir düzeyde” olmalıdır!..

5 MİLYON EKMEK ÇÖPE!

Tüm bunlara eyvallah... Bütün bu “talepler” doğrudur, “haklı”dır. Ne var ki; Benim, sürekli “istismar” edilen “açlık, yoksulluk edebiyatı”na ve hep “madalyonun bir yüzünün görülüp-gösterilmesine” itirazım var!.. Biliyorsunuz; “açlık ve yoksulluk” söz konusu olduğunda, gazeteler ve televizyonlar, sürekli “çöpten ekmek toplayan” insanları gösterirler!.. Yalan mı?.. Elbette doğru!.. Ama, bir de “madalyonun öteki yüzü”ne bakmalı değil miyiz?..

Evet, “çöpten ekmek toplayan” insanlar “yoksul”durlar, “aç”tırlar!.. Peki ama sormak gerekmez mi; “çöpe ekmek atanlar” neyin nesidir?.. Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, daha geçenlerde açıkladı; “Ülkemizde günlük olarak üretilen 82 milyon ekmeğin 77 milyon adeti tüketiliyor. Her gün 5 milyon adet ekmek israf ediliyor. Vatandaşalrımızın bundan sonra daha da duyarlı olmaları lazım.” Hele hesap edin; “Çöpe atılan 5 milyon ekmek”le kaç kişinin karnı doyar, kaç kişi “açlık”tan kurtulur?.. Ve o para, kaç kişiyi “işsizlik”ten kurtarır?.. “Fakiriz, yoksuluz, açız ve işsiziz” diyoruz ama, maalesef “günde 5 milyon ekmeği çöpe atan” da, yine bizleriz!.. Bu “tezat” da düşünülmeli değil mi?..

TÜRKİYE TELEFON ÇÖPLÜĞÜ

Hiç kimse kusura bakmasın; Böyle bir “millet” varken, “vekil”lere söz söylemeye hiç kimsenin hakkı yok!.. Söyleyin Allah aşkına; Dünyada, “cep telefonu kullanan insan sayısında ikinci olan” ülke, Türkiye değil mi?..

Şu hâle bakın; “74 milyon”luk bir ülkede “61 milyon 700 bin cep telefonu” kullanıp, bu ülkeyi “telefon çöplüğü”ne çevirmiş bizler, kalkmış, “çöpten ekmek toplayan” insanları konuşuyoruz!.. Kusura bakmayın ama; “Telefon çöplüğü”ne dönmüş bir ülkenin insanları, elbette “çöpten ekmek toplamaya” mahkûm olurlar!’.. Hele de, o ülkede; “günde 5 milyon ekmeği çöpe atan” insanlar yaşıyorsa!.. Evet, “vekil”leri protesto edip, “milletçe” ağlayalım ama bu “acı gerçekleri” de göz ardı etmeyelim. Bilmem, derdimi anlatabildim mi?..



============= Müftü Bey doğru söylemiş

Ne demiş ki Müftü Bey?..

“Yanlış bir şey”’ mi söylemiş ki, Diyanet, “medyanın gazı”na gelip, hemen “inceleme” başlatmış!..

Efendim, olay şu: Edirne’nin Keşan ilçesi müftüsü Süleyman Yeniçeri, bazı insanların “donuna kadar kırmızıya bürünmeye hazırlandığı” şu günlerde, “Noel Baba” efsanesini eleştirmiş ve demiş ki; “Noel Baba yaşamış mı, yaşamamış mı belli değil... Bir yer söyleniyor ve orada yaşadığı ifade ediliyor... Ama Hıristiyan aleminin çıkardığı bir şahsiyettir. Noel Baba, baca ve pencereden giriyor... Ama doğru dürüst birisi olsa kapıdan girerdi. Bizde kapıdan giriliyor. Kur’an-ı Kerim’de ‘Evlere kapıdan girin’ diyor. Neden bacadan giriyor ki?!?”

Bu sözde “yanlış” olan ne?.. “Noel Baba” dedikleri adam; bir “hırsız” gibi niye “baca”dan veya “pencere”den giriyor ki?.. Madem “hediye” dağıtıyorsun, niye “kapıdan” girmiyorsun da, “gayrımeşru iş yapan” adamlar gibi “baca”dan aşağı sarkıyorsun?.. Ben, müftü Süleyman Yeniçeri’nin sözlerinde “yamuk bir şey” göremedim... Kaldı ki; o sözlerde Hıristiyanları üzecek bir “aşağılama” veya “hakaret” de yok!..

Sadece, bir “durum tesbiti” yapmış, o kadar!.. Diyanet’in, müftü hakkında “inceleme” başlatmasına da bir anlam veremedim... Elin gâvuru, Peygamber Efendimiz’e karikatürlerle “hakaret” ediyor da, bir “inceleme” başlatan var mı?.. Bence; Diyanet, bu “inceleme”den vazgeçmelidir!.. “İfade hürriyeti”ni sansür edersek, Sarkozy’den ne farkımız kalır?!?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi