12 Aralık 2017 Salı23 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:40Güneş 08:12Öğle 13:05İkindi 15:22Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 5°C Adana
    • 0°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • -4°C Ağrı
    • 0°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 10°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 5°C Balıkesir
  • BIST: 109.156 1.14
  • Altın: 153,298 -0.50
  • Dolar: 3,8173 -0.47
  • Euro: 4,5053 0.00

Ortak noktası olmayan toplum muyuz?

Abdulkadir Özkan

Olaylar karşısında farklı görüşlerin olması bu sebeple de herkesin kendi doğrusuna sahip çıkmasının yadırganacak bir yanı yoktur. Ama, toplum olarak eğer hiçbir konuda ortak bir nokta bulamıyor ve o ortak nokta etrafında birleşemiyorsak bunun üzerinde düşünmek gerekir. İnsanın aklına ister istemez, "Acaba Batılılaşmak, bir diğer deyişle kendimiz olmaktan kurtularak bir başka medeniyet anlayışında toplanalım derken toplum olarak geçmişte var olan ortak noktalarımızı da yitirdik mi? sorusu geliyor.

Çünkü, insanın bulunduğu yerde farklı görüşlerin olması ne kadar doğalsa da hiçbir konuda hiçbir zaman ortak bir noktada buluşamıyor olmak sanıyorum doğal değildir. Bu durum toplumumuzun bir belirsizliğe sürüklendiği anlamına gelemez mi?

Bir yandan evrensel değerler etrafında birleşme temennileri dillerden düşmüyor ama herkesin evrensel değeri farklık arz ediyor. Böyle olunca da bu topluma birilerinin büyük bir kötülük ettiği akla geliyor. Bu kötülüğü kimlerin ve ne amaçla yaptığı da ayrı bir tartışma konusudur. Ancak, Batıyı örnek alma ve toplumu zorla Batı kalıpları içine sokma çabaları sanıyorum uzlaşmazlığın, olaylar karşısında ortak nokta bulamayışımızın ifadesi olabilir.

Geçmişte yaşanmış bazı olaylar gündeme geldikçe insanlığımızdan utanmamızı gerektiren manzaralar ile karşılaşıyoruz. Halbuki hangi dine, anlayışa sahip, kısacası kendinizi hangi medeniyetin mensubu olarak görüyor olursanız olun vahşet vahşettir; zulüm zulümdür... Bu noktada bile yaşananları görmezden gelmeye çalışmak, bunun da ötesinde bir takım çevrelerin yaşananlara haklılık kılıfı bulmaya çalışmasını insan anlamakta güçlük çekiyor.

Sanki toplum olarak farklılıklarımızı reddetmek üzerine bir anlayış geliştirmişiz. Böyle olunca da farklılıkları ortadan kaldırılmış bir toplum özlemi gündeme gelmez mi? Peki böyle bir toplum oluşturmak mümkün müdür? Bazı toplumlarda farklılar yokmuş gibi bir görüntünün sergilenmesi kimseyi aldatmamalıdır. Böyle görüntü veren toplumlarda sadece farklılıklar çeşitli yollar bastırılmıştır. Ancak, şu ya da bu şekilde baskı biraz gevşediği ya da son bulduğunda farklılıklar kendini gösterecektir. Sadece göstermekle de kalmayacak kendilerini baskı altında farklı görünmeye itenlere karşı duydukları kin ve öfkeyi dışa vuracaklardır. O zamanda bu kin ve öfke nedir diye şikayet etmenin anlamı kalmaz. Bu bakımda sıkça toplum olarak birlikte yaşamanın ilk şartının farklılıklara tahammül olduğunu vurguluyorum. Bazıları bunu farklılıklara saygı olarak ifade ediyor. Farklılıklara saygı duymaktan kastedilen eğer kimsenin kimseyi kendisi gibi düşünmeye ve inanmaya zorlamaması ise bunu saygı olarak ifadeye gerek yoktur. Toplumun farklılıklara tahammülü içselleştirmesi bunun için yeterlidir. Çünkü, saygı beraberinde kabulü gündeme getirir. Kısacası saygı kendi düşüncesini terk ederek saygı duyduğu düşünceyi tercih etmesini gerektirir. Bunun ise sonu yoktur. Elbette insanlar zaman içinde düşüncelerinde değişikliğe uğrayabilirler. Ancak, bunun dışarıdan baskı ile oluşması toplumları gerer ve sıkıntıya sokar. Bu arada farklılıkların sebep olduğu bir takım olumsuzlukları ve acı olayları gizlemeyi tercih ediyor oluşumuza dikkat çekmek istiyorum. Bunu elbette düşmanlıkları körüklememek adına yapıyoruz ama böyle mi oluyor? Bir takım olayların üstünü örterek konuşmamakla acıların tedavisine katkı da bulunuyoruz muyuz?. Yoksa üzeri küllenmiş bir kor gibi için için yanmaya devam ediyor da bir kenarından üzeri hafifçe deşildiğinde bir anda ateşin sürdüğünü görmek bizde bir ürküntümü meydana getiriyor?

Kısacası geçmişteki bir takım yaşanmış olaylarla yüzleşmek mi gerekiyor, yoksa üzerini örtmekte toplum olarak bir takım yararlar mı var diye düşünmek mi?

Aslında kişisel çatışmalar ve sergilenen vahşet olayları üzerinde rahatlıkla konuşuluyor ve tartışılıyor da işin içine eğer birtakım derin güçler girmiş ve bir takım hesaplar uğruna cinayetler işlenmiş ise hemen bir devlet sırrı kılıfına sarılarak unutulmaya terk ediliyor. Ancak, toplum olarak unutulması mümkün olmuyor. Mutlaka bir gün bir yerlerde yeniden ortaya çıkıyor. Bunun isterseniz bir takım olayların perde arkasındaki derin güçlerin gücünü yitirmesi ile izah edelim, ister özgürlüklerin artışı, bir diğer ifade ile baskıların hafiflemesi diyelim netice pek değişmiyor.

Ancak, kesin olan husus şu ki, artık toplum olarak farklılıklara tahammülü içselleştirmek durumundayız, yaşanan istenmeyen olaylarla da birgün yüzleşmek zorunda kalacağımızı unutmamak durumundayız .Bunun için de sanıyorum temel insan hak ve özgürlükleri konusunda toplum olarak bazı ortak noktalarda birleşmek mecburiyet vardır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.