Batılılaşma hareketiyle birlikte yılbaşı da örf ve âdetlerimiz arasına girdi.
Mantık bir yana atıldı, taklitte ileri gidildi. Çünkü yılbaşında İsa aleyhisselamın doğumu kutlanıyordu. Öyleyse bir peygamberin doğum yıldönümünü dansla, içkiyle, kumarla kutlamak hangi dinde, hangi mantıkta var?
Demek ki yılbaşı aynı zamanda mantığın, ilmin, İslamiyet'in bir yana bırakıldığı, sathi taklitçiliğin başladığı devrin yıldönümüdür ki böylesine bir tarih ancak bu şekilde kutlanır...
Batılı olmanın gerçek manasını anlamak isteyen, yılbaşında Müslümanları seyretsin. Elbiseler çeşit çeşit... Mezeler o biçim... Erkek tebessümüyle kadın kahkahalarının Eyfel'leştiği ortam... Kumara millilik vasfını kazandıran anlayış... Çamlar, hindiler... Mideler dolu, cepler dolu, kafalar ve kalpler boş... İşte modern insan, işte yılbaşı...
Onu bunu suçluyoruz amma belki de çoğumuz yılbaşı atmosferinin içinde kalıyoruz. Televizyon, radyo, evleri neşeye boğuyor; pek çok dindar aile bile gece yarısına kadar televizyondaki yılbaşı eğlencelerini seyrediyor. Batılılaşma öyle bir seldir ki, pek çok şeyi sürükleyip götürüyor. Geriye okunmayan kitaplar, kalitesiz insanlar, çalışmayan tezgahlar, ekilmeyen topraklar kalıyor.
Basın yayında öyle korkunç erozyonlar yapılıyor ki, tarihe, millete, dine ait ne varsa alıp götürüyor, geriye körü körüne taklitçilik kalıyor. Üç yüz senedir Avrupalı olmaya çalışanlara Avrupalılar halen gülüyor. Her şey olmaya çalışanlar, "kendileri" olamayınca komik duruma düşüyor.
Nasıl ki bir kısım cilt hastalıkları karaciğeri tedavi ederek giderilirse, aynı şekilde sosyal hayattaki felaketleri gidermek için de, işe tahkiki imandan başlamak lazım. Aslında hastalık zaaf-ı imanda... İman zayıflayınca ahlaksızlık yayılıyor. Nasıl ki karaciğeri tedavi ettik, cilt hastalığı geçti, taklidi imanı tahkiki imana çıkarırsak, pek çok dertler çözüme kavuşur.
Yeteri kadar İslami öğretim ve eğitim yapılmadığı gibi, her şey insanımızı din dışına çekiyor. Meyhaneler, kahveler, kılık kıyafetler, basın yayın gibi acı gerçekler, İslam'a hücum ediyor. Bu gerçekler karşısında Bediüzzaman Hazretleri buyurmuş ki: "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor."
Yılbaşında iğrenerek, tiksinerek gezmeyiniz. Çıkınız, dolaşınız. Bir milletin nereden nereye geldiğini görünüz. Bir zamanlar burnunu göstermekten utanan ninelerimizin torunları ne hale düşmüş görünüz. Bu gidişat içinde kendi vebalimizi görmek zorundayız.
Fertler uyanırsa millet uyanır. Sefahat beşiğinde dalalet rüyaları gören insanımızı hakkın, hakikatin sabahında uyandırmak iradeli, imanlı insanların yapacağı iştir. Işığın olduğu yerde karanlık barınamaz.
Eğer karanlık varsa, biz neyiz?
İnşallah bu yılbaşı, Müslümanların Avrupa medeniyetinden İslam medeniyetine geçmelerinin yılbaşı olsun. İnşallah bu yılbaşı Mekke'nin fethi yüzü suyu hürmetine haramlara tövbe edip helallere tabi olmamızın yılbaşı olsun.
Çıkmaza sürükleyen Kumar belasına özenti de çoğu zaman bu geceye mahsus olan Yıl(an) başı Piyangosu
ile başlıyor. Kumarda evini,arabasını,bütün servetini ve hatta hanımını kaybeden kumarbazları duymuşsunuzdur. Neresinden bakılırsa; Yıl(an) başı kutlama felaketi bizi bir ahtapot gibi sarmamış mı?!?
Yuvaların yıkılması,insanların komaya girerek genç yaşta ölmesine kadar uzanan acı bir serüven haline geliyor. Üç kimse vardır ki Allah onlara Cennet’i haram kılmıştır: "Devamlı içki içen, (ebeveynine) asi olan ve karısının kötü yolda olduğunu kabul eden deyyus." (Seçme Hadisler, DİB,s.157)...
Gerekse yurt dışında bulunan kiliselere bakıldığında,bu gecenin zulmete bürünmüş ve içlerinden en küçük bir hareketin olmadığı görülecektir. Çünkü papazlar da bu akşam onlarca küp kutsanmış şaraplarını içmekte ve içip,içip sızmaktadırlar. Zaten Peygamberlerin en fairlerinden biri olarak yaşadığı...
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155