27 Mart 2017 Pazartesi27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:49Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:31Yatsı 20:52
    • 15°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 9°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,263 -0.10
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Generaller Ölümlüdür, Her General Hapisliği Tadacaktır

Ahmet Doğan İlbey

Rabbim, bu fakiri ve fikir yoldaşım İsmail Göktürk’ü yalancı çıkarmadı. Baş generalin tutuklandığını ve yargılandığını gördük şükür. Bekliyoruz, adalet ve mahkeme bu ülkede hükmünü yürütebilecek mi? Yıllar önce demişti İsmail: “Göreceksin, bu ülkede generaller de yargılanacak…”

Bu fakir, bu ülkede generallerin inkıraza uğrayabileceğini ve zeval bulabileceğini âcizane yazmıştı evvelinden. Milletin oğulları, kafalarında oluşturulmuş “generaller yargılanamaz, onlar tanrı-devlettir, yargılanmaktan, hesap sorulmaktan masundur ve cumhuriyetin bizatihi kendisidirler” düşüncesinden kurtulsunlar diye, ihtiyaca binaen general yazılarımdan bir hülâsa sunmak istiyorum:

Bahtsız bir meslektir generallik. Siz hiçbir generalin adının bir mabede, bir hayır müessesesine verildiğini, ardından dua edildiğini gördünüz mü?

Siz bir generalin zekat ve fitre dağıttığını duydunuz mu? Güç, haşmet, hâkimiyet ve dokunulmazlık zırhları içinde geçer ömürleri. Firavunun sarayını yıkmaya gelen karınca menkıbesine inanmazlar.

Generaller ölümlüdür. Her general ölümü tadacaktır. Siz, nadirattan olanlar hariç, bir generalin naaşının millet çoğunluğu tarafından el üstünde taşındığını gördünüz mü? Laikleştirilmiş top arabasıyla gider cenazeleri.

Dünyanın bütün generalleri! Değişiniz, evinize, yani milletinize dönünüz! Buyurgansız bir hayata karışınız ve halkınıza selâm verip, bir çayhanede çay içiniz. Sonra da bir mabede kendiliğinizden adım atmayı deneyiniz.

GENERALLERİN ÇÖKÜŞÜ VE İNKIRAZI

Devletin üst katlarında hâkimiyet kavgalarının hızlandığı şeametli dönemlerde “Aksakalın Dilinden Efsaneler” kitabını elimin altından hiç düşürmem. Çünkü, Aral ile Hazar arasındaki Oğuz Ülkesi’nde yaşamış bir aksakalın bilge üslûbuyla makbul oğluna anlattığı tarihî nasihat ve vakalarla dolu kitabındaki “Generallerin Çöküşü ve İnkırazı” efsanesini çokça okuyarak ülkemin meselelerine ayna olarak tutmaya çalışırım:

Generallere inkıraz geldi oğul! Oğuz Ülkesi’nde generallerin çöküşüne kim inanırdı? Yüzleri aşağıda mahkemeye götürülüşlerini gördüm şükür. Generaller tek tek elemine ediliyor, rezil rüsva oluyor, mahkeme kapılarına getiriliyor, omuzlarındaki zorba yıldızlar yerlerde sürünüyor, ceridelerde manşetler atılıyordu: “Şüpheli generaller takibe alındı”, “Aranılan suçlu generaller teslim oldular”, “Bugün on altı general hükümeti yıkmak üzere gizli plânlarıyla birlikte göz altına alındı”, “Altı deniz generali zimmet, irtikap, askerî ihalelere fesat karıştırmak ve bir başka generale suikasttan hazırlamaktan tutuklandı”, “ Üç hava generali darbe plânları hazırlamaktan mahkûm oldu...”

Generallerin kıyameti başlamıştı. Gazel yaprağı gibi dökülüyor, yerlerde sürünüyorlardı. Generallerin “örümcekli kafalılar ve gericiler” dediği millet, onların zelil hallerini “oh oldu” duygusuyla değil, ibret âyetleri üzere seyrediyorlardı.

Generaller, emirleri altındaki asker eşlerine bile tâlimat veriyorlardı. “Seçime Yönelik Kurum İçi Eğitim Semineri” başlığı altında “Muhalefet” konulu seminer veren bir generalin hezeyanları onlara olan nefreti daha artırdı. Seminerde, “hükümetin başörtüsü taraftarı olduğunu, sivil anayasa tartışmasını, Ubant’ta üniversite hocaları ile toplantı yapmasını, okullarda başörtülü ve bıyıklı öğretmenlerin sayısının arttığını, cumhurbaşkanı ve başbakanın generallerin kararlarına şerh koymasını, cumhurbaşkanının Jankaya Sofrası’nda Kamalov’u taklit ettiğini fakat göz boyadığını, ‘Sofra’da şarap yerine su ve göstermelik şarap kadehlerinin bulunduğunu, devletin zirvesinin eşlerinin başörtülü ve İmam Hatipli olduğunu ve nihayetinde bütün bu irticaî gelişmenin hedefinin kendilerinin olduğunu” anlatıyordu.

Şenaat taşıyan bu sözleri söyleyebilen bir generalin Hakk’a tapan Oğuz milletiyle bir olması mümkün değildir. Mahsustan ziyaret ettikleri zabitlerin evlerindeki tabloları inceleyen, çocuklarına verilen isimleri soran, eşinin kıyafet tarzını ve her türlü bilgiyi not eden bir general iflah olur mu? Emrindeki zabitlere namaz kılmamasını, eşlerinin başını açmasını, laik-orduevlerindeki balo ve eğlencelere katılmasını dikte eden bir general Oğuz Ülkesi’nin generali olabilir mi?

Vicdanları körleşmiş, kalplerinde mesuliyet duygusu yer etmemiş generaller hangi ülkede çok bulunur? Erlerin şehit olmasına sebep olan Oğuz Silahlı Kuvvetlerince döşenip unutulan mayınlardan dolayı mahkemeye çıkarılan iki generale bir şehit babasının“ biz çocuklarımızı PKK ile savaşması için göndermiştik, sizin ihmallerinizden dolayı ölmesi için değil. Allah size de aynı acıyı yaşatsın, size söylüyorum vatan haini generaller!” diyerek elindeki su şişesini fırlatması ve yanan ciğerinden sökülüp gelen beddualar etmesi azıcık yüreğimi soğuttu.

Bu utanç mahkemesinde, bir şehit annesi de vicdanı kapkara olan generallere “ hiç mi yüzünüz kızarmadı” diyerek yüreğinden boşalan feryadını bir tokat gibi patlatması, generallerin çöküşünün başlamasıydı.

EY SANIK GENERAL! BUNDAN BÖYLE ZORBA SALTANATINIZA SON VERİLDİ

Oğuz Ülkesi’nde generaller, imtiyazlarını, zorba ihtişam ve sahte asâletlerini kaybediyorlardı. Generallerin çehresi balmumu Firavun maskı gibiydi adliye odalarında. Rütbelerindeki yıldızlar eskiden olduğu gibi zorbaca parlamıyordu. Kötülüklere ve zulme batmış apoletlerini bir kanun adamı söküyordu. Despotizmin ve darbeciliğin deccalleri yaftasını kayda geçiyordu mahkeme kâtibi. Bundan böyle zorba saltanatınıza ve hegemonyanıza son verildi hükmünü yüzlerine okuyordu âdil bir hâkim. Allah’ın da bir hesabı var oğul.

Başlarına bu denli belâ gelmesine rağmen generallerin ağladıklarını, pişman olduklarını, vicdan azabı çektiklerini görmedim. Demek ki, ruhları paganlaşmış ve homongoloslaşmış. Fırsat verilse oğul, gözleri karanlık mağaraya dönmüş generallere şöyle demeyi isterdim:

Ne haber generaller? Nedir başınızda dolaşan bu karabulutlar? Darbe ve hegemonya; hayatınızda bu iki kelime yer etmiş. Ant içtiğiniz ilkeler adına bütün hayâliniz ve öğrendikleriniz iç hizmet kanunu gereğince emir ve komuta zincirinde Oğuz Ülkesi’nin idaresine el koymak.

Yok muydu yüreğinizde millet sevgisi, din-i mübin inancı? Yok muydu ilkelerinizde bu necip milleti kalbinden fethetmek, merhametle, sevgiyle kucaklamak? Yok muydu akl-ı seliminiz, “işimiz harp sanatıdır, kışlanın dışı bizi bozar” demek?

Yahşi bir ozanın bir beyti aklıma geldi: “Oğuz Ülkesi’ne general olmak bir kuru zorbalık imiş / Millete bende olmak generallikten âlâ imiş.”

Ne diyeyim oğul! Allah, generalleri ıslah etsin.

GENERALLER DARBE VE İTAATİ SEVERLER

Generallerin içi dışı savaş kokar. Dolayısıyla yürekleri demirdendir. Onlar için savaş nimettir. Savaştan gelecek ganimetleri hesap ederler. Hikmet ve din adamlarını, kutsala çağıran şairleri hiç sevmezler. Çağdaş generaller arasından hiç şair çıktığını duydunuz mu?

Ekonomik kriz, işsizlik, istihdam, yoksulluk, bütçe açığı hiç önemli değildir onlar için. Çünkü çözümü kolaydır: Savaş çıkarmak ve savaşmak. Gönülleri değil, ölümleri ve öldürtmeyi yönetmesini bilirler.

Ülkeleri generaller böler ve paylaştırırlar. Sınırları onlar çizer ve bozarlar. Bir general sözüdür şu: “Savaşlar ancak ölenler gömülüp unutulduğunda kazanılır.” Yani, insanların bazıları savaşlarda sırası gelince ölmelidir. Hayatta kalanlar en iyi askerlerdir.

Demek ki, oğul, kimimizin çocukları, kimimizin eşleri, kimimizin babalarının savaşta ölmelerinin generallerin yanında hiç de anlamlı bir hâtırası ve önemi yokmuş

Generaller nekrofildir, yani ölüsevicidirler. Ölümü ilkeleştirir, yasalaştırırlar. İnsanlara Darvin teorisindeki “canlılar” gözüyle bakarlar. Bütün generaller sosyal darvinisttir.

GENERAL SAVAŞ VE ÖLDÜRMENİN UZMANIDIR, GÖNÜLLERİN DEĞİL

Generaller zeki olurlar, akil olamazlar. Oysa zekânın iyi bir meziyet olmadığını söylüyor bilge kişiler. Generallik, güvensizlik, egemenlik arzuları üzerine inşa edilmiş cellatlığın en üst seviyedeki filozofluğudur. Savaş ve savaştırma uzmanıdırlar, gönüllerin uzmanı değillerdir.

Onların aşkı savaştır. “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir.” İnsanlığın savaşlarla düzeleceğine inanırlar. Bütün generaller birbirine benzer, birbirini taklit ederler. Bir generalin bütün hayâli en büyük general olmaktır.

Generallerin ilk ceddi Kartacalı general Hannibal’dir. “Yüceleşmiş” generallerden Patton, Mc. Arthur, Montgomery, Rommel, Sun Tzu, Goltz ve Sarı Kamalov’un portreleri günümüz generallerinin hayâllerini süsler. En çok da Fransız generali Napolyon’a hayrandırlar.

Oysa bütün insanlığın hayran olduğu zümre din ve hikmet ehlidir. Generaller cellatlığı, korkuyu ve güvensizliği yüceltirler. Bir maden işçisi, bir domates, bir buğday yetiştiricisi gibi hayatı insanîleştiren çoğunluk ise, bütün gönülleri bir tutanı, yetmiş iki buçuk milleti seveni yüceltirler.

Alman general Goltz diyor ki: “Savaş insanlığa alabildiğine geniş teknik ve bilim kapıları açar, ulusların yeteneklerini harekete geçiren ve onlara parlak gelecekler vaat eden, dünyanın henüz dokunulmamış enerji kaynaklarını gün ışığına çıkaran bir çeşit silahlı politikadan başka bir şey değildir.”

GENERAL, AVRUPA “UYGARLIĞININ” ÜRÜNÜDÜR

General,“Avrupa uygarlığının” bir ürünüdür. “Çağdaş uygarlık seviyesi” yükseldikçe en gözde meslek hâline geldi ve yüceltilmiş bir tiranlığa dönüştü. Bütün Batı’nın ve Hitlerin generalleri en büyük insan kıyıcılarıydı.

Erich Fromm, “modern çağdaki büyük savaşlara biriktirilmiş saldırganlık değil, askerî ve siyasal seçkinlerin araçsal saldırganlığı sebep olmuştur” diyor.

Ey dünyanın silahlı politikacıları generaller! Yüreğiniz yanınızda mı? Sizler, vatan için ölmesini bilenleri ve çarpışan askerleri seversiniz. Vatanı için yaşayanları, domates ve buğday yetiştirenleri, kömür çıkarmasını bilenleri önemsemezsiniz. Bütün çağların kanlı ve haksız savaşlarını nasıl yönettiğinizle övünüyor halefleriniz.

“Herkes general olamaz” diyor genç bir general: “Altmış yaşından sonra generallik yapılmaz. General dediğin cıva gibi adam olacak. General dediğin göbekli olmayacak. Dünya savaş tarihine bakın, yaşlı generallerin genç generalleri yendiği nerede görülmüş. Akşam evine gidip de altmış beş yaşındaki bir generalin sağ tarafında kız torunu, sol tarafında erkek torununu severse bu adam ölüm emri veremez.”

Demek ki, “iyi” bir general ölümsever olmalıdır.

Generaller akrebe benzerler. Akrep ruhludurlar. Hiçbir şey yapamazlarsa birbirlerini sokarlar. Birbirleriyle savaşan generaller savaş sonunda ölüleri paylaşırlar. “Onlar bizi öldürdüler ama, biz onları daha çok öldürdük” diye teselli olurlar. Kan kokan zafer sevinçleri bu ifadenin içindedir. Bütün arzu ve hayâlleri imha, egemenlik, ülkeler zapt etmek ve iktidardır.

Generallerden herkes korkar. Çünkü onların varlığı korkutmaktır, sevdirmek değil. Bir şehre, bir mekâna bir general gelecek oldu mu, o mekân halktan ve başörtülülerden temizlenir.

TANRI YOK, GENERALLER VAR

Tören ve generaller. Hayat bilgileri bu iki kelimededir. “Tanrı yok, generaller var” diye alkışlanırlar her sabah törenlerde.

Generaller bizim gibi insan mıdırlar? Salt bir insan değildir onlar. Üstün insandırlar. “Aslında sadece bir insansın, hatırla!” denildiğinde kızarlar. Fâni olduklarını ve musalla taşını bilmezler. Generallerin tanrısı böyle yaratmış onları.

Tanrı mı üstün generaller mi? Tanrı gibi bir güce sahiptirler. Tanrının yeryüzündeki zorbalarıdırlar. Kendilerinin “tanrının kırbacı” olduğunu, tanrı gibi gökte yaratıldığını söylerler.

Kendilerini kutsamamızı, tek kurtarıcı olarak bilmemizi, kendilerine adanmış insanlar olmamızı istiyorlar. Kibir âbidesidirler. Naklen ölümleri viski yudumlayarak ekranda seyretmeyi severler. İçki sofralarında eksik olan bir meze için uçak ve tank kaldırırlar.

Doğu’dan Batı’ya generallerin postalları geçiyor üstümüzden. Generallerin vesayetinde yaşıyor bütün dünya. Hayatı onlara bırakıyoruz. Generaller ülkelerine ne vermişlerdir? Ekmek mi? Su mu? Aş mı? İş mi? Can mı? Hayat mı?

Onların varlığını ülkelerin emniyet kalkanı olduğunu sananlar yanılmaktadırlar. En iyi bildikleri şey: “Savaşın gayesi ülkeniz için ölmek değil, karşınızdakinin ülkesi için ölmesini sağlamaktır.”

Veyl size omuzundan akıllı, çatık yüzlü çağdaş generaller!



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.