17 Ekim 2017 Salı26 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:45Güneş 07:11Öğle 12:57İkindi 15:57Akşam 18:29Yatsı 19:49
    • 21°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 2°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 106.474 0.23
  • Altın: 151,840 -0.28
  • Dolar: 3,6440 0.37
  • Euro: 4,3033 0.16

Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma!

Aziz Üstel

Sabahattin Ali’yi öldürmüş, soysuzun biri Istıranca ormanlarında, haberin var mı arkadaş? Bu devlet, hele de Recep Peker Efendimiz, yani Tek Adam, İkinci Adam’dan sonra gelme Üçüncü Adam ve dahi altı okun mucidi, Milli Şef kavramını başımıza saran, eski İçişleri Bakanı ve Başbakan, “Her önüne gelen öyle şiirmiş, romanmış, hikayeymiş yazamaz! Milli ideolojimizin, Kemalizmin romanını, şiirini, hikayesini yazan makbulümüzdür!” buyurmuştu, bilir misin?

Sabahattin Ali’nin suçu, İçimizdeki Şeytan’ı, Kuyucaklı Yusuf’u, Kürk Mantolu Madonna’yı, Dağlar ve Rüzgarı, Değirmen’i, Kağnı’yı, Yeni Dünya’yı yazmaktı. Örneğin Esat Mahmut gibi Vahşi Bir Kız Sevdim gibisinden, başına bomba yağdıran tayyareciye gönül veren Kürt kızını yazsaydı, Türk pilotun onu nasıl evcilleştirdiğini anlatsaydı madalya takardı göğsüne Recep Peker efendimiz! Fethi Bey’e az mı sövüp saymıştı Şeyh Sait isyanında “gereken ciddiyeti göstermediği” için! Sonradan da “TBMM’nin üstünde bir Faşist Konsey kurmalıyız. Devleti bu konsey yönetmeli” demişti de tutmasalardı Mustafa Kemal ağzını burnunu kıracaktı!

Bütün yaşamı sürgünlerde geçti Sabahattin Ali’nin; girmediği cezaevi, dayağını yemediği polis ya da mahpushane müdürü kalmamıştı desem yeridir! Gün geldi ki, bu topraklarda onu yaşatmayacaklarını anladı. “Bari” dedi, “Yurt dışına gideyim. Ortada soluklanırım, orada yazarım şiirimi, romanımı, öykülerimi.” Rehberlik edecek birini buldu, onu kaçıracak. Ali Ertekin’di bu ordudan ayrılma rehberin adı. Onun ardına düştü... Ve bir daha Sabahattin Ali’yi canlı gören olmadı. Kafatası kırılmış, akıllara ziyan işkencelerden geçmiş, vücudunda kırılmamış kemik kalmamış bir biçimde, köyün imamı buldu cesedini. Ve bulduğu yere de gömdüler Sabahattin Ali’yi. Katil yakalandı. “Sabahattin Ali’yi milliyetçilik duygularım kabardığı, düşünceleri kafama yatmadığı için öldürdüm!” dedi.

Katil kısa bir süre yattıktan sonra salındı. Gazeteciler peşine düştü. Görüşmek istedi ama herif ortadan kayboldu. Ali Ertekin bildiğiniz tetikçiydi elbet. Kim vardı arkasında? Mecliste de soruldu bu soru defalarca; yanıt veren çıkmadı.

Dedim ya, bir zamanlar devlet az biraz kıpırdayana, emir komuta zinciri içinde yazıp çizmeyene hoş bakmazdı. Sabahattin Ali hunharca, gaddarca, acımasızca katledildi, Necip Fazıl ömrünün yarısını ülkenin hapishaneleriyle hücrelerinde konaklayarak geçirdi. Nazım canını dar attı yurt dışına. Kemal Tahir, Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf adlı romanını bahriyeli kardeşi Ratip Tahir’e “al oku; güzel roman” dediği için “Donanmayı isyana teşvik etmekten” yıllar yılı hapishanelerde çürüdü. Atilla İlhan daha lise çağındayken tutuklanıp deliğe tıkıldı. Daha kimler var kimler; saymakla bitmez. Behçet Kemal ya da Edip Ayel gibi yalakalığın doruğunda turlayıp “Türk’ün Amentüsü” ya da Süleyman Çelebi’den apartılıp yazılan “Mevlut” • kaleme alsaydı Sabahattin Ali ya da Necip Fazıl’la Kemal Tahir ve de Nazım, baş tacı edilirlerdi hiç kuşkusuz.

Ama, örneğin Sabahattin Ali “Başın öne eğilmesin/Aldırma gönül aldırma/Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül aldırma” dedi, ardından da “Avluda volta vururum/kah düşünür otururum/türlü hayaller görürüm/geçmiyor günler geçmiyor” diye derdini kağıda döktü. Öte yandan Necip Fazıl “Ne hasta bekler sabahı/Ne taze ölüyü mezar/Ne de şeytan bir günahı/ Seni beklediğim kadar” diye haykırdı kalın duvarların ardından hasretini, sonra da oturdu Zindan’dan Mehmed’e Mektubu karaladı.

Nasıl harcadık biz bu değerleri? Niye harcadık? Elimize ne geçti? Devletimiz büyüdü, milletimiz bolluğa mı kavuştu? Ağlıyor musun arkalarından arkadaş? Ben ağlıyorum da...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.