14 Aralık 2017 Perşembe25 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:41Güneş 08:14Öğle 13:06İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:11
    • 8°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • 1°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • -1°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • 0°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 108.153 -0.82
  • Altın: 153,903 0.01
  • Dolar: 3,8325 -0.13
  • Euro: 4,5073 0.05

Doğrularla yanlışlar karıştı

Abdulkadir Özkan

Bir ülkede doğru ve yanlış anlayışında birlik olmayınca, benim doğrularım ile başkalarının doğruları farklı olunca çatışma kaçınılmaz olur. Şöyle de diyebiliriz... Doğrular kişiden kişiye farklılık arz edebilir. İnanç, kültür ve anlayış farklılıkları sebebiyle insanlar arasında doğru tarifleri de değişebilir. Bu noktada herkesin doğrularının farklılığına rağmen birlikte yaşamalarını sağlayan anayasal ve yasal düzenlemeler devreye girer, girmesi gerekir. Zaten, inanç ve düşünce özgürlüğü de bu demektir. Birlikte yaşamanın birleştirici unsuru, farklı olana tahammüldür. Aksi halde dayatma ortaya çıkar. Halkın egemenliğinin yerini bir takım güç odaklarını alması başlar. Diyebiliriz ki, artık egemen olan millet değil, anayasayı istedikleri gibi deldikleri ve çiğnedikleri halde kendilerine dokunulamayanlar kullanır.

Yasalar güçlüden yana işler, zayıflar ezilirse, bugünün güçlüleri yarın zayıf düştüklerinde ne olacağını düşünmek durumundadırlar. Ancak, ülkemizde gözlenen o ki, şu ya da bu şekilde devlette bazı kurumları ele geçirmiş olanlar kendilerini rahatlıkla egemen güç olarak görüyor ve bu güce dayanarak kendilerini anayasa ve yasanın üzerinde sanabiliyorlar. Yasa ve anayasaya aykırı bir takım uygulama ve beyanların sahiplerinin sergilediği tavır bunun açık örneğidir. İşin garip tarafı görev ve yetkilerini aşarak bir takım eylemlerde ve beyanlarda bulunanlar bu söz ve davranışlarının eleştirilmesine de tahammül gösteremiyorlar.

Egemenler kendilerini öylesine egemen görüyorlar ki eleştirilmeleri, yaptıklarının doğru olmadığının söylenmesine bile tahammülleri yok.

Bazı üst bürokratların gizlice bir araya gelmeleri ve bu gelişmelerin yine devletin bazı üst düzey bürokratları tarafından medyaya sızdırılması bu gizli görüşmenin taraflarınca tepkiyle karşılanıyor. Halbuki devlet yönetiminde söz sahibi olan kişilerin görüşmelerini gizli yapmaları ister istemez bir takım sorulara sebep olur. Halbuki aynı kişiler görüşmelerini bir gizlilik içinde yapmak yerine ilan ederek yapsalar o sorular büyük ölçüde oluşmaz. Bu açık görüşmelerinde de gizli görüşmedeki konuları görüşmüş olsalar bile. Elbette gizli görüşmede taraflar yasaları zorlayıcı birtakım hususlar üzerinde durmuşlar; birtakım merkezlerin planlarını müzakere etmişlerse işler daha da karışır.

Medyaya yansıyan ya da yansımayan gelişmeler karşısında toplumda ciddi bir tedirginlik yaşanıyor. İnsanlar bir darbe süreci yaşandığını konuşmaya başlamışlarken bazı gelişmeleri basının gündeme taşıması, bunu kamuoyunun bilgisine sunması ciddi bir görevin ifası mahiyetindedir. Buna karşılık medyanın önemli bir bölümü ise her zaman olduğu gibi yasalardan yana değil, yasaları hiçe sayıcı bir görev yapıyor. Bu kesim işine geldiği zaman anayasa ve yasalardan yana bir tutumu savunurken bir de bakıyorsunuz, anayasa ve yasaları hiçe sayanlara kol kola germiş, onların şarkısını söylüyor. Yani halkın egemenliğine değil anayasayı delebilenlerin ele geçirdiği egemenliğe sahip çıkıyorlar.

İşte böyle bir ortamda zorunlu olarak erken seçimin gündeme getirilmesi meseleye çözüm bulma hususundaki sorulara yeterli cevabı veremiyor. çünkü, görünen o ki, egemenliğin halka ait olduğu söylemi sadece laftan ibarettir. Halkın iradesi ile ortaya çıkan sonuca tahammül edemeyen egemen güçlerin varlığı sürdükçe ve bu güçlerden anayasa ve yasalar çerçevesinde hesap sorulamadığı sürece seçimlerin beklenen sonucu vermesi çok zor görünüyor.

çünkü, halkın iradesi bu elit egemenlerin iradesi ile örtüşmediği sürece halkın iradesi bir anlam ifade etmiyor. Bir bakıma halk iradesi elit egemenlerin iradesini tasdik ettiği sürece makbul ve geçerli. Bu çelişkinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Kafaların bunun nasıl yapılacağı üzerine yorulması, bu hususta millet iradesine gerçekten saygı duyanların birlikte hareket etmesine ihtiyaç var. Bir de egemenliğin millete ait olduğuna gerçekten inananlar ile buna sadece sözde inanların artık teşhir edilmesi şart gözüküyor. Millet karmaşadan kurtarılmalı ki, doğru ve yanlış konusunda kararını net olarak verebilsin. Karmaşa sürdükçe sahte kahramanlar gerçeklerinin yerini alıyor, gerçekler bir kenara itiliyor sahteler ortada dolaşıyor.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.