24 Mart 2017 Cuma26 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 15°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 8°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 6°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.844 0.09
  • Altın: 145,078 -0.31
  • Dolar: 3,6250 -0.01
  • Euro: 3,9071 -0.10

Yeni soğuk savaş: Sünni Amerika, Şii Rusya mı?

Akif Emre

Soğuk savaş biteli çok oldu ama yeni bir dünya düzeni de kuramadı Amerika. Küresel aktör olmanın tadını çıkarmaya çalıştı gücünün son baharına gelmeden. Ne var ki, gücünün sonunu fark edecek güçte olduğu için kendi kontrolünde bir düzen arayışında.

"Yenidünya düzeni" kurulmasa da en azından Ortadoğu'nun "yeni soğuk savaş"a doğru itilme riski gittikçe artıyor. Özellikle Suriye'de yaşananlar üzerinden başlayan bu jeo-teolojik ve jeo-stratejik yırtılma İslam alemi için ciddi tehlikeler taşıyor.

Yeni soğuk savaş, küresel ölçekte rakip kutupları karşı karşıya getirmese de şu an için Ortadoğu'da mezhep esasına dayalı bir çatışma, kamplaşma adeta planlı şekilde oluşturulmaya çalışılıyor. Bu coğrafyada farklı mezheplerden Müslümanlar-arası ilişki dikensiz gül bahçesi değil elbette; fakat mezhep esaslı dini çatışma arızi olmaktan ileriye gitmedi hiçbir zaman. Modern dünyanın askeri, siyasi ve kültürel müdahalesi bu bölgeyi de etnik ve mezhebi çatışmayla tanıştırdı. Modernleştikçe tarihi tecrübeden uzaklaşıyor, modern olana uygun kimlikler öne çıkıyor... Bu durum ister istemez çatışma kültürünü besliyor. Doğallığında bir modernleşme olsaydı bu süreç belki daha az sancılı yaşanırdı. Ne var ki modernliğin hem tarihin seyri içinde doğallığında gelişmemesi hem de çatışmacı, reaksiyoner özellikleri nedeniyle bunca tecrübeye rağmen farklılıkların alabildiğine abartılması yoluyla çatışma ortamı oluşuyor.

Son bir yıl içindeki gelişmelere bakıldığında özellikle Suriye'de yaşananlar bu teo-stratejik fay hattını oluşturuyor. Bir yanda Şiilik ve Sünnilik temelli bir sıcak çatışma beslenirken diğer tarafta bölge ülkeleri mezhep kimlikleri etrafında kamplaşmaya itiliyor. Üstelik bu kamplaşmanın tabelasını yazanlar, kimin hangi sekter kampta yer alacağına karar verenler bölge dışındaki aktörler.

Mevcut duruma bakarak yaptığımız analizde kıyasıya yanılmayı umuyorum. Ne var ki bölge, bir yanda Arap Baharı ile daha soft bir ittifakla küresel sisteme bölge entegre edilirken dar alanda özellikle yakın coğrafyamızda sekter bir kamplaşmanın kanla çizilmiş temelleri atılmak isteniyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov bile dayanamayıp şu sözleri söyledi dün (AA haberi): "Dış güçler İslam dünyasını bölmeye çalışmamalı, aksine İslam dünyasının hepimiz için güvenilir, istikrarlı ortaklar olması için çalışmalı. Çünkü İslam dünyası olmadan uluslararası ilişkilerdeki mevcut sorunları çözmek, bugün karşı karşıya olduğumuz tehditlere karşı koymak ve gerekli karşılığı vermemiz imkansız olur."

Sorun bir kere mezhep ya da etnik kimlik üzerinden tanımlanıp, yine böylesi bir tanımlamanın icbar ettiği kamplaşmaya itildikten sonra kimin ne kadar haklı ve doğruyu temsil ettiğinin fazla bir anlamı kalmayacak.

İşte bu noktada küresel medya ağlarının her türden terör ve sekter çatışmanın sorumluluğunu yüklediği İslamcılara tarihi bir sorumluluk düşüyor. İslamcılığın çok farklı tanımlamaları yapılabilir. Ancak olmazsa olmaz özelliği, dar ulusalcı ve sekter ayrımların ötesinde evrensel bir nitelik taşımasıdır. Yani İslamcılığın alamet-i farikası ümmet fikrini savunmasıdır.

Bir yanda Sünniliğin temsilciliğine soyunan petrol şeyhleri, diğer yanda Şiiliğin temsilcisi yapılan Baas diktatörlüğü arasına sıkıştırılarak ortaya çıkacak çatışma ümmetin kaybı olacaktır. Akl-ı selim ve basiretten yoksun liderlerin ve siyasal yapıların çıkar çatışmalarının üstesinden gelip bu oyunu İslamcılıktan başka bozacak bir anahtar görünmüyor.

Müslümanların kardeşliğini, soyut bir temenni düzeyinden hayata geçirecek, zulüm ve sömürüye karşı çıkacak bilinç ve tecrübeyle tuzak bozulabilir.

İşte bu nedenle tam da şimdi İslamcılık yapmanın, İslamcıların söz söyleme vaktidir.

Muhafazakarlaştıkça sekterleşen, ulus-devlet çıkarlarına hapsolan söylemlerin yerine İslamcılığın sesini yükseltme vaktidir. Sloganlara sığınmak yerine tarihi tecrübeyle, kuşatıcı kardeşlik bilinciyle yeni bir dil kurmanın vaktidir.

İran'ı da, Türkiye'yi de, Suriye'yi de sekter çemberin kuşatmasından kurtarmanın yolu bu bilinci yeniden kuşanmaktan geçiyor. Bu bilinçle seslerini yükseltecek aydınların, bilginlerin, akil insanların, cemaatlerin, örgütlü yapıların hala bu oyunu bozacak güçleri var. Aksi takdirde ulus-devletlerin dar çıkarları, stratejik hesapları üzerinden masum kanları akacağı gibi bu çatışmayı körükleyen sömürgecilerin hortumları da kan ve petrol pompalamaya devam edecek.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.