24 Temmuz 2017 Pazartesi28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 27°C Adana
    • 28°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 20°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 25°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Pazar notları: Fotoğrafta iyi çıkmak

Haşmet Babaoğlu

Umudumuz var mı? Var! Şöyle...
Mutsuz evliliğine, kırık dökük hayatına çare olur diye doğan çocuğuna Umut adını koyan ebeveynler vardır ya, tıpkı onlar gibiyiz. Geleceğe Umut adını koyduk!
***

"Umutsuzluğa düştüm" diyor. Hali tavrı daha çok yüksek yerden düşmüş birini andırıyor. Kırılan bir yerin var mı, diye soruyorum. "Hayallerim" karşılığını veriyor; "hayallerim kırıldı." Gülümsüyorum. Yerine yeni hayaller kurarsın, diyorum, dua et ki, kalbin kırılmamış!.. "Çok ucuz espri!" diyerek yüzünü buruşturuyor; "ama doğruya, doğru!"
***

Binlerce yıl boyunca Tanrı inancıyla umut kavramı arasında kopmaz bir bağ var oldu. İnsan umar, insan bekler, insan diler ve dua eder. Çünkü inanır! Ama modern insan umudu Tanrı inancından ayırıp koparttı. Artık "umut" demek; insanın kendine ve topluma olan güveni demek... Bir de umutsuzluk ve çaresizlik duygusu neden bu kadar hızlı yayılıyor, diye soruyorlar. Bu durumda, başka türlüsü mümkün mü?
***

Değeri pek bilinmemiş varoluşçu filozof Gabriel Marcel, insanı "oluş halinde varlık" olarak tarif ediyordu. İnsan farkında olsa da, olmasa da hep yoldaydı! (Homo viator) İşte tam bu yüzden umut insanın (yolcunun) varoluş biçimiydi! Peki ya umutsuzluk ? Haydi ona da bir sözcük oyunuyla (ve Gabriel Marcel'in önünde saygıyla eğilerek) "ağır ağır yok oluş" biçimi diyelim!
***

Herkes birbirine poz veriyor. İnsan içine çıkmak kamera karşısına geçmek gibi bir şey oldu. Fotoğrafta ya da filmde(!) iyi çıkıyorsan senden mutlusu yok!
***

Evlerimizde sobanın yerini kalorifer aldığından beri "içimiz" ısınmıyor!
***

TV sohbetlerinde ünlülere "Nasıl başardınız?" diye sorulduğunda, cevap hemen "doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişilerle çalışarak" diye geliyor. Onları dinlerken içimden "vayy be" diye geçiriyorum; "ufak atın da civcivler yesin!" Oysa bir hatırlasalar... Başlangıçta endişe ve kuşkuyla titriyorlardı! Neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda net bir fikirleri olduğunu kim iddia edebilir! İşlerin yolunda gitmeye başladığı ilk zamanlarda da doğruyu bulduklarına değil, talihin nihayet kendilerine güldüğüne inanma eğilimindeydiler.
***

Tutkulu ilişkiler yarasaları andırır. Nemli ve karanlık kuytuları severler. Görme duyuları yerine koku ve tat alma duyuları gelişmiştir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.