Darbeler, e- muhtıra, idam edilen Başbakan, halkı devlete karşı koruyan değil devleti halka karşı koruyan anayasalar, kapatılan partiler, yasaklar, hak ihlalleri, fişleme, haksız tutuklamalar…
Bunları doğuran tek sebepse ideolojik saplantılar ve hezeyanlardı!
Temelde ise hep aynı neden vardı; Cumhuriyet elden gidiyor!
Bunun içinse fikir serbestliği taraftarı olarak bilinen Cumhuriyet'e rağmen onun içerisinden yeni bir Cumhuriyet modeli çıkararak düşünce özgürlüğünü sadece belli bir zümreye vermekten çekinmediler.
Günümüz Türkiye'sinde daha dün Gençliğe Hitabe ve Andımızın kaldırılması tartışması için "Bunlar ayet mi?" sorusunu yöneltip, "Atatürk'ü Koruma Kanunu" için de "Kimseyi kanunla sevdiremezsiniz. Atatürk gibi Cumhuriyeti kuran birisinin kanunla korunuyor olması ne büyük hüsran ve garip bir durum" diyen, aynı zamanda "Hz. Peygamberi ele alalım. Atatürk'ü bir kenara bırakalım. Hz. Peygamberle alakalı bir ton hakaretamiz şey yazılıp çizilmemiş mi bugüne kadar. Hz. Peygamberi korumakla ilgili herhangi bir şey var mı?" açıklamasını yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'i yerden yere vurdular.
Ne gericiliği kaldı, ne Cumhuriyet düşmanlığı…
Kaldırılsın ya da kaldırılmasın burada mevzu bahis olan bir yandan demokrasiden bahsedip diğer yandan demokrasiyi yerle bir eden kitlelerin ikiyüzlülüğü…
Seviye ise yerlerde…
Gösterilen tepkilerde "Gençliğe Hitabe benim için ayet hükmündedir" diyenden tutunda "Atatürk'e uzanan o dili koparırız" tehditlerine kadar her şey var!
Dün farklı mıydı peki!
Hayır!
DP, 1950 yılında iktidara gelmesi ile Atatürk heykellerine, büstlerine yapılan bazı saldırılardan sorumlu tutularak köşeye sıkıştırılmaya çalışıldı. Her zaman olduğu gibi başrollerde CHP'li isimler vardı. Bunun üzerine DP bir tasarı hazırladı. TBMM'de ilk olarak 7 Mayıs günü yapılan oylamada 141'e karşı 146 oyla reddedilen, ardından 25 Temmuz 1951'de yeniden Genel Kurula gelerek kabul edilen Atatürk'ü Koruma Kanunu'na anayasaya aykırı diye karşı çıkan parti ise yine CHP'ydi.
CHP'yi destekleyen bazı gazeteciler, bu kanunun rejime zarar vereceğini, utanılması gereken bir tasarı olduğunu yazıp çizdi. Belki o günde bu karşı çıkıştaki amaç bugün olduğu gibi Atatürk'ün üzerinden yürütülen siyaset zemininin ellerinden çıkması endişesiydi.
31 Temmuz'da yürürlüğe girmiş olan bu kanunun dünyada bir benzeri yok… Kişiye özel olması sebebi ile de Cumhuriyetin temel felsefesine taban tabana zıt…
Zaten sorun olanda bu değil!
Sorun; sorun olmayan bir şeyin istendiğinde "sorun kılıfı" giydirilerek piyasaya çıkarılmasında…
Sorun; Cumhuriyet ve demokrasinin, sözde Cumhuriyetçi ve demokratlarca savunulmasında…
Sorun; Halkın karşısına Cumhurbaşkanı olduktan sonra bile hep sivil kıyafetle çıkan Atatürk'ün "ya üniforma ya siyaset" tavrını hiç hatırlamayarak "Kemalizm" adı altında halka rağmen halkçılık yapanların ideolojik saplantısında…
Hadi şimdi herkes sussun… Konuşmak isteyenler için ise parola…!
kendine güvenenler kanunun koruyuculuğuna sığınmaz arşivler açılmalı yakın tarih ortaya çıkmalı o zaman atatürk de inönü de diğer kahraman bildiklerimiz de anlaşılacaktır bunu herkesin öğrenme hakkı var ben kahramanlarımı tanımak istiyorum
Atatürk meselesi hallolmadan diğer meseleleri halletmek imkansız..Önce karar vermek zorundayız:Atatürk nedir, insan mıdır, ilah mıdır, hayatı nedir, islama göre değerlendirdiğinde nasıl biridir. vs.
korkutmak istiyorsun.hep aynı terane!sen vahhabilik nedir onu da bilmezsin!yani türkiyede kadınların statüsü çok mu iyi?!bu memlekette kaç tane baykal var?yahut kamer genç?kadınların mübtezelleştirilmesini mi savunuyorsun?sen de kamer genç veya baykal meşrebnden misin?
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155