Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Cemal Nar
www.cemalnar.com
cemalnar@gmail.com
2012-02-03

İşte Can Alıcı Sorular

"İslamî Değişimi" konu etmiş ve "Bu değişimin ana yapısı dini bilme ve bu bilgiyi bilinçli bir şekilde yaşamadır. Ama bununla beraber toplumu bütünüyle kucaklama ve sarma için başka yapılacaklar da vardır. Bunlar ise bir toplumda neler varsa, onun İslamcasının ortaya konması ve yaşanması, yaşatılmasıdır. Bir toplumda neler var, sayalım mı?" demiştik.

"Evet, sayalım" diyerek devam edelim:

Bir toplumda aile var. Eğitim öğretim var. Çarşı Pazar, yani iktisat ve ekonomi var. Hukuk ve mahkemeler var. Sanat, zanaat, ticaret, ziraat, işçilik, memuriyet var. Emniyet ve asayiş var. Şehir tanziminde belediye ve bayındırlık var. Basın, yayın, dergi, kitap, televizyon, internet var. Nihayet genel bir devlet yönetimi ve vilayetlerde temsilcisi valilikler var.

Bunda mutabık mıyız?

Herhalde bunun cevabı "evet" olacaktır. Çünkü aksini düşünmek mümkün değil!

Öyleyse asıl soruyu sormanın zamanı gelmiştir; bunlar nasıl İslamî kılınır?

İşte burada uygulama başlar. Uygulama başlayınca da haliyle farklılıklar başlar, ihtilaflar başlar. İster istemez başlar, çünkü insanların tabiatları, seviyeleri, bakış açıları, zevkleri ve ihtiyaçları çok değişiktir. Bu yüzden ihtilaflar ana davaya ve temel ilkelere ters düşmedikçe normal karşılanmalıdır.

Belki diyeceksiniz "neden ihtilaf başlasın ki?"

Hemen söyleyelim: Şimdi yapmamız gereken şu ihtiyaçlara baktığımızda bunların bir kısmının sivil, bir kısmını resmî, yani devlet eliyle yürütülen işler olduğunu görüyoruz. Sivil için kısmen sorun yok, ama resmî olanlar ile ilişkiler nasıl düzenlenecek? Bu ihtiyaçlar nasıl karşılanacak?

İşte ihtilafların ana kaynağı şu sorulara verilen cevaplarla başlıyor:

"Tağutî rejimle bir ilişki kurulacak mı? Kurulacaksa bu nasıl bir ilişki olacak?"

"Tağutî rejimle ilişki kurulmayacaksa yaşamak için gerekli olan ihtiyaçlar nasıl karşılanacak?"

"Tağutî rejimle ilişki kurmadan vatandaş olarak yaşamak nasıl mümkün olacak?"

Şimdi yapmamız gereken şu ihtiyaçları bir kere daha bakalım:

Sivil veya resmî, özel veya genel eğitim, öğretim, terbiye, öğretmen, öğrenci ve her seviyeden eğitim işleri ve kurumları.

İktisadi, ticari, sınai, ziraî ve zanaat kurum ve kuruluşları.

Eşkıyadan, çetelerden, teröristlerden ve sıradan suçlulardan kendimizi, ailemizi ve toplumu koruyacak ve suçluları yakalayarak adliyeye sevk edecek emniyet ve asayiş işleri.

Suçluları yargılamak ve cezalandıracak için mahkeme ve ceza evi işleri.

Kitap yazma basma ve dağıtımı, sözel veya görsel basın yayın, medya işleri.

Her türlü kültür, sanat ve medeniyet kurumları ve hizmetleri.

Her alanda faaliyet yapacak sivil toplum kuruluşları, bunları birleştiren ve iş veya uygulamada danıştıran üst kurumlar ile toplumun sıkı sıkı sarmalanması işleri.

Kısacası bizim elimizle bizim davamızı ortaya koyan her teşkilat ve kuruluşların kurulması ve yaşatılması işleri…

Hadi bu ihtiyaçların sivil kısmını zor kolay yaparız diyelim. Gerçi bütün bunlar için de devletin koyduğu yasalar ve mevzuatlar var, ama hadi bunları da aştık diyelim, "Tağutî Rejim" ile ilişkilerde resmiyeti ilgilendiren işleri nasıl yapacağız?

Yoksa bu kadar işleri yürürlükteki yasaları dinlemeden ve onlara uymadan mı yapacağız? Bu şartlarda buna gücümüz yetecek mi?

Buna "evet" diyen mazur görülüp muhatap alınmaz, ancak şifası için dua edilir.

Yok, yasalara göre yapacaksak bütün bu işleri ""Tağutî Rejim"den bağımsız nasıl yapacağız?

Evet, nasıl yapacağız?

Mesela çocuğumuzu okullara göndermeyecek miyiz?

Devlette işçi, memur olarak çalışmayacak mıyız?

Hadi diyelim "Tağutî Rejime" katılmamak için hakim, savcı, avukat, polis, asker, üst düzey bürokrat ve diplomat olmayalım, memur olmayınca acımızdan ölmeyiz ya, ama iş bu "Tağutî Rejime" vergi ile destek vermemek için acaba esnaf, iş adamı, sanayici, çiftçi, şoför de mi olamayacağız?

Her yazıya "Peygamber Metodu" diye itiraz eden kardeşlerimize soruyorum, bu konuda "Peygamber Metodu" acaba nedir?

Peygamberimiz "Mekke Döneminde" "Tağutî Cahilî Mekke Devleti Yönetiminde" bu işleri nasıl halletti?

Evet, nasıl halletti?

Mesela devlete memur, hakim, asker, elçi, diplomat vermedi mi?

Bunların üstünde düşünen var mı?

Hadi söyleyiniz, bahsettiğiniz o "Peygamber Metodu" bu işleri nasıl halletti?

Bakıyorum da bu durum hep görmezden geliniyor.

Üstelik üstüne dair bir sürü de efsane uyduruluyor. Neymiş efendim? "Müşrikler onu (as) devlete kral yapmak istemişler de o kabul etmemiş. Biz niye ediyormuşuz?"

Yok, böyle bir şey!

"Nasıl yok yahu? Bu sözler ona söylenmedi mi?"

Bu sözler söylendi, ama bizim anladığımız manada söylenmedi. Çünkü Sevgili Peygamberimizin (sav) karşısında "başına kral ya da başkan olmasını istedikleri bir devlet" yoktu.

İşin can alıcı püf noktasını işte bu kardeşinizden duyunuz; Cahiliye Döneminde Mekke'de bir "devlet" yoktu. Yani bırakın Müslümanları, müşriklerin bile bir devleti yoktu. Orada öyle özel, istisnaî, orijinal ve garip bir durum vardı.

Şimdi buradan soruyorum, olmayan bir devlet ile Peygamberimizin yine olmayan ilişkilerinden nasıl olacak da var olan çağdaş bir laik devlet için "Peygamber Metodu" çıkaracaksınız? Bunu hiç düşündünüz mü?

İtiraz etmeden önce kimilerine tavsiyemdir, lütfen bir düşününüz, sonra da gelecek yazımızı bekleyiniz. Bu can alıcı soruyu sizin için iyice açalım inşallah.




 
 
 
2012-02-06 08:21:48
Osmanlıda İslama Aykırı Yasalar....
Yok demek doğru değildir.. Tarihçiler, Osmanlıda Cariye-Köle-Esir- alım satımının serbest olduğunu ve Devletin bu işi bazı kurallara bağladığını yazar.. İstanbul ,Trabzon gibi illerde Cariye,köle,esir adı altında İnsanların satıldığından bahsederler... Kardeşlerini bile boğduruyorlardı yetmez mi.

2012-02-05 15:04:50
mekkedeki aşiret reisleri
ileri gelenleri hem mekkeyi yönetiyordu hem kural koyuyordu hem de o kurallara uymayanlara ceza veriyordu. cezaları ya bizzat ya da emri altında çalışan aşiret üyelerine kölelerine uygulatıyordu.

2012-02-05 14:52:03
A isimli kişi hem hakim olur,
hem cumhurbaşkanı olur, hem başbakan, hem de meclisin görevini (yani kanun çıkarmayı) yaparsa o devlete de polis devleti denir. Yönettiği ülkenin sınırı çok geniş, yüzlerce şehir olsa bile polis devleti anlamına gelir. Osmanlı bir polis devleti değildi çünkü yargı ayrı idi. Padişahları bile huzurun

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.