Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Abdullah Büyük - Yeni Akit
2012-02-03

Ahiret yokmuş gibi yaşamak-1

İlahi rehberliğin elçileri olan bütün peygamberler, muhataplarına öncelikle doğru bir Allah inancı eğitimi vermişlerdir. Bunun hemen ardından ikinci sıraya ahiret inancı eğitimini koymuşlardır. Çünkü beşeri insan etmenin yolu buradan başlıyor. Malumunuz mutluluk kitabımız Kur'an'ın da ilk nazil olan surelerinin konusu Allah ve ahirettir. Bu surelerde ahiret, bütün detaylarıyla gözler önüne serilir. Kendisini Rabbinin terbiyesine bırakan mümin, bu sureleri okurken adeta boyut değiştirip ahireti yaşamaya başlar. Okunan her bir ayet, insan ruhunu ahiret seyahatine çıkarır. Bu seyahatte ahiretle ilgili her bir bilgi yakin derecesinde tecrübe edilir. Böylece Kur'an, muhatabında sorumluluk bilincinin zirvesini oluşturur. Bu durumu Efendimizin bizzat eğittiği ashabta müşahede edebiliriz. Onlar, gerek ahiretle ilgili ayetleri okurken, gerekse Sevgili Peygamberimizden ahireti dinlerken adeta sonsuzluğun manzalarını seyre dalıyorlardı. Haşrdan bahsedilince haşrı yaşıyorlar, mahşer söz konusu olunca mahşere yürüyorlar, mizanın başında hesabı veriyorlar, sırat'ı gözlerinin önüne koyuyorlardı. Cennetin kokusunu alıp, ırmaklarının sesini dinliyorlar, gölgeliklerinde serinleyip meyvelerini tadıyorlardı.

Cehennemin homurtusunu duyup hararetinden adeta terliyorlardı. Sanki ahireti üç, beş, yedi boyutlu olarak seyrediyorlardı. Verilen ahiret eğitiminin onlarda oluşturduğu vicdan sayesinde cezası en ağır olan günahları dahi itiraf ediyorlardı. Dünya tarihinde cezası ölüm olan bir suçu işledikten sonra bunu kendisinden başka kimsenin bilmediği ve davacı olan da olmadığı halde cezasını bile bile gelip itirafta bulunan ve ısrarla cezasının verilmesini isteyen şahsiyetleri yetiştiren başka bir toplum var mıdır? Bu model şahsiyetler dünyada alacakları bütün cezaları ahiretin cezalarına tercih ediyorlardı. Kınanmayı ve ayıplanmayı akıllarına dahi getirmiyorlardı. Yeter ki işledikleri günahların cezasını burada ödeyerek sonsuzluğa temizlenmiş olarak gidebilsinler. Onun için de Efendimize "temizle beni Ya Resulullah" diye yalvarıyorlardı. Bu sorumluluk bilincine sahip olan şahsiyetler dünya ile hayatın öteki yüzünü bir arada yaşıyorlardı. Böylece dünya ceset olmaktan çıkıp ruhuna kavuşuyor ve canlanıyordu. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insan, yaratılış amacına uygun olarak yaşamayı, ahiret inancını canlı tutarak gerçekleştiriyordu. Onlardaki ahiret inancı, yaşadıkları toplumun mutluluk sigortasıydı.

Dilerseniz bir de içinde yaşamış olduğumuz toplumun ahiret inancını değerlendirelim. Malumunuz yaşamış olduğumuz çağa, insanlığın modern çağı deniliyor. Modernizm tek dünyalılık üzerine kurulmuş olan bir hayat sistemidir. Varlığını devam ettirebilmek için insanın sadece bu dünyasına yatırım yapar. Elindeki bütün imkanlarıyla insana, hayatın öteki yüzü olan ahireti unutturmaya çalışır. İnsana ahireti hatırlatacak her şeyi hedef tahtasına yerleştirir. Dünya ile ahiret arasındaki bütün bağları koparmaya çalışır. Ahiretsiz bir dünya tasavvuru modernizmin en büyük hedefidir. Seküler dünyayı yönetenler hakimiyetlerini devam ettirebilmek için insan iradesini yok etmeyi amaçlarlar. İnsan iradesini teslim almanın en kolay yolu ise insanı tek dünyalılığa inandırmak ve öyle yaşamasını sağlamaktır. Hayatın öteki yüzünü unutan insan hazlarının esiri olur. İradesini akıl ve vahyin kontrolünden alıp, nefsinin ve hazlarının kontrolüne teslim eder. Bu irade kaybını yaşayan insan için her şey yaratılıştaki anlam ve amacını kaybetmiştir. Artık dünya ve evrendeki her şey anlamsızlaşmıştır. Geriye sadece tatmin edilecek hazlar kalmıştır.

Böylesi bir insan tipi bizzat kendisini ahlaki olarak dibe vurdurduğu gibi, toplumsal bozulma ve kokuşmanın da bir numaralı müsebbibi haline gelir. Çünkü ahiret yokmuş gibi yaşayan bir insanı durdurabileceğiniz bir sınır kalmamıştır artık. Bireysel sorumluluğun zirvesi, Yüce Allah'a karşı duyulan sorumluluktur. Ahiret yokmuş gibi yaşayan bir insan, Allah'a karşı hesap verme duygusunu yitirdiği için kendisini durdurabilecek bütün sınırları tanımaz hale gelir. Onun için kendisini hazza ulaştıracak bütün yollar mübahtır. İçinde yaşamış olduğumuz toplumda geçmişteki günahkar kavimlerin bütün günahları ve onların hayal dahi edemeyeceği günahlar işleniyor ve aleni olarak reklamı yapılıyorsa bunun tek sebebi insanın hazlarına esir olmasıdır. Böylesi bir insanın hayat tasavvuru, "dilediğin gibi yaşa, istediğin her şeyi yap, çünkü ölüm kesin bir yok oluştur" temeline dayanır. Bu tasavvurun sonucunda dünya ruhunu kaybeder. Çünkü ahiret, bu dünyanın ruhudur. Ahiret ile dünyanın arasını ayırmak, dünyayı ruhundan mahrum etmektir. Nasıl ki insan bedenini ruhu terk ettiği zaman, beden bozulmaya ve kokuşmaya başlıyorsa dünyadan da ahireti çıkardığınız zaman dünya bozulmaya ve kokuşmaya başlar. Dünya varlık sebebini kaybeder..

Ahiretsiz bir dünya, bütün anlam ve amacını yitirir. Bu büyük kayıp dünya misafirhanesindeki bütün misafirleri en şiddetli şekilde etkiliyor. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ahiret inancı, insanlığın dünyadaki mutluluğunun sigortasıdır. Unutmayalım ki bu sigortanın yerini hiçbir şeyle doldurabilme imkanınız yoktur.

Dikkatimizi çeken bir başka acı gerçek ise, modernizmin tek dünyalık üzerine kurduğu hayat biçiminin bizleri de farkına varmadan etkilemeye başlamasıdır. Huzur ve mutluluğu mumla arar hale gelmemiz de bu etkinin acı bir sonucudur. Bir sonraki makalemizde tek dünyalı yaşam felsefesinin bizim hayat anlayışımız üzerindeki etkilerinden bahsedeceğiz.


 
 
 
2012-02-03 22:02:11
Ömrüne Bereket...
Güzel bir yazı olmuş...Tebrik ederim...

2012-02-03 14:44:33
uyanışa vesile
İslamın sırf iman olmadığını hayatın merkezinde aktif olarak yer alması gereken bir yaşam tarzı olduğunu hatırlatan bu yazılar bizim miskinleri uyandırır inşaallah

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.