20 Eylül 2017 Çarşamba 23 Zilhicce 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:16Güneş 06:42Öğle 13:05İkindi 16:29Akşam 19:14Yatsı 20:34
    • 26°C Adana
    • 22°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 10°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 23°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 104.918 -1.52
  • Altın: 147,092 0.24
  • Dolar: 3,4930 0.11
  • Euro: 4,1820 0.44

“Türkülerle de Hüznümüz Allah’adır Bizim”

Ahmet Doğan İlbey

Sevdaların en hâlisine, mânevî ve beşerî aşkların en yücesine türkülerle de ulaşılabileceğini işaret eden, yürekleri sararak göklere çeken bu yazı başlığı, 1950 ve 1970 yılları arasında “Hakk’a tapan Millet” münevveranı ve gençliğinin hâmisi, hizmet ve gönül adamı merhum Fethi Gemuhluoğlu’na aittir.

Nâçiz hayatımda bir beşerin kaleminden insan gönlünü vecd ile kıvrandıran edebî zarf içerisinde bu kadar güçlü çağrışımı olan bir cümle okumadım. “Türkülerle de hüznümüz Allah’adır Bizim” ifadesi, okuduğum ilk günden bu yana vecd hâlindeyken attığım nâralardan biri olup çıkmıştı.

1959 yılında yazdığı bu başlık altındaki türkü yazısından hûşû ile okuduğum satırlar, türkülere olan meftunluğumu katmer katmer artırmış, türkülere dair her kelimesi yüreğime derman olmuştu. Okudukça sancılanmış ve Anadolu insanın gönül derinliklerine giden bir yolun da türküler olduğunu anlamıştım. “İnsanoğlu türküsüz kaldığı zaman gurbettedir diyeceğiz. Türkülerde ve şarkılarda şiir var, hikmet var, yaşama kuralları var, ahlâk var, töreler var, gelenek var ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. Müşahhas ve mücerret olarak gönül var” diyordu yazısında.

Yazısının her cümlesinde bin yıllık yüreğim sızlamış ve asırların yatağında demlenen milletimin gönül sevdaları dilime hücum etmişti. “Türkülerde aşklar var, sûretlerde aşk var, siyretlerde aşk var, tabiat ana var, dört unsur var, ilâhî nizam var. Hâsılı türkülerde insan var, türkülerde Hak var” diyordu.

Onun türkülerde hissettiği acıları, aşkı, hasreti, gurbeti, içtimaî yaraları bugünkü nesillerin yalnızlığında bizler de duyabilme tâlimi yapmalıydık. Onun türkülere bakışından ilham alarak, anayı, atayı, yâranı ve memleket meselelerini türkülerin dilince sevmeliydik. Asıl vatan ve asıl Sevgili’ye hasretimizi türkülerle içimizde demlendirmeliydik. Onun “Bizler türkülerle gurbetli, türkülerle vuslatlıyız. Türkülerle analı, babalı, türkülerle öksüz ve yetim kalmışız” sözlerini yüreğimizin şiârı yapmalıydık. Türkülerden başkası veremezdi bize bu sevda ve hasret dolu duyguları.

Gurbet hüznünü tâ ciğerlerimize dolduran bir türkümüz var ki, acısından, hüznünden durulmaz. Uzun bir gurbetten sonra sılasına dönen bir gurbetçinin, köyünde bir çobanla birkaç hanenin kaldığını görüp öksüz pınarın taşına oturduğunu ve yüreğinden volkan gibi hüzün nağmelerinin boşandığını duyduğunuzda “vay ki vay!” demez misiniz? Bu ağır gurbetçinin sıla hasretiyle tutuşan kavurucu hâlini yüreğinizin en derin yerinde hissetmeniz için “Türkülerle de hüznümüz Allah’adır bizim” diyebilmeniz gerek. O dertli garibin sayhalarına yüreğinizi veriniz şimdi:

“Asr-ı gurbet harap etmiş köyümü / Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele / Ben ağayım, ben paşayım diyenler / Kapıları kilitlemişler gel gele / Gel hele de dudu dillim gel hele / Gel hele de ben ölüyom gel hele / Bir ev burda bir ev karşıda kalmış / Sorun hele bizim komşular n’olmuş / Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış / Bizim köye benzemiyor gel hele / Gel hele, gel hele, gel hele / Yanarım da ben derde yanarım / Bizim evi bulanaca ararım / Güzellere sıra vermeyen pınarım / Taşlarına baykuş konmuş gel hele gel hele...”

Maişet gurbetine çıkıp da uzun yıllar köyünden uzak kalan birinin, hasretini şu türküyle dile getirdiğini görürseniz derin bir hüzün içiniz kaplamaz mı? Çünkü mekân şuurunu yitirmiş zamanımızın modern-küreselleşme dayatmasına rağmen memleket sevgisinin yüreklerde hâlâ tüttüğünün işaretidir bu: “Oy göresim Berçenek seni / Dumanlı dumanlı oy bizim eller / Nasıl unuturum körpe yavrumu / Dumanlı dumanlı oy bizim eller / Bizim elin yiğitleri bol olur / Çalar davulları dizgin yol olur / Ölüm bizim için tozlu yol olur / Dumanlı dumanlı oy bizim eller.”

Her üç haneden birinde gurbete giden gelin-kızımızın, gelin-bacımızın hüznünü ve duygusunu hangi türkü yüreğimize vura vura, göz yaşımızı döktüre döktüre dile getirir? “Kurdular kurdular kurna taşını / Yudular yudular gelin başını “ ya da “Çırpını çırpını yuvadan uçtum / Ağlayı ağlayı gurbete düştüm” türkülerinin anlattığı gurbetin ıstırabını, bu zamanın edebî metinlerinde bulabilirsiniz?

“Ayrılık hasretlik kâr etti cana / seher yeli sultanımdan bir haber / selâmım tebliğ et kutb-i cihana / seher yeli sultanımdan bir haber” türküsünün yüzünü açıp sırrına vakıf olmadan cemiyetimizin iç âlemini, sosyal ve ruhî dinamiklerini bilebilir miyiz?

Yaradan’ına bir an evvel kavuşmak ve menziline herkesten evvel varmak isteyen âşığın acelesindeki manevî duyguyu şu sade cümlelerden oluşan türkümüz kadar Batı’nın hangi ruhçu-mistik düşüncesi verebilir? “Daha senden gayrı âşık mı yoktur / nedir bu telâşın vay deli gönül / Hele düşün Devr-i Âdem’den beri / Neler gelmiş geçmiş say deli gönül”

Emr-i Hak vâki olup da bu dünyadan göçüp giden muradına alamamış, mürüvvetini görememiş genç yiğidin ardından “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celâli yudular / Başucunda döne döne...” türküsünün hüznünü yaşayanlar var mı çevrenizde?

Anadolu insanının vuslata erememiş sevdalarını, yoksulluğunu, ayrılık ve ölümü nasıl dile getirdiğini unutmuş yahut gönlünüz perdelenmişse “Sefil Baykuş” türküsünün destansı hüznünü yüreğinize çekiniz:

“Sefil baykuş ne yatarsın bu yerde / Yok mudur vatanın illerin hani / Küskün müsün selâmımı almazsın / Şeyda bülbül gibi dillerin hani / Aç mısın yok mudur ekmeğin aşın / Odan ne karanlık yok mu ataşın / Hanidir göreyim, hani yoldaşın / Hani kapın bacan yolların hani /Bir koyun bir kuzu ayrı mı durdu / Yetmez mi dağların kuş ile kurdu / Katardan ayrıldın şahin mi vurdu / Turnam teleklerin tellerin hani/ Civan da canına böyle kıyar mı / Hasta başın taş yastığa koyar mı / Ergen kıza beyaz donlar uyar mı / Al giy allı balam şalların hani / Aç kapıyı emmim kızı gireyim / Hasta mısın halin sual edeyim / Susuz değil misin bir su vereyim / Çaylar da çalkanan seslerin hani.”

“Türkülerle de hüznümüz Allah’a bizim” diyebiliyorsanız ve türküler insan olduğunuzu hatırlatıyorsa, siz bu memlekettensiniz?


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.