Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Ali Ferşadoğlu - Yeni Asya
2012-02-04

Ölçümüz sayı çokluğu, başarı değil, ihlâstır

Geçenlerde bir okuyucumuz, e-posta ile de gönderilen ortak bir mesajı telefonda şöyle seslendirdi: "Biz gayet az ve maddî cepheden güçsüz kaldık, her kesim ne mesafeler aldı, ne yollar kat etti. Başarmak için ne yapabiliriz, ne yapmalıyız?"

Bediüzzaman, güç ve kuvvetin kalabalıklar ve maddî imkânlarda olmadığını vurgular sık sık: "Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir duâ-yı mânevî, en kerâmetli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır." Cenâb-ı Hakk'ın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ' ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. (Lem'alar, s. 156.)
Demek ki, ölçümüz "maddî güç, sayı çokluğu veya başarı" değil, ihlâstır. Risâle-i Nur'un "Bir milyon talebesi bir milyar hükmündedir… Belki, inşaallah, o görüş, yüz sene sonra nurların ektiği tohumların sümbüllenmesiyle aynen o geniş daire Nur dairesi olacak, onun yanlış tâbirini sahih gösterecek." (Emirdağ Lâhikası, s. 345.)
Yüz sene sonranın içinde değil miyiz? Öyle ise, manevî gücümüzü şu hakikatle takviye edebiliriz:
"İmân, hem nûrdur, hem kuvvettir. Hakikî imânı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir." Hem iman ile "insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye meydana gelir ki, insan, o kuvvetle her musîbete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir." (İşârâtü'l-İ'câz, s. 45)
Ayrıca, işimiz; Kur'ânî ve Nebevî emirleri anlamak, uygulamak, tebliğ etmektir. Sonuç almak değil. Ve sonuca üzülmek hiç değil. Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek."
O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakk'ın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek O'nun vazifesidir." (Lem'alar, s. 134.)
Bizim işimiz riyadan uzak, ihlâsla namaz kılmaktır, kabul ettirmek değil. Bizim işimiz meşveret etmektir, sonuç almak değil. Bizim işimiz hizmettir, netice almak değil.
Ayrıca, moralimizi bozmak, aşk ve şevkimizi yitirmek doğru değildir. Zira, Kur'ân ve hadislerde haber verilen en dehşetli deccalizm fitnesi devrindeyiz. Mehdiyet ve deccaliyet savaşı her yerde devam ediyor. Hz. Ali'den (ra) gelen bir rivayette Hz. Mehdi ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir: "Hz. Mehdi'nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama onlar buna aldırmayacak." (İbni Mace/Ramuzü'l Ehadis, s. 476.) Aşk, şevk, sebat ve metanetimizi kaybetmemeliyiz: "Evet, evet, neam, neam. Sivrisinek tantanasını kesse, balarısı demdemesini bozsa sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zira, kâinatı nağamatıyla raksa getiren hakaikin esrarını ihtizaza veren musika-i İlâhiye hiç durmuyor; mütemadiyen güm güm eder." (Münâzarât, s. 46.)

 
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.