Yusuf Kaplan - Yeni Şafak
ykaplan@yenisafak.com.tr
2012-02-06
Risaleler'i, nasıl "okuma"lı?
Bediüzzaman yazılarına yeri ve zamanı geldiğinde dönmek üzere son vermiştim. Fakat e-mailler bir türlü bitmek bilmiyor. Dünyanın dört bir köşesinden e-mail akıyor hâlâ.
En sarsıcı e-maillerden biri Fransa'dan geldi. "Nur talebesi" olmayan bir kardeşimiz, iki Fransız'a Sözler'in Fransızca çevirisini vermiş. 15 yıldır Müslüman olan Fransızlardan biri, tepkisini şöyle dile getirmiş: "Verdiğiniz kitabı sabaha kadar nefes nefese okudum. Hayretler içinde kaldım. İslâm'ın, insanlığın temel sorunlarını nasıl çözebileceğini bu kadar beliğ, sarsıcı, yüksek bir felsefî dille anlatan başka bir kitap görmedim. Kitabı bitirdiğimde, yeniden Müslüman olmam gerektiğine karar verdim."
* * *
Bu sütunun okuyucularının omurgasını teşkil eden entelektüel ilgileri gelişkin insanlar, medeniyet fikrinin izini Bediüzzaman ve Risaleler üzerinden süren bu yazılarla, Risaleler'e karşı varolan önyargılarının kırıldığını, Risalelerin, Mızraklı İlmihal mantığıyla okunmasının, bu metinlerin, insanlığa sunabileceği asıl büyük fikri / medeniyet fikrini örttüğünü fark ettiklerini itiraf ediyorlar.
Ayrıca bu yazılardan sonra yine dünyanın dört bir tarafından pek çok insan, münferit ve müşterek olarak risale okumaları yapmaya başladıklarını belirtiyor. Ama gelen e-maillerin çoğunu, Risaleler'le ilgili bir okuma yöntemi talep eden mesajlar oluşturuyor.
* * *
Risaleler'i okumaya girişmeden önce, bu metinlerin dilini, yapısını, temel kaynaklarını ve özelliklerini kavramak gerekiyor.
Risaleler'in dili, insanı çarpan, cezbeden, sarsan, derinden etkileyen bir dil, öncelikle.
İkinci olarak, Risaleler, sistematik metinler değil. Ancak bu, olumsuz değil, olumlu bir şeydir: Küresel ölçekte bir medeniyet krizinin yaşandığı bir süreçte, insanlığın temel hakikat ve varoluş sorunlarına cevap arayan bir metnin sistematik olması, hem imkânsızdır; hem de zararlıdır.
Üçüncü olarak, Risaleler, Kur'ân'ın ve Efendimiz'in (sav) sünnet'inin ışığında, bir yandan bütün İslâmî ilimleri deşifre ederek yeniden şifreleyen, öte yandan da bütün insanlık tarihinin medeniyet birikimlerini özümseyen ve çağımızın temel varoluş sorunlarını tahkîkî bir dille anlamlandırma ve hâl yoluna koyma kaygısı ile yazılan metinlerdir.
* * *
Aslında Bediüzzaman, Risaleleri okuma yöntemini bizzat kendisi veriyor bize. Münazarat'ta şöyle diyor üstad, özetle: "Mihenge vurunuz. Belki ifsad ediyor olabilir; bu sebeple mihenge vurunuz."
Yani, metni, önce, Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde; sonra da, hem kendi bütünlüğü, hem de İslâm düşüncesi bütünü içinde kavramak.
Dolayısıyla Risaleleri "okuma"da / anlamada izlenecek temel yöntem, metinle araya mesafe koyarak ve metni, self-refleksiyon yaparak (yani hem metin üzerinde, hem metnin kaynakları üzerinde derinlikli bir düşünme çabası içine girerek) okumak olmalı.
* * *
Ancak Risalelerin dilinin cezbedici olması ve sistematik olmaması, kişinin, metnin içinde "kaybolma"sına yol açıyor: Kişi, metne kapanıyor; kendisini de bütün diğer metinlere ve dünyalara kapatıyor. Sonuçta, mızraklı ilmihal mantığıyla okumaya ve anlamaya başlıyor metni.
Oysa bu, metinden azamî verimin alınmasını, metnin çoğaltılmasını, yeniden-üretilmesini ve zenginleştirilmesini önlüyor. Böylelikle, kişinin metinle kurduğu ilişki, yeni koridorlar açmak yerine, metni donduran, kişiyi de uyuşturan, bariyerler ören bir ilişkiye dönüşüyor.
Eğer mesafe duygusu ve self-refleksiyon işlemi yapılmadan Risaleler okunmaya kalkışılırsa, metnin kendisini bize açması ve metnin çağımıza ne söylediğinin tam olarak anlaşılabilmesi mümkün olmaz.
* * *
Örnek: Risalelerde yapılan Batı uygarlığı ile İslâm medeniyeti karşılaştırmalarından yola çıkarak bir medeniyet fikri geliştirilebilir mi?
Tek kelimeyle, hayır. Ne yazık ki, yapılan bu; ama çok yanlış bir şey bu. Oysa Bediüzzaman'ın bu karşılaştırmalarda yaptığı şey, münhasıran Batı uygarlığını anlatmak, İslâm medeniyetinin Batı uygarlığı gibi olmadığına dikkat çekmek ve Batı uygarlığının mevcut VASAT'ının sonuçlarını özetlemek ve tartışmaktan ibaret yalnızca.
Bu karşılaştırmalar, bir medeniyetin VASAT'ını kuracak kökleri, kurucu-temelleri, başlangıç sütunlarını vermez bize. Bunun için başka metinlere, "kurucu-metinler"e, -meselâ Besmele ve tevhid risalelerine- bakmak gerekiyor: İlk Söz'den başlamak üzere, Lem'alar'da, Mektûbat'ta, Şuâlar'da "ulûhiyet, rahmâniyet ve rahîmiyet" sütunları üzerinden yapılan nefes kesici, benzersiz fikrî yolculuklara yani.
Hülâsâ... Bir medeniyet fikrine sahip olmadan, bunun için de, İslâm düşüncesini, insanlık tarihinin düşünce birikimini ve temel sorunlarını kavramadan, Risaleleri bir bütün olarak "okuyabilmek", oradan insanlığın temel varoluş sorunlarını hâl yoluna koyabilecek esaslı bir medeniyet tasavvuru geliştirebilmek çok zordur.
Zaman zaman risale sohbetlerine gider dinler ve anlamaya calisir dururum.Risalenin diline ve uslubuna bir turlu isinamadigimdan olsa gerek elifba dan oteye gidemedim.Dil ve uslub 21.yuz yil insanina epey yabancilasmis.
Risalelerle 5 senedir tanistigi halde simdilerde epey anlayan kisi;haline sukret.
Zaman zaman risale sohbetlerine gider dinler ve anlamaya calisir dururum.Risalenin diline ve uslubuna bir turlu isinamadigimdan olsa gerek elifba dan oteye gidemedim.Dil ve uslub 21.yuz yil insanina epey yabancilasmis.
Risalelerle 5 senedir tanistigi halde simdilerde epey anlayan kisi;haline sukret.
Zaman zaman risale sohbetlerine gider dinler ve anlamaya calisir dururum.Risalenin diline ve uslubuna bir turlu isinamadigimdan olsa gerek elifba dan oteye gidemedim.Dil ve uslub 21.yuz yil insanina epey yabancilasmis.
Risalelerle 5 senedir tanistigi halde simdilerde epey anlayan kisi;haline sukret.
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155