Çünkü heybelerinde söyleyebilecek tek cümleleri, millete anlatabilecek tek bahaneleri yoktu. On yıllardır Anadolu insanının boğazını sıkan ellerini gevşetmek zorunda kalmışlardı ama en fazla mağdur edebiyatını yine onlar yapabiliyorlardı. Darbeci gazeteciden demokrasi kahramanı, her türlü kirli kurmacaya alet olmuş, birçok kumpası bizzat kurmuş kalem erbabından özgürlük havarisi devşirmeye çabalayıp duruyorlardı.
Milletin karnı toktu elbette bu tür gösterilere. Yıllar yılı benzer oyunlar ile besledikleri heyula sönmüş, 'irtica' diye diye sonunda onun da suyunu çıkarmışlardı. Karşı cephelerinde gibi görünen lakin dünyadan başka hiçbir kaygısı olmayan birkaç 'ensemizi okşayın da varlığımızı hissedelim'ci zevattan başka yandaş da kalmamıştı onlara. Son bir gayret metazori ile ürettikleri 'cemaat' mavalını da pek fazla dillendirememeye başlamışlardı.
Ve siyaset yetişti imdatlarına. Belki bağlamından kopararak, belki niyet okuyarak da olsa, 'dindar nesil' açıklamasına sarıldılar şimdi sımsıkı.
Onlar için bir nefes alma alanı açılmıştı çünkü.
Öyle ya; işte nihayetinde gizli ajanda ortaya çıkmış, 'Kışla'nın karşısına 'Cami' oturtulmuştu.
CHP tayfası ve onun kalemşörleri değil elbette... Aydınlık, Sözcü ya da ikisinin türevi Birgün gibi camialardan başka türlü geri dönüş beklemek safdilliktir, biliyorum. Ama tam da istedikleri oldu ve yıllar yılı, bu ülkede ezilen insanlarla sırt sırta vermiş, kendileri gibi baskının ve zorbalığın zirve ettiği dönemde, bunun sefasını sürmek yerine; linç edilmeyi, ezilmeyi, horlanmayı göze almış 'vicdan' sahibi bir kitleyi, eleştirenler safında bulunca, elbette hemen arkasına konuşlandılar. Şu anlama geliyordu: "Evet, bize inanmıyorsunuz, demokratlığımızdan, özgürlükçülüğümüzden şüphe ediyor, her fırsatta tutarsızlığımızı, çifte standardımızı, faşizan yüzümüzü suratımıza çarpıyorsunuz ama bakın, siz ezilirken sizi destekleyenler, faşizmin en ağırlaştığı dönemde her şeye rağmen doğruları savunanlar da şimdi bizimle aynı çizgide..."
Ulusalcı/Faşist ve Jakoben Kemalist tayfa bugünlerde çok mutlu eminim.
Nasıl olmasınlar, tam sıkıştıkları bir anda yetişti Başbakan imdatlarına. Hayattayken kovaladıkları, yumurta attıkları, baskı kurup yuhaladıkları bir adamın cenazesini sola çevirip üstüne binmeye uğraşıp duruyorlardı tam da. Bitiklerdi, anlayacağınız. Atmadık takla bırakmamışlardı son on yıldır. Ne "Sivil Dikta" kalmıştı sakız yapılmayan, ne Malezya ne de başka şey. Ülkenin normalleşmesini kabul etmeye doğru gidiyorlardı.
Yargıdan rahatsızlardı misal. O yargı ki, Osman Can birkaç gündür anlatıyor işte: "Örneğin 367 konusunda düşüncelerin ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde hemen otomatik olarak bazı kurumların harekete geçtiğini, sempozyumlar ve toplantılar yapmaya başladığını görüyorsunuz. 'Nasıl bloke ederiz?' diye."
Bloke etmeyen, tabiri caizse 'her türlü p...' yapmayan yargı rahatsız ediyordu ama ellerinden de bir şey gelmiyordu.
Onun yerine başka uğraşları vardı. Mesela Altan ailesine yıllar yılı nefret kustular, Mehmet Altan gazetesinden ayrılınca birdenbire onlar için demokrasi kahramanı oluvermişti. Dink oyunlarında tekerlerine çomak sokan Etyen Mahçupyan ise 'fikir teröristi'ydi!
Tükenişi yaşarken, şimdi önlerine büyük bir fırsat çıktı, yepyeni bir kulvar açıldı. Devlet eliyle nesil yetiştirmeye aklı başında kimsenin sıcak bakması elbette mümkün değildi. Gerçi kendileri komünist ya da Kemalist nesilden rahatsız değillerdi. Her fırsatta Köy Enstitülerini filan yine savunurlardı ama dostlar demokratlıkta görsün günüydü onlar için.
Şimdi, ülkenin alt ettiği, günden güne yenmeye başladığı bir korkuyu, vesayetçi rejimi dengeleyecek yeni bir korkuları vardı kucaklarında: Dindar yetiştirme projesi.
Onlar da biliyor ki, devletin görevinin ideolojik, inançlı ya da inançsız nesil yetiştirmek değil, herkese eşit mesafede durup, bireylerin kendi nesillerini istedikleri gibi yetiştirmesine kanunlar çerçevesinde izin vermesi gerektiğini. Ama bunun önemi yoktu çok fazla.
Bu ilk değil. Öyle sivri, aykırı, ajite edici laflar
ediyor ki, insanın komplo diyesi geliyor. Bu kadar
büyük hatalar nasıl yapılabilir? İçimizdeki ses
artık "niyeti nedir" değil, "aslında kim" diye
soruyor. Erdoğan'ın başkanlığında seçime girmek, AKP
için artık bir avantaj değil, dezavantaj olacak.
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155