Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Ali İlbey
ilbeyali@hotmail.com
2012-02-07

Erzurumlu Emrah’a ve İsmail’e Hamlık Yaptığım Hakkındadır

İsmail bu; Bilge Kişi’nin sohbetlerinden pek istifade etmiş ve ilmini çabuk kapmış şahbaz bir şâkirttir. Bir vakit İsmail’in arabasıyla şehir dışından bir taziyeden dönüyoruz. Bu fakir, vasıtayı süren İsmail’in yanında vecd içindedir. Arkada, Bilge Kişi ve iki hocam oturuyor.

Bahar mevsimindeyiz. Tabiat o gün daha bir şirin ve kucaklayıcıydı. Yağmurun ardından temizlenip arı duru hâle gelerek asıl rengini almış ve her yer yeşile boyanmıştı. Beyaz bulutlarla masmavi göğün ebruya dönüşmüş güzelliğini ve yeşil tepeleri seyrederek şehre dönüyoruz.

Bilge Kişi ve iki hocam sorulmadan konuşmazlardı. Bu manevî sessizliğin içinde İsmail, “Erzurumlu Emrah’tan bir ilahi dinler misin?” dedi fakire ve teybi açtı. Emrah’ın dîvan tarzında yazdığı bir şiirini ilahi formunda söyleyen usta bir sanatçının sesi kalp kulaklarımızdan damarlarımıza girmeye başladı: “İksîr-i âzâmdır nutk-u ehlullah / Yek nazarda haki kimya ederler / Hakkın esrarından onlardır âgâh / Velâkîn surette ihfa ederler.”

İsmail, Emrah’ın “evliyaların kelâmı büyük iksirdir bir nazarda duran, Allah’ın sırrına vakıf ilim sahibidir onlar. Ancak, bu ulu kişiler zâhirde gizlerler kendini” dediğini aktararak, gönül diliyle gönlüme zarf üstüne zarf atmaya başladı.

Bu fakir, o an kalbi perdelenmiş, dimağı durmuş olacak ki düşünmeden ham bir söz etti. “Aziz dost! Şimdi ilahinin sırası mı? İlahi, dergâhta, yani kapalı mekânda dinlenir. Biz şu an da tabiatın ortasında atıyla menzile giden bir insan gibiyiz. Tabiatın kucağında ancak türkü dinlenir, hâlimize türkünün nağmeleri uygun düşer” dedim. Fakat dilim kuruyaydı demez olaydım. İsmail, “dergâh dediğiniz yer nasıl bir yerdir ki, ilahi ancak orada dinlenilsin?” dedi.

“İlahi, dergâh gibi dört duvar arasında zikir yapılırken dinlenir ve orada anlamlı olur” dedim. Dilim bağlanaydı da demez olaydım. İsmail, “Bütün yeryüzü bir dergâh değil midir? Dergâh dört duvarla çevirili bir mekânla mı sınırlıdır?” dedi. Fakir, bu suale cevap vermeden sükût etti. Fakat tabiatın ortasında seyir hâlinde olmamın vecdiyle yine de türkü dinlemek istediğimi söyledim.

Türkü dinleyerek gidiyoruz. Arabanın içinde sessizlik devam ediyordu. İsmail’le aramda geçen konuşmalara, hocalarım ilm ü irfanlarından dolayı müdahil olmadılar.

MUSİBETİN, EMRAH’A VE İSMAİL’E ETTİĞİM HAMLIKTAN GELDİĞİNİ BİLMEDİM

Aynı günün gecesinde başıma gelen musibetin, Âşık Emrah’a ve İsmail’e ettiğim hamlıktan dolayı geldiğini anlamadım. Fakir gece yarısında bilgisayarının başında ağır ve çetrefil bir metni yazmaktadır. Nasıl oldu bilmem, yetmiş sayfalık yazı metni birden bire silinip kayboldu.

Teknik bir hatam yoktu. Kaidelere uygun olarak tuşları kullanıyordum. Niye silinip gitti onca ağır bir metin? İşin birinci sınıf ehlini alıp geldi İsmail, fakat metin bulunamadı. Sanki Gayya Kuyu’suna düşmüştü. Acaba Gayya Kuyusu’na düşen ham gönlüm müydü? İsmail’in, “erenlerin hâllerini anlatan ilahilere itiraz edersen böyle olur işte” demesinden de ayıkmadım.

Birkaç gün sonra İsmail eliyle Mevlevî dervişlerin “devran”ına katıldım. Tevafuk buna denir ki, devranın başında Erzurumlu Emrah’ın yolculuğumuz sırasında dinlemek istemediğim “İksîr-i âzamdır nutk-u ehlullah” diye başlayan türküsü yine ilahi formuyla yüreğimi titrete titrete meşk ediliyordu. Dinledikçe yüreğim sızladı ve “eyvah!” dedim. O irfan sahibi âşıka ettiğim hamlığı hatırladım birden.

Devran bittikten sonra yüreğime en ağır darbeyi İsmail indirdi. Biraz dokunaklı fakat öğretici bir hâl diliyle, “Erzurumlu Emrah’ın devranda meşk edilen ilahisine birkaç gün önceki yolculuğumuzda ‘dergâhlarda ve kapalı mekânlarda dinlenir’ diyerek o Hak âşığına ve erenlere saygısızlık ettiğini” hatırladın mı?” deyince sükût ettim.

Sonra ona “hâlimi tabir etsene, nedir başıma gelenler?” dedim. “Emrah’ın ilahisine itiraz ettin, başına bunlar geldi” dedi. “Vecd hâlinde ne yaptığımı bilmediğimi” söyledim.

İsmail, “yolculukta söylediğin sözlere hocalarımızın niye müdahil olmadığını anlamış mıydın?” dedi. “Şimdi anladım bunu; mürşidlerin, çocukların hâllerine benzeyen şâkirtlerini hoş görürler ve onları utandırmazlar” dedim. Ardından da “eyvallah, dersimi aldım” diyerek ellerini tutup musafaha ettim.

O ÂŞIK Kİ, TÜRKÜLERİYLE GÖNLÜME HÜZÜN NAĞMELERİ DÜŞÜRMÜŞTÜR

On dokuzuncu asrın başlarında yaşamış Erzurumlu Âşık Emrah’a bu hamlığı nasıl yapardım? Malâyanî işlerle uğraşmış sıradan bir âşık değildir o. Bir müddet medrese tahsili yapmış, Nakşîbendîliğin Halidiye koluna mensup bir ehl-i târik. Dergâhlarda görgü ve bilgisini artırmış, tasavvuf muhtevalı şiirler yazmış bir saz şairidir. Her şeyden evvel yazdığı şiirleri türkü olarak söylemiş has bir türküdardır.

O Emrah ki, türküleriyle bu fakirin gönlüne gurbet ve hüzün nağmeleri düşürmüş, dindar ve ehl-i sünnet bir kişidir. Güzel ahlâklı bir dervişin ilahi formunda da söylenen eserine gaflet hâlindeyken “hayır” demiştim. Veyl bana!

O âşık ki, bu fakirin dinleyip de vecde geçtiği bin miligramlık türkülerin şairi ve çalıp söyleyenidir. Onun “Gönül gurbet ele çıkma / Ya gelinir ya gelinmez” türküsünü dinleyip de kendimden az geçmedim. “Hazan ile geçti gülşenî bustan / Eyler dertli bülbül zâr garip garip” türküsüyle az yatıp kalkmadım. “Tutam yar elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara / Olam bir yaralı bülbül / İnem bağlara bağlara” türküsünü her dinleyişimde içime doğru az hüzünlü nâralar atmadım.

Gönül içre söylenen türkülerin vecidli tiryakisi olarak bu hamlığı o hüzün sahibi âşığa yapmam akıl kârı değildir. Demek ki aklım başımdan gitmiş o an. Ömrünün yarısını türkülerle fikir ve gönül tâlimi yaparak geçirmiş bu hüzünkârın bundan böyle o âşığa ve İsmail’e gönül borcu vardır.

Bağlamanın tellerinden çıkan türkülere meftunluğumdan dolayı boş bulunarak, “ilahiler dergâhlarda dinlenir” demem, bana bir imtihan olmuş, ham sözün karşılığını böyle ödemiştim.






 
 
 
2012-02-08 14:18:12
siz artık dağlarda zinhar türkü dinleyemezsiniz.ancak bir naturalist edasıyla dolandığınız şirin ve kucaklayıcı tabiatta 'slow avrupa müziği'size iyi gelir.

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.