Sen ahlaksızlık yapacaksın ben eleştiremeyeceğim... Öyle mi?
Kanada’da yaşayan bir dostum var... Hiç karşılaşmadık. Yolladığı bir iki silik resmi dışında, yüzünü bilmiyorum. “Beni tanımak isterseniz şayet...” diyerek, birkaç fotoğrafını eklemişti mailine...
İnternetten tanıştık, evet.
Kendiliğinden (yani “kazaen”) bir tanışma oldu bu. Yazılarımın sıkı takipçisi olarak sürekli mailler atıyordu. Ben de çoğunlukla cevapsız bırakıyordum bunları. Arada kırıcı olabilecek şeyler de yazıyordu. Yutkunmak istemediğim için, bir gün, “kırıcı ve öfkeli” bir karşılık vermiştim.
Böyle tanıştık.
Hep böyle olmuyor mu zaten?
Sizi kendi “anlayış kulvarına” çekip savunmasız bırakan insanlara ancak iki türlü mukabelede bulunabiliyorsunuz: Ya söylenenleri sineye çekip yutkunuyorsunuz, ya da “anlaşılmak telaşıyla” aynı tonda karşılık verip, muhatabınızın çekim alanına giriyorsunuz.
Böyle başladı. Sonra dost olduk...
Dostum bir akademisyen. İznini almadığım için ismini yazamıyorum. Uzun yıllar teknik bir alanda “profesör” olarak çalışmış, sonra emekliye ayrılmış
Kaç yıldır Kanada’da? Yazmıştı da, şu an çıkaramayacağım.
Muhtemeldir ki, “beyin göçü” çerçevesinde kapağı Kanada’ya atmış, hayatını orada kurmuş, orada kökleşip kalmış. Ama bütün duyargaları Türkiye’ye açık... Türkiye’deki bütün siyasi gelişmeleri televizyondan ve internetten izliyor. “Atatürkçü ve ulusalcı” diyebileceğimiz bir dünya görüşüne sahip... Ama bildiğimiz ve “patolojik” halleriyle karşımıza çıkan Atatürkçülerden değil; hem sorguluyor, hem karşı itirazları anlamaya, fehmetmeye, doğru konumlandırmaya çalışıyor.
Müzmin bir AK Parti karşıtı da değil. Yapılan doğru işleri hem görüyor, hem takdir ediyor.
Son maillerinden birinde, “sağlık sorunlarıyla uğraştığını ve günlerinin sayılı olduğunu” yazmıştı.
Üzülmüştüm.
Elimden duadan başka bir şey gelmiyordu. “Sağlığı için” dua ettiğimi, tevekkül göstermesi gerektiğini, esasında hepimizin aynı yolun yolcusu olduğunu/olacağımızı yazmıştım.
Bu sabah bir mailiyle daha karşılaştım.
Dün yayımlanan “Bu basın özgürlükçüleri darbe özlüyor” başlıklı yazıma ihtirazi kayıtlar düşmüş...
Derinlemesine düşününce, bazılarında haklı olduğunu gördüm.
Bir ifadesi, özellikle dikkatimi çekti: “Özlem hürriyeti...”
İnsanları, “özlemlerinden” (beklentilerinden, ütopyalarından) dolayı yargılayamayacağımızı, “utanç verici” ve “ayıplanası” işler olarak değerlendirilse de bunları “suç” kapsamında görmememiz gerektiğini yazıyordu ve sözü tutuklu gazeteci Mustafa Balbay’a getiriyordu.
Demek istiyordu ki, “İcabında darbe özlemek ve bunu yazmak da ifade özgürlüğü kapsamındadır. Tutukluluk da nerden çıktı?”
Hemen söyleyeyim:
Başta Balbay olmak üzere, kimseye suç isnat etmedim. Etmiyorum.
Polis değilim, savcı değilim, hâkim değilim...
Sadece, birtakım gazeteci arkadaşların “gazeteciliklerini” sorguladım/sorguluyorum; “bu tür gazeteciliğin” meslek ilkeleriyle ve ahlakla bağdaşmadığını yazdım/yazıyorum.
Kaldı ki, Mustafa Balbay’ın tutuksuz yargılanması gerektiğini hep savundum.
Hem tutuksuz yargılanmalı, hem de milletvekili seçildiği için salıverilip yasama faaliyetine katılması sağlanmalıydı...
Ne yani, başkaları “bu tür gazeteciliği” yüceltecek, bu tür gazeteciler üzerinden haksız “basın özgürlüğü” kampanyaları yürütecek, ben bu tür gazetecilere “Sizin yaptığınız gazetecilik değil” diyemeyeceğim...
Basın özgürlükçüleri, Nedim ve Ahmet vesilesiyle “darbe özlemlerini” dile getirecek, (“Darbe yönetimleri altında inim inim inlemeye razıymışlar”), ben bu özlemi eleştiren yazılar yazamayacağım.
Birileri JİTEM finansmanıyla (ve enformasyonuyla) kitaplar yazacak, ben bunların “nefret suçunu körükleyen”, kötü, berbat, önyargılı kitaplar olduğunu söyleyemeyeceğim...
Hangi amaca hizmet ettiği meşkuk internet sitelerinde insanlara iftiralar atılacak, hayali suçlar isnat edilecek, birtakım “şantaj ilişkilerine” girilecek, ben “Böyle gazetecilik olmaz... Bu yapılan ayıptır, günahtır, suçtur, ahlaksızlıktır” diyemeyeceğim.
Öyle mi?
Bir gazeteci elbette darbe özleyebilir, bu özlemini dile getiren yazılar yazabilir... Ama şanlı tarihine üç tam, iki de yarım darbe sığdırmış “eli silahlı” adamlarla teşrik-i mesai yapıyorsa, sık sık onlarla buluşup “yol ve yöntem” soruyorsa, bu ilişki çerçevesinde manşetler atıyorsa (Bkz. “Genç subaylar rahatsız”), orada “gazetecilik” ve “özlem hürriyeti” aramamak lazım.
Özlem hürriyeti ne demek? Zorlamayla uydurulan
şeyler! Yazarın biri de tecavüz etmeyi özlüyordur.
Tecavüz özlemini mi yazacak? Bir diğeri adam
öldürmeyi istiyordur. Bunun özlemini mi yazacak?
Özlediğin şey topluma zarar verecek bir şeyse o
özlemi içinde yaşarsın!! iyice b.kunu çıkarttılar
işin.
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155