“Oh olsun.. Bize gelince ne muvazzaf general dinlediler. Ne başsavcı.. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcılarını adeta, hiçbir kural tanımadan herkesi sorgulama yetkisi varmış gibi takdim ettiler. Şimdi bumerang kendilerini vuruyor” diye sevinmesinler..
İhtilafın arka planındaki düzenlemeler dikkatlice incelenmezse, böyle bir yorum yapılabilir ama..
Kanunlarda kısacık gezinti, önceki olayları hatırlamak için küçücük bir geçmiş araştırması, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcılarının, öyle istedikleri gibi herkesi soruşturamayacaklarını bize gösteriyor..
“Vaay ikiyüzlüler.. İşinize gelince, nasıl da çarkediyorsunuz. Düne kadar dev aynasına koyduğunuz savcıların yetkilerini, şimdi hemencecik tırpanladınız” diyecekler çıkabilir..
Hemen hatırlatalım..
Kanuni düzenlemeden önce, somut örneği verelim..
Kanunlar lastik gibi..
Nereye çekerseniz, oraya gidiyor..
Ama, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcılarının, sorgulamak istedikleri, ama sorgulayamadıkları bir kişiyi hatırlatarak, “yanar döner” olmadığımızı ispatlayalım.
O savcıların sorgulayamadığı kişi kimdi?
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt..
Ne olmuştu Paksüt olayında..
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi savcıları tarafından sorgulanmak istenmişti. Şöyle bir-iki yoklama çekilmiş ama başarılamamıştı. Bugünlerde MİT Müsteşarı’nın savcı tarafından izinsiz sorgulanmasını isteyenlerin karşı çıkmaları sonucunda, Paksüt hakkındaki iddialar, Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmişti..
Mahkeme de toplanıp, Osman Paksüt için soruşturma izni vermemişti..
Olay öylece kalakaldı..
Osman Paksüt ile MİT Müsteşarı’nı, zihniyet olarak kıyaslıyor değilim.
Olayların örnekliği açısından, hukuki statü açısından kıyas yapıyorum..
Dolayısı ile, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı deyince, öyle herkesi izinsiz, sorgusuz sualsiz sorgulayan savcı anlaşılmaması gerektiği, Paksüt olayında çok net olarak ortaya çıkmıştı..
Şimdi MİT Müsteşarı için de, benzer hukuki durum söz konusu..
O hukuki durumu, kanuna bakarak belirleyelim..
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’na birlikte bakalım.
“Sorumluluk” başlığını taşıyan 7. madde şöyle: “Madde 7 – MİT Müsteşarı 4’üncü maddede belirtilen görevlerin yerine getirilmesinden Başbakan’a karşı sorumlu olup, Başbakan’ın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu tutulamaz.”
Çok özel bir madde bu..
Genelkurmay Başkanı’nın Görev ve Yetkileri’ne Ait Kanun’da da, Genelkurmay Başkanı için, “Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan’a karşı sorumludur” şeklinde, özel bir madde var ama..
“Başbakan’ın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu tutulamaz” şeklinde bir eklemesi yok..
O zaman, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesine bakalım.
“Cezai takibat izni” başlığını taşıyan maddede, şöyle deniliyor: “MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin iflası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan’ın iznine bağlıdır.”
Demek ki ne imiş?
“Başbakan’ın izni gerekir” imiş..
Müracaat edersiniz Başbakan’a..
İzin verirse ne âlâ.. İzin vermez ise, iptali için Danıştay’da dava açarsınız. Usûl bu..
Paksüt için, bir başka makama itiraz imkânı bile yoktu.. MİT Müsteşarı için, soruşturmaya izin vermeme durumunda, böyle bir imkân da var.
“İyi de, İlhan Cihaner’in sanık olduğu dosyada, iki MİT görevlisi, Başbakanlık’tan izin alınmadan nasıl tutuklanmıştı?” diyenler çıkabilir.
İşte o noktada, hem MİT Müsteşarı ile sıradan “MİT görevlisi”nin aynı şeyler olmadığını; yukarıdaki, “Başbakan’dan başkasına karşı sorumlu tutulamaz” maddesini hatırlamak gerekir. Hem de, o iki MİT görevlisinin amirlerinin, isnat edilen eylemlerden haberdar olmadıkları, dolayısı ile isnadın “görev ile ilgili olmadığı” gerçeğini hatırlamak gerekir.. Erzincan’daki iki MİT mensubunun eylemi, görevle ilgili olsaydı, sadece kendileri değil, amirleri de sorgulanırdı..
Amirleri için dava olmadığına göre, iki MİT mensubu, kendi kafalarına göre görev dışı bir suç işlemiş sayılmış olmalılar..
Sonuç?
MİT Müsteşarı’na atfedilen eylem, görev suçu olduğuna göre, Başbakan’ın izni gerekir..
yahu sadece allah sızemı akıl verdı mılletı enayı yerıne koyuyorsun be dıngıl bak alı kardeş sana kanun okuyor o ıznı başbakan verır dıyor sızler adeta elınden elma şekerı alınmış bey zade kopıllerı gıbısınız bırınız akıtı beyenmez dogan hokbazının boylalı basından beslenırsınız önünden yıyın yem ön
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155