Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit
2012-02-10

Haddini bildirmek yahut haddini bilmek

Sevgili dostlarım...

Yeni anayasa hazırlıkları eşliğinde Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si ile okullarda hâlâ devam eden “sabah andı” tartışılıyor.

Yine ortalık toz-duman: Bir taraf “Bunlar âyet değil, kalkabilir” derken, öteki taraf, (irtica-laiklik kavgaları kabak tadı verdiği için) “Cumhuriyetin kazanımlarını yok ediyorlar” çerçeveli itirazlarda bulunuyor.

Benim gibiler ise, neden Türkiye’de hiçbir konunun sağlıklı tartışılamadığını düşünüp kahırlanıyoruz.

Neden her tartışma hızla kavgaya dönüşüyor?

“Kavgada yumruk sayılmaz”, ama sağlıklı sonuca da ulaşılmaz. Bu yüzden hiç bir tartışmamızdan sonuç çıkmıyor. Sadece bir birimizi susturmaya çalışıyoruz.

Ben tartışmaktan yanayım. Belki de öyle yetiştirildiğim içindir...

Rahmetli babam sorularıma kızmaz, ama Başöğretmenim iki soru sonra bağırmaya başlardı. Bir süre sonra fark ettim ki babamın müsamahası sorularıma verecek cevabı olmasından, Başöğretmenimin kızgınlığı ise verecek cevabı olmamasındandı.

Oysa babam her konuda sabırsız ve aceleci (hemen hemen tüm Karadenizliler gibi) bir insandı. Sıra benim sorduklarımı cevaplandırmaya gelince, sabır küpüne dönüşür, geçiştirmeden cevap verirdi.

Sual sormadığım zamanlarda şaşırır, “Sor bakalım bu neden böyle” diye yüreklendirirdi.

Bana hiçbir zaman “sus” demedi, “yeter” demedi, “bıktım” demedi, “çocuksun, anlamazsın” demedi. Bazen kulaklarımı çekti, ama asla aşağılamadı.

Hedefime kilitlenip sağlam adımlar atmayı ondan, sevgi ve şefkati (olabildiği kadar) annemden öğrendim.

Bir gün, bitmez tükenmez sorularımdan sonra, tarih öğretmenim, “Senden çekeceğimiz var” dediğinde, büyük bir keyif almam ve o keyifle sırım sırım sırıtmam bu yüzdendir.

“Sormak”la “bilmek” arasındaki ilişkiyi keşfetmenin tadını hep çıkardım.

Öğretmenlerimi sorularımla bunalttığım anları bugün de büyük bir keyifle hatırlıyor, hâlâ da tadını çıkarıyorum.

“Aşırı merak öldürücüdür” cümlesini bir polisiye romanda okuduğum gün ise keyfim fena halde kaçtı, kendimi “ölüm adayı” gibi hissetmeye başladım. Sonra, “Nasılsa bir gün hepimiz ölecek değil miyiz?” diye düşünüp, bu havai tespitimde teselli bulmaya çalıştım...

Cami imamına itiraz ettiğim gün ise “Haddini aşma” azarına tosladım. Bozulan moralimi tamir için de bizim köy evine doğru müthiş bir koşu tutturdum. Faydasızdı: O ses kulaklarımda çınlıyordu: “Haddini aşma!”

Baktım kaçmakla kurtulunacak gibi değil, korkularımın üzerine yürümeye karar verdim. Eve gitmekten vazgeçip yönümü tekrar camiye çevirdim. İmam, takunyaları çekmiş, kollarını ve pantolonunun paçalarını sıvamış, abdeste oturmuştu. Şaşkın şaşkın ter içindeki yüzüme bakarak neden döndüğümü, belki de neden koştuğumu kestirmeye çalışıyordu. Nefes nefese bağırdım:

“Öğrenmek maksadıyla sormak haddi aşmaksa, neden Peygamberimize onca soru soruldu?”

Cevap beklemeden yanından ayrıldım. Bu hafızlık hevesimin sonu oldu. Oysa Kur’an’ın yarısına yakınını ezberlemiştim.

Yine de hiç faydasını görmediğimi söyleyemem: Özellikle televizyon tartışmalarında ne zaman üst perdeden “ahkâm” kesmeye başlasam, ne zaman karşımdakinin haddini bildirdiğimi düşünsem, anında bizim köy imamının azarı kulağıma çarpar: “Haddini aşma!”

Fark ettim ki, insan başkalarına haddini bildirmek için değil, kendi haddini bilmek için dünyaya gönderilmiştir...



 
 
 
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.