Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Şahin Alpay - Zaman
2012-02-11

Otoriterleşme mi, yoksa otorite zaafı mı?

28 Aralık'tan bu yana yaşananların gündeme getirdiği soru şu: Giderek otoriterleştiğinden şikâyet edilen AKP hükümeti ne ölçüde otorite sahibi?


Başka bir ifadeyle, demokrasinin birinci şartı olan, kararların seçilmiş hükümet, sivil yönetim tarafından alınması ilkesi ne ölçüde yerleşmiştir?

28 Aralık gecesi Şırnak'ın Uludere ilçesinde koruculuk ve kaçakçılıkla geçinen 34 yurttaş, PKK militanı olduklarına dair istihbarat sonucu TSK'ya bağlı uçaklar tarafından bombalanarak öldürüldü. Kürtlerin devlete güvensizliğini daha da artıran bu feci olaydan sonra, sözcüleri tarafından yapılan açıklamalar hükümetin olan bitenden haberi olmadığına işaret ediyordu. Bugüne kadar da, Uludere trajedisi ile ilgili açıklık kazanan yegane husus, bombalamanın hükümetin bilgisi dahilinde yapılmadığı. Nitekim, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın aksi yöndeki iddiasına verdiği yanıtta Başbakan şunları söyledi: "Biz güvenlik güçlerimize genel çerçevede yetki veririz. Siyaset budur, hükümet etme budur. O genel çerçeve içerisinde de güvenlik güçlerimiz ama TSK, ama Emniyet o genel çerçeve içerisinde yetkisini kullanmıştır." (31 Ocak)

Bu sözleri okuduğumda kendime sorduğum soru şu oldu: "Güvenlik güçleri, ama TSK ama Emniyet" hükümetin onayı olmadan nasıl olur da bu çapta yetki kullanabilir? Bu soruya en net cevabı, "Terrorism Monitor" adlı dergiye yazan Francesco F. Milan adlı, Londra'daki King's College'da doktora yapan bir İtalyan'ın kaleme aldığı "Uludere Hava Operasyonu ve Türkiye'nin İstihbarat Altyapısındaki Açıklar" (26 Ocak 2012) başlıklı yazıda buldum: "Olayın altını çizdiği sorunlardan biri, askerî operasyonlar üzerinde sivil gözetimin yokluğu. Askerlerin açıklamalarına göre, insansız hava aracı hareket halindeki grubu 06:39'da tesbit etti, jet uçakları ise 09:37'de saldırdı. Üç saat boyunca komutanların tam bir özerklikle hareket ettikleri anlaşılıyordu, fakat karar vermeden yaklaşık üç saat beklediler. Başbakan'ın askerden ancak olaydan sonra bilgi alması, operasyonun sivil otoritenin gözetimi altında yapılmadığını gösteriyor. Bu süre içinde askerler herhangi bir siyasi ya da sivil karar-vericiyi operasyon kararına dahil etmediler. Askerî operasyonlarda sivil gözetimin yokluğu Türkiye'de sivil-asker ilişkilerinde sık tekrarlanan bir sorun, ancak Uludere olayında görüldüğü üzere, aynı kurumun (TSK'nın) hem istihbarat hem de karar-verme sürecinde yetkili olması özellikle sorunlu bir durum."

Türkiye 8 Şubat'tan bu yana da, MİT'in en üst yetkililerinin hükümetin herhangi bir bilgisi ve izni olmaksızın, KCK operasyonu kapsamında (esas olarak da PKK temsilcileriyle yapılan gizli barış görüşmeleriyle ilgili olarak) İstanbul özel yetkili savcılığına "şüpheli" sıfatıyla ifade vermeye çağrılmaları; gitmeyince haklarında yakalama emri çıkarılmasıyla sarsılıyor. Bu haberin doğrulanmasının hemen ardından KCK operasyonlarını yürüten polis müdürlerinin görevden alındığı haberi geldi. İlk bakışta beliren manzara, bir tarafta polis ve savcılar ile öteki tarafta hükümet ve MİT yönetimi arasında kavga yaşandığı, ama belli ki yürüyen kavganın tarafları çok daha da karmaşık.

Yukarıda gönderme yaptığım yazı bu karmaşaya da ışık tutuyor: "Türk istihbaratında başka bir sistematik sorun, istihbarat örgütleri arasında eşgüdümün olmayışı. Uludere vakasında MİT ile askerin işbirliği yaptıkları kuşkulu. İki kurum, özellikle MİT'in 15 yıl önce sivil denetim altına alınmasından bu yana rekabet halinde. Bunun en son örneği, Ekim 2011'de Genelkurmay Başkanı Özel'in MİT'in PKK ile gizli görüşmeler yaptığından hiç haberi olmadığını söylemesi..."

Henüz Genelkurmay, MİT ve Emniyet'e bağlı istihbarat örgütlerinin eşgüdümünü sağlayamayan, bunları otoritesi altına alamayan bir hükümetle karşı karşıyayız. Bu durumda soru geçerliğini koruyor: Askerî-bürokratik vesayete son vermenin neresindeyiz? Esas sorun otoriterleşme mi, yoksa sivil otorite zaafı mıdır?

 
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.