Bazı maçları tek golle de kazanmanın bir sakıncası yok.
Hele zirve yarışında ateşin iyice yükselmeye başladığı haftalarda birşey oynamadan kazanmak da sakıncalı değil tam tersine daha keyifli bir durumdur. Çünkü böylesi, rakiplerinizin moralini daha çok bozar. 'Adamlar oynamasalar da kazanıyorlar, nasıl başedelim' durumunu ortaya çıkarır.
Terim'in sahaya çıkardığı kadronun tek ilginç yanı Riera'nın sol geride görünmesi yani Hakan Balta'nın yerinde oynamasıydı. İspanyol için 'Belki burada bir işe yarar' diye düşünmüş olmalıydı. Galiba yaradı da. Hem golün ortasını yaptı hem bek olarak ciddi bir hatası olmadı. Ancak devre arasında Şota oyuncularını uyarmış olmalı ki üzerine gelinince zorlanmaya başladı, kart gördü.
Kayserispor'un ilk yarıda burayı değil de ille Sabri'nin oynadığı bölgeyi maden olarak görmesi ilginçti. Önünde kimse olmayınca Sabri kaçınılmaz olarak rakibin ikili üçlü baskınlarında sorun yaşıyor. Fakat her zaman 'takımı için sonuna kadar çırpınan adam' özelliği onu ayakta tuttu. Eboue dönene kadar başka yapılabilecek birşey görünmüyor.
İlk kez kendi seyircisinin önüne çıkan Necati yine dikkatli ve dengeliydi ama verimi biraz düşük kaldı. Gerek pas verirken gerekse şutlardaki güç yetersizliği dikkat çekti... Asıl sorun Selçuk'un formsuzluğunun müzminleşmeye başlamasıydı. Sanki özellikle böyle donuk ve silik biçimde oynamayı seçmiş gibi bir hali oluşmaya başladı. Engin, Melo ve Emre'nin çabası şimdilik yetiyor ama nereye kadar?
Melo ile gelen gol 'bu kadar basit işte' denilebilecek bir organizasyon sonucuydu. Kanat ortasının dikkatli yapılması, yani pas olarak gönderilmesi, Brezilyalının kendi başlattığı pozisyonda çok rahat bir kafa vuruşuyla topu ağlara göndermesini sağladı. Benzerlerinin çok az yapılabilmesi sorun oluşturdu ve hatta konuk takım ilk 20 dakikadan sonra belirgin biçimde oyuna ağırlığını koydu. Amrabat'ın korkutucu dalışlarıyla önemli pozisyonlar da oluştu.
Şota'nın Gökhan Ünal'la yaptığı hamleden çok artan kart sayısının iki taraftan birini eksik bırakması maça damgasını vuracak gibiydi. Kayseri'nin ikinci -hatta üçüncü- hamleyi de yapmasının ardından Riera'yı hâlâ oyunda tutmak pek doğru görünmedi. Hamle Sercan'la yapılınca da 'olmasa daha iyiydi', o bölümü Cim Bom 10 kişi oynamış oldu... Geçen hafta kendi evinde Gençlerbirliği'ne yenilmiş olan Kayserispor, Cim Bom'u beklenenin ötesinde zorladı ama belli bir yere kadar. Bugüne kadarki puan kayıplarına yol açan gol becerisinin azlığı onlar adına bu maçta da en büyük sorun oldu. Sanıyorum onların da hakemden yakınmaları az değildi.
Cim Bom'un verilmeyen golünde Elmander'in kaleciye şarjı nizamiydi ama bu bölgede kaleciye hiçbir biçimde dokunulamayacağı gibi anlamsız bir hakem ezberi golü yok etti. Oysa benim bildiğim kural, bu şekilde şarj yapılabilir, diyor. Özellikle İngiliz hakemlerin yönettiği maçlarda bu açıdan çok sıkıntı çekmişliğimiz var uluslararası alanda. Hakem ilk yarıda Emre'ye gol vuruşu sırasında arkadan yapılan hareketle maçın sonuna doğru Elmander'e yapılanı görmezden gelmeyi yeğledi. Birşey olmadığından değil, kartıyla martıyla epeyce sorun çıkacağını görüp vaziyeti idare etmeyi yeğledi. Gerçek ortada: Kazanınca bunlar sorun olmuyor.
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155