Kayseri'de patlama...        Bahçesaray'ın ilk ve tek fabrikası...        Uyuşturucu çetesine darbe...        Siyasi duruşu külliyat oldu...        Başbakan'ın sözleri Çelik'e mi?...        Gül, sürücüsüz Google arabası ile hız limitini aştı...        Davutoğlu, Danimarkalı meslektaşı ile bir araya geldi...        Efes 2012 tatbikatı nefes kesti...        Bazı ülkelerin borsalarında son durum...        Apple'dan Gül'e Türkçe klavye sözü...        Posta kutunuz hırsız çekiyor...        işte Mısır'daki seçim sonuçları  ...        
USD Alış 1.839 USD AlışUSD Satış 1.849 USD SatışEuro Alış 2.311 Euro AlışEuro Satış 2.326 Euro SatışAltın Alış 92.7630 Altın AlışAltın Satış 93.2020 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
İbrahim Karagül - Yeni Şafak
ibrahimkaragul@gmail.com
2012-02-23

Biz bu kavgayı ne çok sevdik!

Nasıl da savaş tutkunu, çatışmaya aç bir toplum olduk. Etrafımız ya savaşanlarla ya da savaş çığırtkanlarıyla dolu. Sokaklarımız, evlerimiz "kim kime vuracak, kim ne planlıyor" konulu tartışmalarla meşgul. Gazetelerimiz, televizyonlarımız çatışmaya odaklı senaryoları ardı ardına sıralıyor. Bizler farkına varmadan sadece çatışmaya, ayrışmaya, kavgaya kilitlendik, başka seçenekleri göremez olduk. Kör olduk...

Öyle MİT meselesinde söz etmiyorum. Ak Parti-Cemaat kavgası tartışmalarından da söz etmiyorum. İçeride kim kimi tasfiye etmeye çalışıyor, kim kendi derin devletini kurma hesapları yapıyor spekülasyonlarından da söz etmiyorum. Ortalıkta gezinen "istihbarat" uzmanı kılıklı kafası karışık insanların yol açtığı zihin bulanıklıklarından, kişisel ve dar iktidar hesaplarıyla orayı burayı taşlayanlardan da söz etmiyorum.

Yakın çevremize bakıyorum; Suriye'ye, İran'a, Lübnan'a, Irak'a, Pakistan'a, Kafkaslar'a... Daha uzak halkaya bakıyorum; ABD'nin bölge hesaplarına, Rusya'nın imparatorluk çıkışlarına, çöküşü engellemeye çalışan Avrupa Birliği ülkelerinin hırçınlıklarına...

Her yerde çatışmaya odaklı sözler, çatışmaya odaklı girişimler var. Dünya, İkinci Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmakla meşgulken, o korkuyu yeniden yaşamamak için inşa ettiği her şeyi terkediyor. Sanki o büyük savaş sonrası ilk kez bu kadar yaygın bir çatışma dönemine sürükleniyoruz. Diplomaside, ekonomide, güvenlikte, neye bakarsanız bakın, hepsinde çatışmaya sürüklenişin izlerine, işaretlerini görüyoruz.

Bir yandan ekonomik çöküntü hırçınlıkları artırırken diğer yanda kaynaklara yönelik aç gözlülük öne çıkıyor. Atlantik kıyıları faşizm dalgalarıyla dövülürken merkezinde bulunduğumuz coğrafya; kapı komşularının birbirini boğazlayacağı olağanüstü hallere sürükleniyor.

Güneyimizde bir ülke; Suriye kanlı bir iç savaya sürüklendi. Değişmesi gerektiğine, adaletsiz ve zalim olduğuna inanılan bir rejimin devrilmesi istenirken, rejimden de öte kimlik eksenli acımasız bir düşmanlık beslendi. Artık Suriye'de Nusayri'nin Sünni'ye, Dürzi'nin Hristiyan'a hiçbir tahammülü yok. Rejim gitse de, bu çevreler birbiriyle hesaplaşmaya devam edecek.

Sadece silaha, güce dayalı istikrar ve düzen bizim için barış değildir, olmayacak da. Silahı güçlü olanın hakim olacağı bir düzen, devrilen rejimlerden çok da farklı olmayabilecektir. Mazlumun zalimleşmesinin örneklerini gördük Irak'ta. Yüzyıllardır aynı sokakta, mahallede yaşayanların birbirini nasıl kıydığını gördük. Bizim mahallenin her sokağında bunları mı yaşayacağız artık? Amacımız bu değildi.

Türkiye sokaklarına bakıyorum. Özellikle belli çevreler; "Suriye'yi vuralım, İran'ı vuralım" sloganlarıyla hareket ediyor. "İnşa edelim, düzeltelim değil, vuralım" dediğimiz anda yakıp yıkmaktan başka hiçbir becerimiz kalmayacak demektir.

Suriye ve İran, sadece bizim önceliklerimize göre hizaya çekiliyor değil. Sokakta bu sloganları atarken, kimler adına söz söylediğimize de biraz dönüp bakmakta fayda var. İsrail Gezze'de kıyım yaparken hepimiz Gazze'liydik. Ama hiç birimiz 1917'de yaşananları; Gazze savaşlarını, Osmanlı-İngiliz muharebelerini, o savaşlarda neyin mücadelesinin verildiğini düşünmedik, hatırlamadık. Günübirlik algılar ve düşüncelerle hareket ediyorsak, kendi düşüncelerimiz olmadığındandır. Kendi sözümüz, kendi gelecek perspektifimiz olmadığındandır. İşte o zaman başkaları için savaşıp başkaları için öleceğiz demektir.

Bu coğrafyanın en büyük sorunu bu oldu. Afganistan'dan Irak'a kadar, onlarca yıldır bedelini ödediğimiz savaşların, yaşadığımız trajedilerin büyük çoğunluğu başkaları adına yapıldı. Bu toprakların insanı hep başkaları için ölü, onlar için bedel ödedi, onlar adına silah tuttu. Bizler, çoğu zaman o başkalarının doğru ve yanlışlarına göre saf belirledik.

Hiçbir ayıbı örtüyor değilim. Utanç verici zaaflarımızı, çaresizliklerimizi küçümsüyor değilim. Ama biz İran'la neden savaşalım, savaşacaksan bu kimin savaşı olacak? Düşünmüyor muyuz?

Haftalardır belli çevreler İran'a karşı müthiş bir psikolojik operasyon yürütüyor. Alakasız, asılsız haberleri bile servis ediyor. İşte bu başkalarının hesabı. İran'ı biz değerlendirelim, karşı çıkacağımız ne varsa öyle karşı çıkalım. Ama kimse bize başkalarının savaşını yutturmaya kalkışmasın.

Suriye'de iç savaşın sonu ne olacak? Bunca ölümüm nerede duracak? O korkunç görüntüler ne zaman ve nasıl bitirilebilecek. Gelin bunlar için kafa yoralım. Ama Suriye'de bunlar olurken bu ülkeye, topluma, bizlere birileri başka bir savaş ihale etmesin. Kimse o "birileri adına" zihinsel operasyonlara girişmesin. Medya üzerinden seferberlik ilan etmesin. Biz buna inanmayız.. Bu Türkiye'nin savaşı olmayacaktır.

Peki sadece biz mi yanlış yapıyoruz?

İran, ardı ardına güç gösterisi yapıyor. ABD'nin "önleyici saldırı" doktrinini benimseyip "ilk vuran biz oluruz" diyor. Rusya; Soğuk Savaş dilini kullanıyor. "Vururuz" tehditleri savuruyor.

ABD, Fransa, İngiltere, İsrail İran'ı ne zaman vuracaklarını tartışıyor, dünya kamuoyunu buna hazırlıyor. İşte içerideki "operasyon" bu hazırlığın unsuru.

Doğu ile Batı, Türkiye-İran sınırında çatışıyor aslında. Küresel güç mücadelesinin asıl mevzisi Türkiye-İran sınırı. Bu, bizim sınırımız. Ama buradan yeryüzünü iki parçaya ayırmak bizim hesabımız değil.

Öyleyse aklımızı başımıza almamız lazım...

 
 
 
2012-02-25 10:23:38
Savaş mı?kimin savaşı
Allah nelere kaadirdir,belki de bu savaş netiçesinde esaret altında yaşayan-horlanan-zulum gören tüm aleviler istiklallerine kavuşur da gasıb ve nasıbların şerlerinden kurtulurlar.rabbim biz anadolu alevilerini de nasıbilerin zulmünden kurtarsın,nasıbileri zelil-hakir-yersiz yurtsuz-esir kılsın.

2012-02-24 08:48:36
gücüm yettiği müddetçe bunların
foyasını, alaveresini dalaveresini ortaya çıkaracağım. İsraille, amerika ile mücadelede kaç tane fars kökenli insan öldü? Koskoca sıfır...Ön safa arapları, türkleri sürüyorlar bir iki alibaba sinbat hikayeleri anlatıp onları israile ezdiriyorlar. Tıpkı PKK lıların yaptıkları gibi. Onlar da gariban k

2012-02-24 08:48:26
ortaçağ papazı
kendine acı... onlar da Allahın adını anıyordu değil mi? Halinize bir bakın... Haydar Baş'tan medet umuyorsunuz... ergenekonculara kaldınız... suriyede esadı destekleyen sadece CHP liler...

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
M. Şevket Eygi Çocukların Anayasa İstekleri...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Süleyman Yaşar Türkiye'ye yapılan bir reyting skandalıdır...
 
Erdal Şafak Masal gibi......
 
Refik Erduran Anestezi...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hayrettin Karaman Altan bey soruyor...
 
Engin Ardıç Batılı böndür az biraz...
 
Sibel Eraslan Kadın çizerse: Ümeyye Cuha...
 
Fatma Tuncer Hayat denen şey...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Zeki Ceyhan Tazminatsa tazminatmış!...
 
Mehmet Şeker Kaç çocuk yeter?...
 
Mehmet Barlas Medyadaki öfke ve kamplaşma toplumda yok......
 
Taha Kıvanç San Francisco'da bir gece...
 
Abdulkadir Özkan Açıklama için bugüne kadar beklemeye gerek var mıydı?...
 
Hüseyin Gülerce Uludere için acil durum......
 
Fehmi Koru Gül ve ilkeli liderlik...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Ahmet Çakır Kazanmak önemli de......
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
Ahmet Kekeç Uludere'deki odun ve Sanem'in babası...
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.