26 Mayıs 2017 Cuma29 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:37Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:17
    • 19°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 17°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 97.713 -0.61
  • Altın: 143,932 -0.12
  • Dolar: 3,5669 -0.18
  • Euro: 4,0007 0.17

Toplumsal barış... Halk ne ister, devlet ne anlar?

Haşmet Babaoğlu

Her iyi şeyin başında ve sonunda "barış" vardır!
Ve gün gelir...
Parlamento aritmetiği ve liderlik kapasitesi bakımından en güçlü hükümetlerin bile karşısına şu temel ve yakıcı soru çıkar...
Barışacaksak, kiminle barışacağız; kimleri barıştıracağız?

***
Son zamanlarda çok kullanılan bir deyim var: Toplumsal barış.
Tabii bu deyimden devletin ve halkın anladığı farklıdır.
Mesela Eski Türkiye'de devlet tavrını açıkça koymuştur.
Herkes birbirine gizlice küskün fakat devletin buyruklarına teslim bir hayat yaşıyorsa...
Etnik kimliğe ve inanca bağlı tarihsel kırılmalar dışarıda dile getirilmemek üzere yurttaşların ve cemaatlerin hafızasına gömülmüşse...
Sokakta "arıza" çıkmıyorsa...
Eğitim hizmetleri ve vergi toplamada radikal sorunlar oluşmuyorsa...
Sivil ve askeri bürokrasi kurumları ile merkez sermaye arasında belirgin bir çatışma yaşanmıyorsa...
Tamamdır! Bu devlete göre toplumsal barışın ta kendisidir.
***

Oysa halk başka türlü bakar.
Siyasal bakış ve kültürel açıdan bölük bölük de olsa, halkın gözünde "barış" her şeyden önce selamla başlar, selametle tamamlanır.
Barış, halk için menfaate dayalı işbirliği değil, adalet için elbirliğidir.
Barış bir masa başında uzlaşmaktan çok, insanın kafayı yastığa koyduğunda duyduğu huzurdur.
Kafada ve kalpte barış yoksa, toplumda barış da yoktur.
O yüzden halkın "toplumsal barış"tan anladığıyla devletin anladığı arasında bazen uçurum oluşur.
O yüzden halkın gayet demokratik olan "toplumsal barış" tarifi hükümetleri zorlar.
Çünkü halk...
Ülkenin bir yerinde çocuklar ölmeye devam ederken ekonomi yine de tıkırındaysa ve büyüme hızı düşmüyorsa, bunu "toplumsal barış"tan saymaz.
***

Şimdi yazımın başında dile getirdiğim probleme dönelim...
Kritik bir aşamadayız.
Yeni bir anayasa hazırlıyoruz...
Peki bu anayasa kimleri barıştıracak?
Uzun yıllar boyu sekülerleşme baskısı altında tutulan Sünniler ile uzun yıllar boyu "Sünnileşme" baskısı altında tutulan Alevileri barıştıracaksa...
Türkleştirilme tehdidi altında tutulan Kürtlerle, devletin ideolojik giysisini zorla benimsemek durumunda kalan Türkleri barıştıracaksa...
İşte böyle bir anayasa "toplumsal barış" için gerçek bir zemin olacaktır.
Yok! Yeni anayasa sadece devlet kurumlarının barışını önemseyecekse... Hükümet edenlerle sivil ve askeri bürokrasiyi uzlaştırmaya dayalıysa..
Ve Anadolu'nun çevresel sermayesi ile İstanbul'un merkez sermayesinin işbirliği esasına dayanacaksa...
Yazık olacaktır ama geçiniz, gitsin!
Çünkü o durumda "toplumsal barış" yine geleceğin belirsizliklerine havale edilmiş olacaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.