19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 14°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 4°C Afyon
    • 3°C Ağrı
    • 5°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 106.926 -0.06
  • Altın: 151,429 -0.02
  • Dolar: 3,6718 -0.12
  • Euro: 4,3287 0.21

Müslüman Münevveran Söyleyeceklerini Söylemelidir Artık

Ahmet Doğan İlbey

Türkiye’deki Müslümanlar aydınlar söyleyeceklerini söylemek mecburiyetindedirler artık. Söylenmesi gereken hakikatleri ağızlarında dolaştırmadan umumi efkâra ve hükümet edenlere âşikâre söylemelidirler. Müslümanların safında durup, aydınlatmakla kendini vazifeli sayan münevveran enformatik tesbit hastalığından âcilen kurtularak, Türkiye iyi yolda mı, kötü yolda mı, bunu söylemelidir ki, millet sabah akşam umutla yeis arasında travma geçirmesin.

Hükümet edenleri câmi cemaatinden, mahallemizin insanından biri olarak bilmek hissîliğini ve hüsnüzanını kalplerde sağlamca tutup, icraatın ve siyasetin eğri ve doğrularını söylemek, Müslüman münevveranın vazifesidir.

Hükümetin başında olanlara hal ve gidişi söylemekle mesul olan ve ortada görünen Müslüman münevveran ile mebus zümresinin vazifesini hakkıyla yapmadığını söylemek, ağyarı sevindirmek mânasına gelmez. Türkiye’nin Müslümanları iradesini üç defadır câmi cemaatinden bildiği hükümetin başındaki zâtlar lehinde kullandılar. Mesuliyetleri gittikçe ağırlaşıyor. Bu vebâlin ağırlığı yüreklerini ezmesi sakın.

BEŞ-ON HAKKIN İADESİ HARİCİNDE DİKEN BATTIĞI YERDEN ÇIKARILAMADI

Seksen küsur yıldır Batı’nın ekseninde olan Türkiye’nin şimdi nereye geldiği sorulursa, dahildeki beş-on temel hakkın iade edilmesi ile millete gelen bir miktar “özgüven”in haricinde “aynı yerde” duruyor diyebiliriz. Diken battığı yerden çıkarılamadı. Yani Ankara rejimi tam olarak derdest edilip çöpe atılamadı ve en trajik olanı da Batı ekseninden kurtulamadı.

Hükümet edenlerin işinin zor olduğu âşikar. Fakat, iradelerini yeteri kadar kullandıklarını söylemek de zor. Oysa, Türkiye’de hâkimiyet ve meşrûiyetin kaynağı Müslümanlardır deyip, Anayasayı, Kültür ve Milli Eğitim Bakanlığı gibi nice kurumları daha baştan “işinize son verdim” diyerek yeni baştan tanzim etmeliydiler. İtiraz eden asker, bürokrat, iş adamları gibi azgın güçlere “irade benim, yani milletin” deyip kendi işlerine bakmalarını söylemeliydiler. Muhalefet eden partilere de uzun izahlara girmeden, tek cümleyle cevap vermeliydiler: “Seçilip iktidara gelin.”

TÜRKİYE BAĞIMSIZ BİR DEVLET MİDİR VE KÖTÜ YOLA MI DÜŞÜRÜLÜYOR?

Türkiye, birinci emperyalistler arası savaştan mağlup çıktığında altı asırlık gücü bitmişti. Millî Mücadele, “Hakk’a tapan millet” kimliğiyle yekvücut olunan istisna bir hareketti. Fakat 1923’de “Hakk’a tapan milletin” hâkimiyet ve meşrûiyet hakkı Kemalist generallerce İngilizlere, yani Batı’ya satıldığında son Müslüman Türk devleti o günden bu yana siyasî varlığını ve istikametini tayin etme bakımından bağımsızlığını kaybetti.

Amerika’ya bağımlılığımızın resmî başlama tarihi 1933 yılında İkinci Wilson Prensiplerinin M. Kemal tarafından tasdik edildiği tarihtir. “1923’den sonra Türkiye bağımsızlığına kavuştu” diyen Atatürkçülerin palavralarına ve “yalan söylettikleri” inkılâp tarihlerine inanan varsa hâlâ, onun yolu Bakırköy Akıl ve Ruh Hastanesidir.

Her bakımdan izzetimize dokunacak bir vaziyet olsa da, Türkiye kendi başına istikametini tutturacak şekilde bağımsız değildir. Türkiye Devleti bağımsız olsaydı şayet, hükümet edenler, özlerindeki Müslümanca duruşlarını “muvazaa” ve “müdara” siyasetine kurban etme mecburiyetiyle Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesi” ve benzeri hainâne plânlarının parçası olur muydu? Maalesef İslâmların birlik olabileceği tek Müslüman ülke olan Türkiye, Amerikan projesinin hempalığını yapmaya teşvik ediliyor.

DALAVERE DALAVERE TÜRKİYE NÖBETE

Dalavere dalavere Türkiye nöbete diyen Amerikan şeytanının kır yılanları gibi açık renk gözlerindeki süflî niyete dikkatle bakmalıdır hükümet edenler. Batı’nın azılı kâfir devletleri söylese aklımıza gelirdi miydi Suriye’yi derdest etmeye jandarmalık yapacağımız?

Avrupa ve sonra Amerika’nın kullandığı bir ifade olarak “Ortadoğu” yaftası İslâmlara hakarettir. Yani parçalanıp mefluç edilmiş İslâmlar coğrafyası demektir. Oysa İslâmlar “Ortadoğu” değil, “Bilâd-ı Şam” derlerdi.

ZAVALLI İSLÂM DEVLETLERİ!

Zavallı İslâm devletleri! Birbuçuk asırdır Batı’nın azılı kurtlarının pençesinden kurtulan olmadı. Yaralı ve mefluç halde sağ kalan İslâm devletleri ise, kurt kılığındaki azgın kâfire perestij ederek, “ben sendenim” dediler. Kurdun payının dokuz, kendi payının bir olmasına razı oldular. Sonra, Allah ve Resulünün yolundan çıkıp birbirinin kurdu ve kendi menfaatlerinin peşinde Batı’nın müstemlekesi oldular bir bir...

Batı karşısında İslâmların zavallılığı yeni değil elbette. İslâm kardeşlerinin kanı akıtılırken şahsiyetsiz Suudi Arabistan oligarkları petrodolarlarla kirlettiler mübarek toprakları. Laikçi Türkiye Cumhuriyeti, Mısır, Pakistan, Afganistan ve Mağrip İslâm devletleri “Batılılaşmanın” ilk raundunda zaten “mağlup” olmuşlardı.

Allah’tan ümit kesilmez. Beşer gözüyle bakıldığında, Müslümanların safında duran bir kısım münevveran ve siyasetçinin bu değişmeyen eksendeki arızalı duruşlarının devam etmesiyle ufukta duman gözükmüyor şimdilik.

EKYAZI:

GÖNLÜME DÜŞENLER

Cüneyt Cesur, “ömay” namlı Murat Yücel ve Dr. Hunu;
Bu üç güzel insan fikir ve gönül dostumdur.
İhmal ettiğim fikrî mesuliyet ve mevzularımı hicvederek hatırlatır, bu yönde tahrik eder ve bu meşrû hizmetlerini âdeta bir “muarız” tavrıyla yerine getirirler. Fikir ve niyetleri “muarız” kelimesinin asıl mânasını taşımaz. Fakat, fakîr onları heyecan ve hicivleriyle bir muharrik güç olarak dostâne bir “muarız” sıfatıyla sever, koruyup kollar ve onlarsız edemez. Üstadın ifadesiyle “ifadem ve hızımdır.”
Lâkin kimi zaman, millî vazife saydığım “muarız” lıklarını kadifeye sarılmış taşlarla da yapmıyor değiller. Kartopu oynayan arkadaş grubundan bazısının içine taş koyup atması gibi...
Meselâ; bu üç değerli “muarız” dost, “Amerikancı Müslüman münevveran hakkında niçin yazmadığım...” üstüne teoriler geliştirirler, ince göndermeler yaparlar.
Nezdimde birer çıplak uyarıcı olan bu üç dostuma derim ki:
“Batı’ya doğru akan nehir” kıyılarında aslâ eğleşmem ve balık avlamam.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.