22 Mayıs 2017 Pazartesi26 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:42Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:29Yatsı 22:11
    • 19°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 13°C Artvin
    • 27°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 96.400 1.32
  • Altın: 144,414 -0.08
  • Dolar: 3,5647 -0.65
  • Euro: 4,0036 -0.33

Eylem değil eylemsi

Abdulkadir Özkan

Memura toplu sözleşme hakkı verilmesinin sorunun çözülmesi anlamına gelmediğini işin başında belirtmiştik. Çünkü, grev hakkı olmayan toplu sözleşme hakkının fazla bir anlam ifade etmediğini görmek için allame olmaya gerek yoktu. Zaten hükumet ile ilk defa toplu sözleşme masasına oturan memur sendikalarının yaşadığı toplu sözleşme hakkı yokken ki halden farklı değildi. İşin başında sendikalar isteklerini açıkladılar. Buna karşılık hükumet de bir teklif sundu. Ardından pazarlık başlayacak sanılırken hükümet son sözünü söyledi ve konu hakeme kaldı. Eskiden de böyle oluyordu. Halbuki sendikaların istekleri kabul edilemeyecek, ülkeyi batıracak telifler olmadığı gibi pazarlığa açık tekliflerdi. Ne var ki toplu sözleşme görüşmelerinde hükümet pazarlık kapısını daha işin başında ilk teklifi ile kapatmıştı.

Herne ise... Derdim hükümet ile memur sendikaları arasında toplu sözleşme görüşmelerinin detayını aktarmak değil. Çünkü, iktidarın tüm ekonomik politikalarının sermaye sahiplerinden yana olduğunu, her türlü destek ve teşviki işverenlere yaptığını biliyoruz. Bu bakımdan şahsen işin başından beri memurların rahatlamasını sağlayacak bir zam verilmeyeceğini tahmin etmek güç değildi.

Kaldı ki devlet kapısında memur olabilmek için 100 kişilik bir işe binlerce insanın müracaat ettiği, 125 bin öğretmenin atama beklediği bir ülkede, yani işsizliğin zirve yaptığı bir noktada ister memurlar ister işçiler olsun pazarlıkta ellerinin güçlü olması mümkün değildir. Çünkü bugün asgari ücretin altında bir rakama çalışan ve çalıştırılan insanlar var.

Bu bakımdan memur eylemleri kıran kırana bir eylemden çok eyleme benzer bir görüntü vermekten öte gitmedi. Özellikle de öğretmenlerin bir günlük iş bırakma eylemi bunun açık örneği idi. Kaldı ki bazı meslek mensuplarının işi bıraktım demelerinin mümkün olmadığını söylemeye bile gerek yok. Bir doktorun karşısına gelen hastaya, "Bugün eylem yapıyorum sana bakamam demesi" düşünülebilir mi? Aynı şey öğretmenler için de geçerlidir. Grev yapsa evinde oturmayı tercih etse bile aklı okuldaki çocuklarında olmaz mı? Dün olayın bu yönünü yakından izledim. Geçmişte kendim de öğretmenlik yaptığım için çocukların insanın bacaklarına dolanmasını, o küçücük yavruların insanın vücudunu yerden nasıl kestiklerini anlamadan sürükleyip sınıfa soktuklarını çok iyi bilirim.

Salı gününden ertesi günü öğretmenlerin iş bırakacağı söylentisi yayılmıştı. Bu bakımdan veliler çocuklarını okula göndermekte tereddüt ettiler, genellkle de çocukları ile onlar da okula gittiler. Eğer öğretmenleri gelmeyecek olursa ellerinden tutup eve geri getirmek için.

Bazı öğretmenler gelmiş ders zili çalıp örenciler sıra olunca yerlerini almışlardı. Ancak, diğer günlere oranla öğretmenlerin azlığı dikkat çekiyordu. Zilin çalmasından bir süre sonra öğretmenler biraz çekingen bir şekilde başladılar. Ancak, öğretmeni gelmeyen öğrencilerin sıkıntılı hali gözlerden kaçmıyordu. Gözleri kapıda öğretmenlerini bekliyorlardı. Bu arada bazı öğrenciler uzaktan öğretmenlerini görünce sıradan çıkarak koşup öğretmenlerinin bacağına sarıldılar. Öğretmelerini okulun bahçesine adeta sürüklediler. Öğretmenler ise derse girmek istemeseler de öğrencilerinin direnişine teslim oldular... Kaldı ki öğretmenler hiçbir zaman öğrencilerine küsemezler. Belki kırılabilirler ama küsme hakları yoktur. Onların yaptığı da aslında öğrencilerine karşı değildi. Bir günlük grev ile hükumeti uyarmak, çektikleri maddi sıkıntıya dikkat çekmek istiyorlardı. Ama, onu da duygularına teslim olarak başaramamışlardı. Önce, evlerinde duramayarak okulun yakınına gelmekle, sonrada öğrencilerine görünmekle grev istekleri sona ermişti. Bu bakımdan memurları özelliklede öğretmen ve doktorları greve gitmek zorunda bırakmamak gerekiyor. Yöneticiler buna bir çözüm bulmalıdırlar.

Öğretmeni öğrencilerinden, doktoru hastalarından ayrı tutmak etle tırnağın birbirinden ayrılması gibi taraflara acı verir. Bu acıyı duymayanlara ise zaten söylenecek söz kalmaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.