26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 12°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • 5°C Afyon
    • -6°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 9°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Ayık Gezmek, Aşk Ehlinin Âdeti Değildir

Ahmet Doğan İlbey

Fakîre, yüreği fikirli ateşler içinde yanan Oflu Süleyman nâmıyla maruf genç bir gönül dostundan mektup geldi ki, mesuliyeti ağır bir vecd içinde kıvrandım durdum:

“Oflo oflu Arz-ı Hâlimiz
Ak saçlı hüzünkâra;
Saldınız yüreğimize en acı dumanı, zararı yoktur dediniz sağlığa. En keskin kelimelere sardınız yüreğimize saldığınız dumanı, fikir koydunuz adını. Hasan Sabbah’ın müritlerinden beter sarhoş ettiniz bizi. Ne zaman ayık görseniz “yüreğiniz yanınızda mı efendi?” dediniz ve yürek sızılarına hapsettiniz bizi zil zurna sarhoş olana dek. Sonra bir güvercin gibi saldınız bu kentin sokaklarına; betonarme evlerin bacalarına konduk olmadı, fabrika bacalarının kara dumanları arasında süzüldükte zehri sızlatmadı yüreğimizi. Tâ ki salaş bir çayhanede demli bir çayla içimize çektiğimiz dumana türkü karana dek.”

Ey azizan! Gücünü hüzün ve türkülerden alan kelimelerimi din ü millet aşkı üzere bilip, ulvî ve fikrî “âh”lardan meydana gelen “acı duman” olarak yüreğine çeken dostun ateşinde yanmayıp da ne yapayım?

Hüznü ve türküyü yüreğine bir duman gibi çekmek, millet-i beyzânın bütün sızılarını çekmek demektir. “Acı dumanı” hüzün ve türkülere karıp yüreğine çeken, yani âli memleket dâvasını kendine sızı edinen dost sarhoş olmuşsa bu ülke kurtulacak demektir.

“ACI DUMAN” YÜREKTEN ÇIKAN BİR “ÂH” DIR

Ona derim ki: Yüreğine çektiğin “acı duman”, muazzez ve mazlum milletin, “inkılâpçı diktalardan” çektiği zulümlerin “âh”ıdır. “Sağlığa zararlı değildir” dediğim bu duman, necip milletin bin yıllık hafızasını boşaltan, yüreğini kanlı pençesiyle kanatan, mabetlerini ahıra çeviren, Kitab-ı Azimmüşşan’a “örümcekli manzumeler” diyen apoletli lâ-dinî cumhuriyetçilerin kanunlarının hâlâ yürürlükte oluşundan duyduğumuz “âh” dır.

Yüreğin yettiğince çekmelisin bu dumanı. Seni ve millet-i âliyi hüzne ve türküye karılmış bu duman kurtaracaktır. Bu duman ki, İslâmların yüreğini pörsümekten, ataletten ve gevşeklikten âri tutar. Öyle ki, bu dumanı her beş vakit çekmek gerek kalbin en derin yerine. Böylece her daim kabarmalı ve İslâmların Türkiye’si olmalıdır yüreğin…

HÜZÜN, TÜRKÜ VE DUMAN; ZİKİR, TAAT VE DUA

Hüzün, türkü ve duman; zikir, taat ve duamızın ateşleyicisi ve hattâ ikizidir. Hakikat aşkına tutulmuş bir yüreğin seyr ü sülûkudur. Hüzün, türkü ve dumanın “sağlığa zararlı olduğunu” düşünenler gaflettedirler. Ulvî sancıyı unutanlardır. Sancısız Müslümanlardır. Yatsıyı kılıp tatlı yedikten sonra yatıp uyuyanlardır.

Sen, hüzün ve türküye karıp dumanını çekmeye devam et aziz dost.

Sorarım ayık gezene: Ayık gezmek, sancısız insan ve sancısız Müslümanlık değil midir? İslâm neşvesini bilmemek ve Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın dâvasının asıl yüzü olan hüznü yaşamadan yiyip içip taat eden sızısız bir beşer olmak değil midir?

AYIK GEZMEK AVÂMIN, SARHOŞLUK EHL-İ İRFANIN İŞİDİR

Ayık gezmek, avâmın işidir. Sarhoş olmak ise ehl-i irfanın hallerindendir. Ayık gezmek, hamlıktır Müslümana. Sahâbe-i kirama, Hz. Yunus’a, Hz. Mevlâna’ya, mürşid-i kâmillere, tac ü tahtı terk edip derviş olan sultanlara yüz çevirmektir

Ayık gezmek, sûretten vazgeçip Pervâne gibi kendini aşk ateşine atanların mânevî cezbesini tatmadan yaşamak demektir. Ayık olmak, aşk ehlinin âdeti değildir.

YÜREĞİNDE SIZI OLAN MÜSLÜMAN AYIK GEZEMEZ

İslâmlar, sersefil haldeyken, Kur’ân-ı Kerîm’i madde ve mânamıza, hayat ve nizamımıza bir bütün olarak sokamamanın aczini yaşarken, bu ülkede İslâmlar hâkimiyet ve meşrûiyetin sahibi ve belirleyicisi değilken nasıl ayık gezilir aziz dost?

Dicle’de bir kurt bir kuzuyu kapıp yerken, Ankara rejiminin yüz çivisinden biri dahi çıkartılamamışken, Batı’nın necis nefesi hâlâ İslâmların ensesinde dolaşırken, “komşusu açken tok yatan” Müslümanların gerine gerine ortalıkta dolaşıp “adam” yerine konulduğu bir zamanda nasıl ayık gezilir?

Meramımı, tekke şiirinden, yani temasını Allah aşkıyla sarhoş olmanın üstüne kuran şiirlerden seçtiğim mısraların şerhini harmanlayıp anlatmak istiyorum:

“Ey sâkî aşk şarabı aklımı sarhoş etti; aşkın ruh artırıcı içkisinin zevki canıma can kattı. Aşk Cem’i ezelde kime aşk şarabı sunduysa o, ebediyen aşk sarhoşu oldu. Aşk şarabı beni öyle sarhoş etti ki yüz kıyamet kopsa ayılmam. Kâsesi aşkla kırılan sarhoşa Cem’in kadehi de sunulsa almaz. Aşk Cem’inin kadehi insanı sarhoş eder, aklını başından alır; kişiyi iki cihandan vazgeçirir. Arif isen yürü aşk şarabını iç; aşkın bir âlemi iki cihanın zevkine değer. Kulağıma aşk kurutuluşuna gelin çağrısı gelinceye dek sabuh kadehini sabah tayını yaptım.”

AYIK GEZEN MÜSLÜMANA SARHOŞ OLMASINI TAVSİYE EDERİM

Anlaşıldığı üzere Müslüman’ı ham ervah olmaktan çıkarıp aşk erbabı, yani sarhoş olmayı tâlim ettiren tekke şiirimiz hakiki aşkın sarhoşluktan geçtiğini ve ayık gezmemek gerektiğini tavsiye ediyor. Tekke şiirimizin “sarhoş ol” tavsiyesini anlamayan sızısız Müslümanlara âcizâne ben de ayık gezmemelerini tavsiye ederim.

Şüphesiz ki tavsiye ettiğimiz ayık gezmemek ve her daim sarhoş olmak tasavvufî mânadadır. Divan şairleri sarhoşluğu ve ayık gezmemeyi tasavvufî aşkın kamçısı olarak övmüşlerdir.

“Ben muhabbet şarabının sarhoşuyum; ezelde bana aşk içkisi içirildi” sözünün, mâna âleminde sarhoş gezmek anlamına geldiğini bilmeyen biri “acı dumanı” hüzün ve türküye karıp yüreğine çekemez ve elest meclisinde payına aşk, yani sarhoşluk düştüğünü idrak edemez.

Tasavvuf tarihimiz ve edebiyatımız, kendini Allah’a adayan sarhoşlar tarihidir. Hasan-ı Basri, İbni Arabi, Fuzûli gibi ağır aşk sarhoşlarının şathiyat, nâra ve nidalarıyla doludur.

ŞERİATIN ÖLÇÜLERİNCE SARHOŞ YAŞAYIN

Hz. Mevlâna gibi her an sarhoş olmak; namazda, câmide, Rabbin huzurunda sarhoş olup aşk ve huşûyu yakalamak…

Bir yetimin başını okşarken kalbiniz pür-sarhoş olmalıdır. Anaya babaya ve dost bildiklerinize giderken sarhoş olup çıkın yola… İbrahim Ethem Hazretleri gibi çarşıda, pazarda sarhoş dolaşın…

Bir memleket dâvasını savunmaya muhakkak ki sarhoş hâldeyken başlayın. İçinizde cevelan eden edebî duygu ve fikirleri sarhoşken yazınız, görün ne kelimeler dökülecektir yüreğinizden. Şeriatın ölçülerince sarhoş yaşayan sâlih kullardan olmak ne güzel.

Bir deneyin, derim.

Fakîre ağır zarf atan Oflu Süleyman’a hayatını sarhoş olarak sürdürmesini söylesem ona yazık etmiş olur muyum?
---------------------------------

İLÂVE YAZI:

BAHAETTİN KARAKOÇ VE ABDURRAHİM KARAKOǒA
ÜSTÜN HİZMET ÖDÜLÜ

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nin 23 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleştirdiği “Kahramanmaraş Kültürüne Hizmet Ödülleri ve Âşıklar Şöleni” hayli kalabalık dinleyicilerin ilgisiyle coşkulu bir şekilde tamamlandı.

KSܒnün bünyesinde kurulan “Kahramanmaraş ve Yöresi Kültür Değerlerini Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin ilk kez başlattığı bu programda şehrin kültürüne eserleriyle hizmet edenler ödüllendirildi. Bunlar içinde en dikkat çeken ve geç kalınmış iki değerli ve usta şair vardı ki, bu şairler Bahaettin Karakoç ve Abdurrahim Karakoç’tu.

KSÜ, kurulduğundan bu yana bu iki usta şairin şehrin kültürüne yaptıkları hizmetin (aslında Türkiye’nin demek lâzım) hakkını teslim etmek vazifesinde geç kaldığı içindir ki, 28 Şubat’ların karanlık uygulamalarının ardından nihayet vefa borcunu yerine getirdi.

Bu vefa borcunun yerine getirilmesinde emeği ve fikri olan kişilerin en başında “Kahramanmaraş ve Yöresi Değerlerini Araştırma ve Uygulama Merkezi” Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği K. Maraş Şubesi Başkanı Öğr. Gör. İsmail Göktürk vardı. Öyle ki, “Maraş’ta üniversite var mı?” diyerek yıllardır serzenişte bulunan ünlü şair Bahaettin Karakoç’u evinden alıp bir kuş misâli kazasız belâsız küstürmeden konferans salonuna getiren ve sonra mutmain bir şekilde evine götürüp ateşine ortak olan İsmail Göktürk idi.

Abdurrahim Karakoç’un hasta olması ve hastanede yatması sebebiyle ödülü yeğenine teslim edildi.

Bahaettin Karakoç, salondaki coşkulu ortamda, şehr-i Maraş’a yaptığı kültür hizmetinin resmî kurumlarca yeteri kadar dikkate alınmadığı hususunda haklı sitemlerini gür sesle dile getirdi. Ardından, başta KSÜ Rektörü olmak üzere kalabalık dinleyicilerle etrafı bir hâle gibi çevrildi. Gençlerle kucaklaştı, hayranlarıyla fotoğraf çektirdi.




UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.