Aziz Üstel

Aziz Üstel

Ne zaman Sarıkamış’ı düşünsem gözlerim dolar!

Ne zaman Sarıkamış’ı düşünsem gözlerim dolar!

Bilirsiniz elbet, Osmanlı 11Kasım 1914’te resmen büyük savaşa girdi. Başkomutan Enver Paşa’nın dışında kimsenin kış taarruzu diye bir fikri yoktu. Çünkü Balkan bozgunundan yeni çıkmış ordu zor duruyordu ayakta; eksiği gediği saymakla bitmezdi. Sarıkamış coğrafyası çetin mi çetin, kışsa pek ağırdı o yıl. Ne var ki, Enver Paşa Rus’ları apansız bastırıp tarihe adını altın harflerle yazdırmak istiyordu! Yapma, etme diyenlere kulak asmadı. Eksiği gediği yolda tamamlayıp, yırtığı söküğü de Sarıkamış’a kadar dikebileceğini düşünüyordu. Enver Paşa ilk iş, kıdem ve tecrübeyi çöpe atıp Harbiye Mektebi’nden hocası Hasan İzzet Paşa’yı 3. Ordu komutanlığına atadı! Sarıkamış’ı tüm şiddetiyle yaşayan isimsiz bir asker, günlüğüne şunları yazmıştı : “Bu yaz iki alayımızla Yemen’den buraya gönderildik. Yola çıktıktan dört ay sonra ulaştık ki, Arabistan’ın cehennemi sıcağı Eleşkirt’in ayazı yanında nimet-i ilahi imiş. Burada çadırın perdesi buz kesmiş oğlan kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım beni sıhhiyeye nakletmiş ise de tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp tekrar takımıma döndüm...”

Bütün perişanlığa rağmen 9-18 Kasım tarihinde 3. Ordu, Rusları Köprüköy’de durdurdu. Ama Kumandan Hasan İzzet Paşa, karnı aç, başıkabak, yalınayak askeri kış şartlarının iyice sertleşmesini de hesaba katarak, geri çekilen Rusların üzerine salmadı.

Enver Paşa hocasını azletti, 3. Ordu’nun başına kendi geçti ve asıl facia başladı! Zemheri denilen kışın en soğuk günlerinde 3. Ordu’ya bağlı 9, 10 ve 11. kolordular saldırıya geçti. Kar kalınlığı kimi yerlerde bir metreyi geçiyordu; sıfırın altında 40 derece soğuk varken Rus’un askeri kaç para, kurşunu kimin umurundaydı! Gece askerler donmaya başladı! Adım bile atamıyorlardı artık. Donmamak için oldukları yerde zıplıyor, kendilerini yerden yere atıyor ama ayak parmaklarından başlayan buzlanma yavaş yavaş, bütün vücutlarına yayılıyordu. Ayşe Hür Hanımefendi’nin deyimiyle “ortalık kardan heykellerle dolmuştu.”

Kuruköy’e ulaşabilen asker sayısı 3 bin 200 kadardı ve Rus Kurmay Başkanı Pieteroroviç raporuna, “onları teslim almadım. Çünkü bizden çok önce Allah’larına teslim olmuşlardı!” diye yazmıştı.

Enver Paşa inadı sürdürdü, dahası “geri dönen vurulacaktır” emrini vermekten de kaçınmadı. Ve 1 Ocak 1915’de Albay Hafız Hakkı Paşa, başkumandan vekiline, “bitti paşam. Ordumuzun kısm-i küllisi mahvoldu” dedi.

Enver Paşa cepheden ayrılmadan önce şu raporu yollayabildi Harbiye Nezaretine: “Harekat, Rus ordusunun kat’i surette mağlubiyeti ile neticelenmediyse de, düşmanı hudut haricine çıkarmaya ve düşman arazisinin bir kısmını istilaya ve hasım ordunun iyice sarsılmasına meydan verdik.” Gerçekleri saklamak için her türlü yola başvuruldu, sansürün en acımasızı uygulandı basına. Gerçek kayıp sayısı ilk kez, 1993’de 109 bin 274 olarak açıklandı Genel Kurmay Başkanlığınca. Sonra, 18 Aralık 2007’de Genelkurmay, Sarıkamış’ta tek kurşun sıkmadan donarak ölenlerin sayısını 60 bin olarak ilan etti resmi sitesinde. Nur içinde yatsınlar.

Enver Paşa’yla geçinemediğinden Irak’a gönderilen Alman Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kafkasya’da maalesef Napolyon Bonapart olduğunu sananlar, ordularını büyük zarara uğratmışlardır!”

Mehmet Akif, Sarıkamış’ı düşündükçe” Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan yatıyor şimdi! “ diyecektir. Kendini Napolyon sananın kimliğine gelince, onu da, bir zahmet, siz tahmin edin!

(Kaynak: Sayısız kaynak vardır. Öteki Tarih-Ayşe Hür-Profil Yayınları, bunlardan biridir ve çok daha ayrıntılı anlatır Sarıkamış faciasını.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aziz Üstel Arşivi