19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 16°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 10°C Balıkesir
  • BIST: 106.926 -0.06
  • Altın: 151,429 -0.02
  • Dolar: 3,6718 -0.12
  • Euro: 4,3287 0.21

İstanbul Elden Gitti!..

M. Şevket Eygi

İstanbul'un ideal nüfusu en fazla 4-5 milyondur.

Şehir nüfusu şu anda 20 milyonu aşmıştır.

Böyle giderse on yıl içinde 40 milyon olacaktır.

(Rakamlarda mübalağa yoktur...)

Türkiye'yi ve İstanbul'u bir felaketten kurtarmak istiyorsak İstanbul nüfusu derhal dondurulmalı ve bir kişi bile olsa artmasına izin verilmemelidir.

72 milyonluk Türkiye'nin bir şehrinde 20 milyon, daha sonra 40 milyon nüfus toplanması siyasî, sosyal, kültürel, biyolojik depremlere, patlamalara ve yıkımlara yol açar.

İstanbul'un nüfusunu beş milyona indirmek için çok ciddî planlar ve programlar yapılmalıdır.

Nüfus ülke sathına dengeli ve adaletli bir şekilde dağıtılmalıdır.

İstanbul ve civarındaki arazi ve yapılaşma çılgın rantlarına son verilmelidir.

Bütün aydınlar, bütün halk "Türkiyenin bir kısmı niçin böyle boşaltılıyor?" sorusuna cevap aramalıdır.

Büyük İstanbul depremi yaklaşıyor.

Vâli bey: "Bu depremde tahmin edilen ölü sayısını söylemeye dilim varmıyor" diyor.

Ve İstanbul hâlâ çılgınca büyüyor, büyütülüyor.

Depremden kurtulacak vatandaşların çadır kuracağı yeterli alan yok.

Son on sene içinde meydanlara, boş mekanlara, yeşil sahalara binalar dikildi.

Şehrin civarı çepeçevre yüksek bina inşaatı ile dolu. Bunlara insanlar yerleşince, trafik başta olmak üzere her türlü sıkışıklık daha da artacak, hayat çekilmez hale gelecektir.

Boğaz'a üçüncü köprüyü yapmak çare ve çözüm değildir.

Üç değil, on üç köprü yapılsa problemler halledilmez.

Seksen küsur milyonluk Almanya'nın Berlin'i beş milyon.

Altmış milyonluk İtalya'nın Roma'sı dört milyon...

Çin'deki Şahghay'ın büyüklüğü bize ölçü ve örnek olmaz. Çünkü Çin'in nüfusu bir buçuk milyardır...

Beş milyondan fazla nüfusu kaldıramayacak bir şehre, bunun dört misli nüfus koyarsanız orasını biyolojik ve sosyal bir saatli bomba haline getirirsiniz.

Ancak yirmi tavuğu barındıracak bir kümese seksen tavuk doldurursanız hayvanlar birbirine girer ve bir kısmı ölür, kalanları da stresli ve hasta tavuk olur.

İstanbul, yekun olarak trilyon dolarlık bir rantistan haline gelmiştir.

Mega İstanbul'da mafyalar cirit atmaktadır.

İstanbul halkı trafik derdinden dolayı mutsuzdur, huzursuzdur.

Sabah akşam evden işe işten eve gitmek için bir vatandaş üç saat kaybediyorsa, böyle bir kayıp topyekun iş ve iktisat hayatına büyük darbe vurur.

Vatandaşların yeterli miktarda parklara, yeşil alanlara, korulara, küçük sun'î göllere ihtiyacı vardır.

İstanbul'un sağlıklı nefes almaya, temiz havaya ihtiyacı vardır.

Türkiye gibi yüzölçümü geniş bir ülkede göklere yükselen toplu meskenler, rezidanslar yapmak çok yanlıştır.

İnsanlar küçük bahçeli müstakil evlerde mutlu olur.

Ev mal değil yuvadır.

Devleşen şehrin âsâyişini, huzurunu, güvenini korumak çok zordur, hattâ bir sınırdan sonra imkansızdır.

İstanbul'u bekleyen büyük tehlikeler:

1. Büyük deprem...

2. Boğaz'da yanıcı, patlayıcı, parlayıcı madde yüklü iki geminin çarpışması...

3. Ortadoğu'da, Balkanlarda, Kafkasya'da patlak verecek ve Türkiye'ye de sıçrayacak bir savaşta mega kentin ekmeğini, suyunu, kışın yakıtını sağlamak çok zor olacaktır.

Bir teklif: Çürük binalarla dolu geniş mekanlara sağlam rezidanslar yapılacağına, halk uzak yerlere kaydırılmalı, yıkılacak binaların yerine yeşil sahalar, korular, küçük göller yapılmalıdır.

İstanbul'un nüfusunu beş milyona indirmek mümkün müdür?

Böyle bir şey muhal ve mümteni (kesinlikle olmaz) olmadığına göre elbette mümkündür.

Lakin bunun için önce niyet lazımdır.

Sonra plan ve program.

Üçüncü olarak irade.

Dördüncü olarak mâlî imkan.

Gazetelerin, dergilerin, tv'lerin, aydınların, yazarların, düşünürlerin, üniversitelerin dev İstanbul faciası konusu üzerinde niçin yoğunlaşmadıklarına şaşmamak kabil değildir.

Bu konuda olumlu/yapıcı olmak şartıyla alabildiğine tartışılmalıdır.

İstanbul çökerse Türkiye de çöker.

İstanbul iyi olursa Türkiye de iyi olur.

İstanbul'un bugünkünden daha büyük olması millî bir felaket olur.
* (İkinci yazı)
Müslüman Lokantası Müslüman Okulu

Bir lokanta açarsın, ticarî bir mekandır, herkes gelir yemeğini yer, parasını öder. Müslüman da gelir, Hıristiyan da, ateist de, Marksist de...

Sosyolojik musallâ Müslümanı lokantasında içki satar ama musalli gerçek Müslüman satmaz, satamaz. Çünkü bunu İslam, Kur'an, Sünnet, Şeriat uygun görmez.

Özel bir lise açarsın, Müslüman ve gayr-i Müslim öğrenci alırsın. Onları eğitirsin. Lakin bu okulda bir Müslüman olarak şu hususlara dikkat etmen gerekir:

1. Gayr-i Müslim öğrencilere hiçbir baskı yapmamak şartıyla Müslüman öğrencilere cemaatle namaz kıldırırsın, onlara ilmihal öğretirsin.

2. Okuldaki derslerde İslam dinine, İslam itikadına, Kur'ana, Sünnete, Şeriata aykırı ders okutmazsın.

3. Erkek kız karışık öğrenci almazsın.

4. İslam'a aykırı hiçbir ideolojinin propagandasını yapmazsın, yaptırmazsın.

Bir otel açtın diyelim...

1. İyi, dindar, Allahtan korkan bir Müslümansan içki satmazsın.

2. Otelini evli olmayan çifterin genelev gibi kullanmasına izin vermezsin.

Zamanımızda bazı özel İslam okulları var ve bunların bütüan öğrencileri içine alacak genişlikte mescidi yok, eğitim saatlerine rast gelen namaz vakitlerinde ezan okunmuyor ve topluca namaz kılınmıyor. Böyle bir şey İslam'a, Kur'ana, Sünnete aykırıdır. Böyle İslam mektebi olmaz!

Müslümansan İslama, Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata, İslam ahlakına uyacaksın.

Adı İslam mektebi ama içinde cami yok, cemaatle namaz yok, din dersi yok; bol bol şu veya bu cemaat ve onun başındaki zatın propagandası yapılıyor. Ne yapayım ben böyle okulu.

İtiraz ve mazeret: Efendim bu dediğin şeylere izin vermiyorlar...

Eskiden böyleydi ama şimdi durum başka, yap benim dediklerimi, engel olurlarsa o zaman mazeret ileri sürebilirsin.

Müslümanların, bütün öğrencilerin beş vakit namazı cemaatle kılacakları İslam özel liseleri açmaları gerekir.

Böyle liselerde her sabah bir saat Kur'an ve din dersi olacaktır. Bu dersleri Hindistan'da, Pakistan'da, Şam'da, Kahire'de, Bağdad'ta ve diğer bilâd-ı islamiyede Şeriat okumuş icazetli hocalar, sarıklı ve cüppeli oldukları halde vereceklerdir.

Bu lisede M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra çıkartılmış Kemalizm ideolojisi din gibi okutulup benimsetilmeyecektir.

Bu okullarda Darvinizm teorisinden bahs edilecek, fakat yanlış olduğu ilmen ispat edilecektir.

Özel liseler açıp işleten muhterem Müslüman kardeşlerimi uyarıyorum:

a. Bu okullarda Müslüman öğrencilere namaz kıldırmazsanız sorumlu olursunuz.

b. Çocuklara yeterli miktarda ilmihal, akaid, dinî ahlak öğretmezseniz yine sorumlu olursunuz.

c. Öğrencilerinize yüksek ahlak ve karakter kazandıramazsanız sorumlu olursunuz.

ç. Sizin okulunuzdan mezun bir genç hayata atılacak ve rüşvet alacak, haram yiyip kara para zengini olacak, İslam'a aykırı işler edecek. Bunlardan hep siz sorumlu olursunuz.

Evet, Müslümanların özel okul açmaları lokanta açmalarına benzemez.

Özel Müslüman hastane açmak da böyledir. Büyük sorumluluğu ve vebali vardır. Ağır hasta... Komada... Tıbben ölmüş sayılır... Bu zavallının ağzına burnuna sondalar takılıyor, damarlarından serum ve bir sürü ilaç veriliyor, pahalı iğneler yapılıyor... Ölecek ama maksat iki gün daha bitkisel hayatta tutmak ve yüklü faturalar kesmek... Allahtan korkun, haramdır bu, ahlaksızlıktır bu... Bırakın rahat ölsün o hasta.

Söze lokanta ile başlamıştım yine lokanta ile bitireyim:

Beş vakit namaz kılan sofu Müslüman bir lokanta açarsa şöyle olmalıdır:

O civarda bizim Hacının lokantasından daha lezzetli yemek yapan başka lokanta olmamalıdır.

Dost düşman herkes oraya gelip yemek yemelidir.

Belediye bir porsiyonda 100 gram et olacak diye mi yazmış, bizimkinde 105 gram olmalıdır.

Aşçıların, garsonların, patronun güler yüzü herkesi mutlu ve memnun etmelidir.

İçkisiz ağzına lokma koymayanlar bile çar nâ çar oraya akın etmelidir.

Günde en az beş gerçek fakire bedava yemek verilmelidir. (Gösteriş yapmadan, duyurmadan...)

Müşterilerin göreceği bir yere "Doyduktan sonra yemek israf ve haramdır" levhası asılmalıdır.

Yayla yoğurdundan ayran, nefis üzüm şırası, yazın buzlu siyah erik hoşafı suyu, gerçek balla yapılmış temr-i hindi şerbeti, naneli saray limonatası (limon konsantresinden yapan haindir!), üzerinde bir tutam çam fıstığı olan, ince dar bardakta sunulan Beyrut cillabı ve bunlara benzer nefis içecekler yapılırsa şarap müptelaları bile koşar gelir.

Yanlış: Müslümana her şeyin en lüksü, en israflısı, en pahalısı, en ihtişamlısı, en şaşaalısı, en gösterişlisi layıktır... Yanlış bin kere yanlış...

Doğrusu: Müslüman her işin, her hizmetin en iyisini yapar.

02.06.2012

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.